“Dolanık Siyasal İktisadın” Yeni Mimarisi: Üçgenden Richard E. Wagner Dörtgenine Yolculuk

Makale

İktisat bilimi, 20. yüzyılın büyük bir bölümünü fizik bilimlerinden ödünç aldığı "denge" (equilibrium) ve "makro mühendislik" kavramlarının gölgesinde geçirmiştir. Bu geleneksel çerçevede ekonomi, dışsal müdahalelerle rotası düzeltilebilen devasa bir makine olarak tasavvur edilmiş; iktisatçı ise bu makinenin kontrol panelinde oturan bir teknisyen olarak konumlandırılmıştır. ...

“Dolanık Siyasal İktisadın“ Yeni Mimarisi: Üçgenden Richard E. Wagner Dörtgenine Yolculuk

İktisadi Düşüncede Mimari Bir Paradigma Değişimi

İktisat bilimi, 20. yüzyılın büyük bir bölümünü fizik bilimlerinden ödünç aldığı "denge" (equilibrium) ve "makro mühendislik" kavramlarının gölgesinde geçirmiştir. Bu geleneksel çerçevede ekonomi, dışsal müdahalelerle rotası düzeltilebilen devasa bir makine olarak tasavvur edilmiş; iktisatçı ise bu makinenin kontrol panelinde oturan bir teknisyen olarak konumlandırılmıştır. Ancak 2008 küresel krizi ve ardından gelen dijital dönüşüm süreçleri, bu mekanistik bakış açısının modern ekonomik sistemlerin karmaşıklığını ve "dolanıklığını" açıklamakta yetersiz kaldığını acı bir şekilde kanıtlamıştır.

Bu makale, iktisadi düşüncenin bu tıkanıklığını aşmak adına, Avusturya Okulu’nun evrimci mirasından beslenen ve Richard Wagner’in çalışmalarıyla zirveye ulaşan yeni bir mimari önerisini incelemektedir. Yolculuğumuz, Avusturya Okulu içindeki "determinizm" ve "evrim" arasındaki o ilk büyük çatlakla başlar. Ludwig von Mises’in sarsılmaz mantıksal kalesi (Praksiyoloji) ile Friedrich Hayek’in ucu açık evrimci epistemolojisi arasındaki bu gerilim, iktisadın bir "fizik benzerliği" mi yoksa "biyoloji benzerliği" mi taşıması gerektiği sorusunu doğurmuştur.

Sürecin ikinci aşamasında, George Mason Üniversitesi çevresinde şekillenen ve literatürde Hayek-Buchanan-Ostrom Üçgeni olarak bilinen disiplinlerarası sentez ele alınmaktadır. Bilginin dağınıklığı (Hayek), kuralların anayasal önemi (Buchanan) ve çok merkezli yönetişim (Ostrom), sosyal düzenin anlaşılması için sağlam bir temel sunsa da Richard Wagner bu yapının hâlâ statik bir karakter taşıdığını savunur.

Wagner’in müdahalesi, bu üçgeni kompleksite ve ağ teorisiyle "canlandırarak" bir "Dörtgen"e dönüştürmektir. Wagner’e göre piyasa ve siyaset cerrahi olarak ayrılamaz; onlar birbirine "dolanmış" (entangled) tek bir sistemin parçalarıdır. Bu yeni mimarinin en devrimci yönü, mikro eylemler ile makro sonuçlar arasına yerleştirilen "Meso Düzey" analizidir. Meso düzey, iktisadın kayıp katmanıdır; burası parazitleşmenin başladığı, sinyal kanallarının tıkandığı ve sistemik krizlerin kuluçkaya yattığı alandır.

Makalenin temel savı, iktisatçının rolünün yeniden tanımlanması gerektiğidir. Wagnerci perspektifte iktisatçı, makro değişkenleri yukarıdan aşağıya dizayn eden bir mühendis değil; meso düzeydeki kurumsal tıkanıklıkları ve parazitleri teşhis eden, sistemin "öz-organizasyon" kapasitesini geri kazandırmaya çalışan bir klinisyendir. Bu çalışma, Avusturya Okulu'nun klasik köklerinden modern sistem teorisine uzanan bu entelektüel rotayı takip ederek, 21. yüzyılın karmaşık ekonomik problemleri için daha dirençli ve evrilebilir bir paradigma sunmayı amaçlamaktadır.

