ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Ermeni soykırımının tanınması ile ilgili son hamlesi haklı olarak Türkiye’de infiale neden oldu. Uluslararası hukuk boyutu ağırlıkta olan soykırım suçunun işlendiğinin sabit olması doğaldır ki siyasi kararlar yolu ile olmuyor.
İran'ın nükleer programı ile ilgili kriz özellikle 2003 yılından itibaren dün­ya gündemini meşgul etmektedir. Bu program, 1979 devriminden sonra arala­rı açılan İran ile ABD arasında her zamankinden daha ciddi ve somut bir prob­lem ve gerilime neden olmuştur. Ancak kriz sadece ABD ile İran arasında bir sorun olarak kalmamış ve çok sayıda aktörün dâhil olduğu gerçek bir küresel sorun haline dönüşmüştür.
Dünya gündemine geldiği 2002 yılından beri gündemdeki yerini koruyan İran'ın nükleer programı ile ilgili sorunda UAEK'nın rolü genelde medyada yer almamıştır. Her ne kadar basında özellikle Kurum Genel direktörü Mu- hammed El-Baredey sıklıkla boy göstermişse de bir bütün olarak Kurum ge­reken ilgiyi görmemiştir.
Sürekli nitelikte bir uluslararası ceza mahkemesi kurulması fikri çok eskilere dayansa da bu fikir ancak 2000’li yıllarda gerçekleşebildi. Bu gecikme için birçok şey söylenebilir. Fakat görünen en temel neden, böyle bir mahkemenin fonksiyonel olması ve başarı göstermesi için küresel bir temele ve desteğe sahip olması gerektiği, ve bu desteğin uzunca bir süre sağlanamaması idi.

Kerry ve Demokratların son seçimlerdeki ciddi düşüşlerinin altında ne sebepler yatıyor? Bush’un son seçimleri büyük bir farkla kazanmasının ardında biraz da Demokratların hataları ve dezavantajları yatıyor.
Buna bağlı olarak da Türk hükümeti –istese de istemese de- soykırım iddiları konusunda adım atmak zorunda kaldı. Sonraki aşamalarda belki de bazı tavizler vermek zorunda kalacak veya AB içinde Türkiye’nin tam üyeliği aleyhinde bir tutum içinde olanlara somut kozlar verecek.
Ulus-devlet merkezli uluslararası sistemin hakimiyetini sürdürmesi sözü geçen sürekli nitelikli bir UCM fikrinin gerçekleşmesinin önündeki diğer engel olmuştur. Egemen ulus devletler, genel olarak kabul gören bu fikrin gerçekleşmesi durumunda ulusal çıkarlarının nasıl etkileneceğini tam olarak kestiremedikleri için olsa gerek UCM konuusnda somut adımlar atmaktan kaçınmışlardır.
AB’ye tam üyelik yolunda en önemli ve etkili adımları insan hakları alanında atan ve yaptığı reformlarla başta Avrupa olmak üzere tüm dünyanın dikkatini çeken Türkiye henüz UCM’ye taraf olma yolunda önemli sayılabilecek girişimlerde bulunmadı. Ne Türkiye’de ne de Avrupa’da Türkiye’nin siz konusu mahkemeye taraf olmaması fazla yankı bulmamış gibi gözüküyor.

1998 yılında Roma’da düzenlenen konferansa katılan çok sayıdaki devletin imzaladığı Roma Statüsü’nün beş yıl gibi kısa bir süre içinde 60 ülke tarafından onaylanmasıyla resmen 2003 yılında faaliyete başlayan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) henüz varlığı ciddi anlamda hissedilmese de ABD ile AB arasında gerginliğe neden olmuş durumda.
Irak Savaşı sürecinde bozulduğu açık bir şekilde gözlenen AB-ABD ilişkilerinde yumuşamayı sağlamak adına ilk üst düzey ve somut girişim, Avrupa’yı süreçte dışlamakta hiç tereddüt göstermeyen ABD’den geldi. Dışişleri Bakanı Rice’ın görevine başlar başlamaz Avrupa’ya gitmesi, hemen ardından da bizzat Başkan Bush’u Rice’ı takip etmesi bunun en önemli göstergesi.

George W. Bush, 2004 yılının Kasım ayı başında yapılan seçimlerde yeniden seçilmesinin ardından hiç vakit kaybetmeden Irak’ta şiddeti yeniden tırmandırdı. Herkesin malumu olan Felluce saldırıları Bush’un yeni dönemdeki politika davranışlarının nasıl olacağı yönünde ilk ipuçlarını da veriyordu.
Amerikan askerlerinin Irak’ta, özellikle de geçtiğimiz günlerde operasyonlarını yoğunlaştırdığı Felluce’de yaptıkları, tabii olarak gerek Türk gerekse dünya kamuoyunda tepkilere neden oldu. Resmi sıfatı olan kişiler de bu tepkilere katıldı. Gerçi gerek hükümetlerin gerekse üst düzey devlet adamlarının Irak’ta yaşanan trajediye yeterince kararlı ve sert bir karşılık vermediği çok açık.