1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli katkıların sağlandığı bilinmektedir.
1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli katkıların sağlandığı bilinmektedir.
Süregelen sorunlarına karşın, yıldızı parlayan bir kıta olarak tanımlanan Afrika, mevcut potansiyeli itibariyle dış güçler nezdinde stratejik önemi her geçen gün artmakta olan ve rekabetin yoğunlaştığı bir coğrafya şeklinde nitelendirilmektedir.
Türk dış politikasının yakın dönemdeki başarı hikâyesi olan Afrika açılımı, ilişkileri kurumsal bir platforma taşımayı amaçlamış ve çok taraflı dış politika anlayışımızın güzel bir örneğini temsil etmiştir. Her ne kadar, 1998 tarihli “Afrika’ya Açılım Eylem Planı” dış politikada eksen kayması şeklinde tenkit edilse ve AB’ye tam üyelik hedefi ile çelişen bir tercih şeklinde yorumlansa da kıtanın en büyük dış ticaret ortağının AB olduğu gerçeğinin dikkate alınmadığı açıktır.

4. Avrupa Birliği (AB) - Afrika Zirvesi

“İnsana, Refaha ve Barışa Yatırım” ana teması ile 2-3 Nisan 2014 tarihlerinde Brüksel’de icra edilecek AB – Afrika Zirvesi, dört yıl aradan sonra Avrupalı ve Afrikalı liderleri yeniden buluşturacak bir platform olacaktır. Kahire (2000), Lizbon (2007) ve Tripoli (2010) Zirveleri’nin ardından dördüncü buluşma niteliğindeki Brüksel Zirvesi’ne katılımını teyit eden 48 Afrika ülkesinden 41’i Devlet ve Hükümet Başkanı düzeyinde temsil edilecek.
Ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli ekonomilere sahip olan Afrika ülkeleri, ekonomik dönüşümlerini sağlayabilmek adına ortaklığa ihtiyaç duymaktadırlar. Bölgesel bütünleşme şeklinde ifade edilen ortaklık modeli, mevcut gereksinimden yola çıkarak kıtanın yararına olacak şekilde genel ekonomik performansın gelişmesini, kıta içi ticareti teşvik etmeyi, Doğrudan Yabancı Yatırımların çekilmesini ve Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşılmasını amaçlamaktadır.