I. Avusturya Okulu’nun Genetik Kodları ve İlk Büyük Yol Ayrımı

Avusturya Okulu, 1871 yılında Carl Menger’in Grundsätze [1] eseriyle başlayan yolculuğunda, ana akım iktisadın mekanik denge arayışına karşı her zaman "insan eylemi" ve "öznel değer" üzerinden bir alternatif sunmuştur. Ancak okulun kendi içindeki evrimi, iktisat biliminin felsefi sınırlarını belirleyen devasa bir yol ayrımına yol açmıştır: Deterministik Praksiyoloji ile Evrimci Epistemoloji arasındaki gerilim.

1.1. Determinizm ve Mises: İnsan Eyleminin Mantığı (Praksiyoloji)

Ludwig von Mises, iktisadı "praksiyoloji" olarak adlandırılan genel bir insan eylemi biliminin parçası olarak tanımlar. Mises’e göre iktisat, deneysel bir bilimden ziyade, geometrik bir kesinliğe sahip a priori bir disiplindir [2].

• Aksiyomatik Yapı: Mises için "insan eylemde bulunur" önermesi tartışılamaz bir aksiyomdur. Bu aksiyomdan yola çıkarak tümdengelim (dedüksiyon) yoluyla ulaşılan sonuçlar, deterministik bir kesinlik taşır.

• Dışsal Veri vs. İçsel Mantık: Mises’te sistem, insan zihninin mantıksal yapısına dayanır. Eğer başlangıç varsayımları doğruysa, piyasanın işleyişi de bu mantıksal zorunluluğun bir oluşumudur. Bu yaklaşım, sistemi belirli bir kapalılık içinde, değişmez rasyonel yasalarla açıklar.

1.2. Hayek ve Evrimci Epistemoloji: Zihnin Sınırları

Friedrich August von Hayek, özellikle 1937 tarihli "Economics and Knowledge" [3] makalesiyle Mises’in praksiyolojik çerçevesinden epistemolojik bir kopuş yaşar. Hayek için asıl mesele, "mantıksal doğrular" değil, bilginin toplumda nasıl dağıldığı ve koordinasyonun nasıl sağlandığıdır.

• Kendiliğinden Düzen (Spontaneous Order): Hayek, düzeni bir tasarımcıya veya katı bir mantıksal zorunluluğa değil, bir "evrim" sürecine bağlar. Dil, hukuk ve piyasa, insan eyleminin bir ürünüdür ancak insan tasarımının ürünü değildir (human action, but not human design) [4].

• Zihnin Sınırları: Hayek, zihnin kendisinin de evrimsel bir süreçte oluştuğunu savunarak, rasyonalizmin sınırlarını çizer. Bu, iktisadı bir "tercih mantığı" olmaktan çıkarıp, bir "iletişim ve adaptasyon sistemi" haline getirir.

1.3. Ludwig Lachmann ve Radikal Subjektivizm: Sürekli Çalkantı (Churning)

Hayek’in evrimci çizgisini daha uç bir noktaya taşıyan isim Ludwig Lachmann'dır. Lachmann, denge (equilibrium) kavramını iktisadın önündeki en büyük engel olarak görür.

• Dengesizlik ve Yeniden Yapılanma: Lachmann’a göre piyasa süreci hiçbir zaman durulmayan, sürekli bir "yeniden yapılanma" (reshuffling) halidir [5]. Beklentiler öznel ve değişkendir; bu da sistemi öngörülebilir bir sona (dengeye) değil, ucu açık bir evrimsel sürece sürükler.

• Wagner’e Uzanan Köprü: Lachmann’ın bu "radikal subjektivizmi", Richard Wagner’in sistemin içindeki sürekli değişim ve dolanıklık fikirlerine giden yolu açan felsefi zemin olmuştur.

