Strateji Bilim İnovasyon bazlı Haber Makale ve Analizler
The Lancet'te yayımlanan bir analize göre, dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar insan şu anda bir ruhsal bozuklukla yaşıyor ve bu yük son otuz yılda çarpıcı bir şekilde arttı. Ruhsal hastalıklar, dünyanın en çok engelliliğe yol açan sağlık sorunları arasına girdi; anksiyete ve depresyon ise bu yükselişe öncülük ediyor.
İktisat “bilimi”, çoğunlukla evrensel formüllerin, grafiklerin ve rasyonel aktör varsayımlarının soğuk laboratuvarı olarak kabul edilir. Ancak tarihin ve coğrafyanın süzgecinden geçirilmemiş bir iktisat teorisi, ruhu ve hafızası olmayan bir iskeletten ibarettir.
Arktik, yaptırımlar, enerji güvenliği, deniz lojistiği ve büyük güç rekabetinin kesiştiği yeni bir jeopolitik laboratuvara dönüşmektedir. Bunun en açık örneklerinden biri, Çin ile Rusya arasında gelişen Arktik LNG ilişkisidir. Batı yaptırımları, Rusya’nın Arctic LNG 2 projesini finansman, teknoloji, sigorta, deniz taşımacılığı hizmetleri ve geleneksel alıcılar açısından ciddi biçimde sınırlandırmıştır. Ancak proje küresel enerji sisteminden tamamen silinmemiştir.
Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç
niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor.
Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç
niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor.
İnsanoğlunun kentsel ve endüstriyel yaşam biçimine geçişiyle birlikte, antik çağların din dışı ritüelleri ve kolektif deşarj mekanizmaları modern formlara bürünmüştür. Bu formların en kitlesel, en dinamik ve küresel ölçekte en etkili olanı kuşkusuz futboldur.
İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen "Viyana" merkezli bir anlatıya hapsedilmiş olmasıdır.
Temmuz 2026 başı itibarıyla küresel AI sektörü, sermaye yatırımı düzeyinde birbirini
besleyen iki cephede aynı anda büyümektedir. Bir yanda ABD'nin dört büyük
hyperscaler'ı (Google, Microsoft, Amazon, Meta) tarihte görülmemiş ölçekte yatırım
harcaması gerçekleştirirken, diğer yanda Çin merkezli AI şirketleri Hong Kong ve Şangay
sermaye piyasalarından milyarlarca dolar toplayarak ABD şirketlerine karşı yerli alternatif
olma iddialarını güçlendirmektedir.
Modern sanayi stratejileri ve bölgesel kalkınma literatürünün karşı karşıya kaldığı en müzmin patolojilerden biri, küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) küresel oligopolistik piyasa yapıları ve hissedar odaklı büyük ölçekli entegre holdingler karşısında yaşadığı "ölçek sefaleti" ve buna bağlı gelişen kronik fasonlaşma sarmalıdır.
Modern sosyal bilimlerin ve yükseköğretim yapılarının kurumsal mimarisi incelendiğinde, hiçbir akademik merkezin 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk çeyreği arasında Berlin Üniversitesi kadar derin, dönüştürücü ve küresel bir iz bıraktığı görülmez.
Büyük şairimiz sevgili Yahya Kemal daha 1930’lu yıllarda ileriyi görüp feverân eder gibi ikaz ederken ne kadar haklıymış. “İstanbul’un imarına Anadolu’dan önce başlamak affedilmez bir hata olur.”
Öyle de oldu; İstanbul -son derece kötü bir şekilde- imar, Anadolu ihmal edildi. Sonuç acı verici…
NATO ile ilişkimiz daha NATO kurulmadan başlıyor. 1952den beri de bizim ısrarımız ile saflarına kabul edildik. 54 yıldır evliyiz. Bu tarihimizdeki en uzun ittifak. Yarın (7 Haziran) Ankara’da NATO zirvesi başlamadan önce bu beraberliğin serencamını hatırlatmak istedim.
NATO liderleri 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanıyor.
2004 İstanbul Zirvesi'nden yirmi iki yıl sonra Türkiye'de ve ilk kez başkentte.
Bu zirvenin kavramsal karşılığı ise net: NATO 3.0.
Şöyle özetleyelim.
Dijitalleşmenin ivme kazandığı günümüzde savunma ve güvenlik alanları, klasik yaklaşımlardan uzaklaşıp teknoloji / dijital odaklı yeni bir yapıya evrilmektedir. Geleneksel güvenlik paradigması, artık sadece kara, deniz, hava ve uzay unsurlarını değil; siber alanı da stratejik bir harekât ortamı olarak değerlendirmektedir.
