Sürekli nitelikte bir uluslararası ceza mahkemesi kurulması fikri çok eskilere dayansa da bu fikir ancak 2000’li yıllarda gerçekleşebildi. Bu gecikme için birçok şey söylenebilir. Fakat görünen en temel neden, böyle bir mahkemenin fonksiyonel olması ve başarı göstermesi için küresel bir temele ve desteğe sahip olması gerektiği, ve bu desteğin uzunca bir süre sağlanamaması idi.

Kerry Neden Kaybetti?

Kerry ve Demokratların son seçimlerdeki ciddi düşüşlerinin altında ne sebepler yatıyor? Bush’un son seçimleri büyük bir farkla kazanmasının ardında biraz da Demokratların hataları ve dezavantajları yatıyor.
Buna bağlı olarak da Türk hükümeti –istese de istemese de- soykırım iddiları konusunda adım atmak zorunda kaldı. Sonraki aşamalarda belki de bazı tavizler vermek zorunda kalacak veya AB içinde Türkiye’nin tam üyeliği aleyhinde bir tutum içinde olanlara somut kozlar verecek.
Ulus-devlet merkezli uluslararası sistemin hakimiyetini sürdürmesi sözü geçen sürekli nitelikli bir UCM fikrinin gerçekleşmesinin önündeki diğer engel olmuştur. Egemen ulus devletler, genel olarak kabul gören bu fikrin gerçekleşmesi durumunda ulusal çıkarlarının nasıl etkileneceğini tam olarak kestiremedikleri için olsa gerek UCM konuusnda somut adımlar atmaktan kaçınmışlardır.

AB-ABD Ve Uluslararası Ceza Mahkemesi

1998 yılında Roma’da düzenlenen konferansa katılan çok sayıdaki devletin imzaladığı Roma Statüsü’nün beş yıl gibi kısa bir süre içinde 60 ülke tarafından onaylanmasıyla resmen 2003 yılında faaliyete başlayan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) henüz varlığı ciddi anlamda hissedilmese de ABD ile AB arasında gerginliğe neden olmuş durumda.
Irak Savaşı sürecinde bozulduğu açık bir şekilde gözlenen AB-ABD ilişkilerinde yumuşamayı sağlamak adına ilk üst düzey ve somut girişim, Avrupa’yı süreçte dışlamakta hiç tereddüt göstermeyen ABD’den geldi. Dışişleri Bakanı Rice’ın görevine başlar başlamaz Avrupa’ya gitmesi, hemen ardından da bizzat Başkan Bush’u Rice’ı takip etmesi bunun en önemli göstergesi.

Bush’u Kim Veya Ne Durdurabilir?

George W. Bush, 2004 yılının Kasım ayı başında yapılan seçimlerde yeniden seçilmesinin ardından hiç vakit kaybetmeden Irak’ta şiddeti yeniden tırmandırdı. Herkesin malumu olan Felluce saldırıları Bush’un yeni dönemdeki politika davranışlarının nasıl olacağı yönünde ilk ipuçlarını da veriyordu.
Amerikan askerlerinin Irak’ta, özellikle de geçtiğimiz günlerde operasyonlarını yoğunlaştırdığı Felluce’de yaptıkları, tabii olarak gerek Türk gerekse dünya kamuoyunda tepkilere neden oldu. Resmi sıfatı olan kişiler de bu tepkilere katıldı. Gerçi gerek hükümetlerin gerekse üst düzey devlet adamlarının Irak’ta yaşanan trajediye yeterince kararlı ve sert bir karşılık vermediği çok açık.

Bush Nasıl Kazandı?

Amerikalılar ile birlikte bütün dünyanın merakla beklediği Amerikan Başkanlık seçimleri sonuçlandı. 2000 yılındaki kadar olmasa da çekişmeli geçen seçimleri George W. Bush kazandı ve 2008 yılı sonuna kadar Beyaz Saray’da kalma vizesi aldı.
“İnsan hakları” ihlallerinin önemli bir sorun olarak görülmesi çok eskilere dayansa da “insan hakları”nın uluslararası politikanın önemli bir gündem maddesi olarak tanınmaya başlamasının üzerinden sadece yarım yüzyıldan biraz fazla bir zaman geçti.
Amerikan siyasal sisteminin iki partiye dayalı olarak işlediğine dair yaygın bir kanaat var. Hukuken seçimlere veya diğer siyasi faaliyetlere ikiden fazla partinin katılımının önünde herhangi bir engel olmamasına rağmen Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti dışında şimdiye kadar Amerikan siyasi hayatında hakimiyet kurmuş başka bir siyasi harekete rastlanmadı.
Bilindiği üzere ABD’de 2 Kasım’da ABD ile birlikte tüm dünya halklarını ve uluslar arası sistemi etkileyebileceği düşünülen Başkanlık seçimleri yapılacak. Seçim tarihi yaklaştıkça seçimlerin kimin zaferiyle sonuçlanacağı ile ilgili tartışma ve tahminlerin sayısında da büyük bir artış görülüyor.