1.4. İlk Bölümün Özeti: Determinizmden Dinamiğe

Mises’in praksiyolojik determinizmi, iktisatçıya sarsılmaz bir mantıksal kale sağlarken; Hayek ve özellikle Lachmann’ın evrimci yaklaşımı, kalenin kapılarını belirsizliğe ve sistemik karmaşıklığa açmıştır. Bu ayrım, iktisadın bir "fizik benzerliği" (determinizm) olarak mı kalacağı, yoksa bir "biyoloji benzerliği" (evrim) olarak mı gelişeceği sorusunu sormuştur. Richard Wagner, bu tartışmayı modern sistem teorisiyle birleştirerek dördüncü boyutu ekleyecektir.

Devamı için...
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

İktisat tarihi, insanlığın kıtlıkla mücadelesinin ve üretim araçlarındaki dönüşümün tarihidir. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde karşı karşıya kaldığımız manzara, sadece üretimin değil, bizzat "insan varlığının sürdürülmesinin" de teknolojik bir kırılma noktasına geldiğini göstermektedir. Bir yanda ...;

Modern iktisat disiplini, Adam Smith’in meşhur "Görünmez El" (Invisible Hand) metaforu üzerinden, piyasa aktörlerinin kendi çıkarlarını maksimize ederken toplumsal refaha da hizmet ettiğini varsayar. Ancak klinik bir gözlemle bakıldığında, bu elin hareket edebilmesi, rasyonel kararlar alabilmesi ve ...;

Irak, ekonomik kaynaklar, etnik çeşitlilik ve hassas bir jeostratejik konumdan oluşan karmaşık yapısal bir üçlünün iç içe geçmesi sonucunda aynı anda hem istikrar hem de istikrarsızlık unsurlarını barındıran istisnai bir Orta Doğu örneğidir. Bu benzersiz etkileşim, Irak’ı diğer ülkelere kıyasla süre...;

Irak, ekonomik kaynaklar, etnik çeşitlilik ve hassas bir jeostratejik konumdan oluşan karmaşık yapısal bir üçlünün iç içe geçmesi sonucunda aynı anda hem istikrar hem de istikrarsızlık unsurlarını barındıran istisnai bir Orta Doğu örneğidir. Bu benzersiz etkileşim, Irak’ı diğer ülkelere kıyasla süre...;

Klasik iktisat, Adam Smith’in "Görünmez El" (Invisible Hand) metaforu üzerinden piyasa aktörlerinin kendi çıkarlarını maksimize ederken toplumun refahına da hizmet ettiğini varsayar. Ancak bu elin hareket edebilmesi, kararlar alabilmesi ve üretim yapabilmesi için sağlıklı, tok, huzurlu ve iyi bakılm...;

19. yüzyılın son çeyreği ile 20. Yüzyılın ilk yarısı arasında Viyana, sadece çökmekte olan bir imparatorluğun başkenti değil, aynı zamanda modern dünyayı şekillendiren fikirlerin, krizlerin ve paradoksların "sıfır noktası" olmuştur. Habsburg İmparatorluğu’nun çok uluslu, çok dilli ve çok katmanlı ya...;

Kuzey Ülkelerinin iktisadi başarısını sadece 20. yüzyılın refah devleti politikalarıyla açıklamak, bir binanın sağlamlığını sadece dış cephe boyasıyla izah etmeye benzer. "Kuzey Kliniği"nin asıl sırrı, temeldeki sarsılmaz hukuki rasyonalite ve toplumsal güven dokusunda saklıdır. Bu giriş bölümünde, ...;

Türkiye tarımda zayıflarken gıdada ihracatçı hale geliyor. Bu yazı, bu çelişkiyi ithalata dayalı işleme modeli, çok uluslu şirketlerin artan etkisi ve üretim üzerindeki kontrolün el değiştirmesi üzerinden tartışıyor.;

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir. Değişimin çok hızlı ve ola...

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...