Modern makroekonomik sistemlerin ve ulusal kalkınma modellerinin karşı karşıya kaldığı en akut yapısal hastalıklardan (patolojilerden) biri, reel sektör bünyesinde üretilen katma değerin ve artı değerin (surplus), spekülatif finansal enstrümanlar (türev piyasalar, gölge bankacılık ve rantiye mekanizmaları) tarafından emilerek üretim döngüsünden uzaklaştırılması, yani "finansal sızıntı" (leakage) olgusudur.
Modern iktisat teorisi, piyasa yapılarını ve endüstriyel organizasyon biçimlerini analiz ederken uzunca bir süre neoklasik paradigmanın mekanik ve indirgemeci kabullerinin gölgesinde kalmıştır. Bu ana akım yaklaşım, piyasada ölçek ekonomilerine (economies of scale) ve operasyonel başarıya ulaşmanın yegâne yolunun dikey entegrasyon (vertical integration) ve mülkiyetin merkezi bir sermaye odağında birleşmesi olduğunu bir öğreti olarak vazetmektedir.
Her uluslararası aktörün öncelikle güvenlik ihtiyacı olduğu ve bunu sağlamak adına politikalar üretmesi gerektiği ve güvenlik kavramı tam olarak ortaya konulmadan uluslararası alanda gerçekleşen olayların açıklamasını yapmanın zor olduğu bilinen bir gerçektir.
İktisat tarihi ve jeopolitik literatür, coğrafi kaderin ve doğal kaynak kısıtlarının toplumlar üzerindeki belirleyici etkisini sıklıkla vurgular. Bu bağlamda Malta, ekonomi-politik bir paradoksun en somut ve uç örneklerinden birini teşkil eder.
Öteden beri görmek isterdim, fotoğraflarından, hakkında yazılıp çizilenlerden bildiğim Divriği Ulu Camii’ni. Konakları, günlük yaşamı, insanı dünyada en tabii hali ile görebileceğimiz tek mekan olduğunu düşündüğüm arastası, sakin ve huzurlu sokakları ile Divriği’yi.
Modern iktisat yazını, piyasa mekanizmalarını tarih dışı, soyut ve kendi kendini dengeleyen kusursuz otomatlar olarak kurgulama eğilimindedir. Neoklasik paradigmanın bu mekanik yaklaşımı, iktisatçıyı steril denklemler kuran pasif bir gözlemciye indirgerken; piyasanın yarattığı toplumsal, ahlaki ve insani tahribatları "dışsallık" algoritmaları altında görünmez kılmaktadır.
Son yıllarda Arktik, sadece iklim değişikliği, eriyen deniz buzları ve yeni denizcilik rotaları bağlamında değil, aynı zamanda enerji jeopolitiği ve büyük güç rekabeti açısından da merkezi bir arena haline geldi. Bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri de Çin-Rusya Arktik enerji işbirliğidir.
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), 15 Mayıs 2026’da Kazakistan’ın Türkistan kentinde, ilk kez doğrudan “Yapay Zekâ ve Dijital Kalkınma” temasıyla bir gayriresmî zirve düzenledi ve kırk dört maddelik Türkistan Bildirisi’ni kabul etti.
Modern iktisat teorisi, uzun bir süredir firmayı yalnızca girdi ve çıktı hatları arasında mekanik bir optimizasyon yapan, üretim faktörlerini dar finansal verimlilik parametreleriyle yöneten ve yegâne varlık amacını hissedar değeri (shareholder value) maksimizasyonu olarak gören sığ bir soyutlamaya indirgemiştir.
Çin’in istihbarat sistemi, Devlet Güvenlik Bakanlığı ve Halk Kurtuluş Ordusu’nun siber ve askeri istihbarat birimleri aracılığıyla ulusal güvenliği ve ekonomik çıkarları korumak misyonuyla faaliyetlerini yürütmektedir. Siber casusluk ve veri analiziyle küresel çapta etkili olan bu sistem, meritokratik bir yönetim anlayışıyla desteklenmektedir.
Modern neoklasik iktisat metodolojisi, piyasa aktörlerini ve özellikle hanehalkını, ontolojik düzlemde radikal bir indirgemeciliğe maruz bırakarak atomize etmiştir. Bu hegemonik yazında tüketici, fiyata karşı tamamen duyarsızlaştırılmış veya rasyonel tercihlerini yalnızca veri bir bütçe kısıtı altında bencil fayda maksimizasyonuna (homo economicus) indirgemiş pasif bir "fiyat alıcı" (price-taker) olarak kurgulanır.