Türkiye, 17 Ekim 2008 Cuma günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan tarihi oylamada, Birleşmiş Milletler (BM) üyesi 192 ülkeden 151’inin oyunu alarak ilk turda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliğine seçildi. Türkiye’nin 47 yıl aradan sonra yeniden seçildiği BMGK geçici üyeliği iki yıl sürecektir.
Türkiye bu üyeliği nasıl elde etti? Türkiye’nin aday olduğu üyelik için Batı Avrupa bölgesinden grubunda en fazla oyu alarak seçilmesi elbette tesadüf değildir. BMGK üyeliği Türkiye’nin beş yıldır sürdürdüğü diplomasinin bir meyvesidir. Daha da önemlisi sözkonusu üyelik, Türkiye’nin son yıllarda dünya ve bölge barışına yaptığı katkıların, uluslararası politikada artan ağırlığının bir sonucudur. Zira hem siyasi hem de sivil kuruluşları vasıtasıyla yürüttüğü “Medeniyetler İttifakı“ projesi ile dünya barışına öncülük eden Türkiye, son yıllarda bir yandan Lübnan, Filistin, Suriye ve Gürcistan’da yaşanan sorunların çözümüne olumlu katkıda bulunurken, diğer yandan da Kıbrıs sorununun çözümüne ve Ermenistan ile yakınlaşma adına ilişkilerine yeni boyutlar kazandırmıştır. Dolayısıyla üyelik, Türkiye’nin son dönemde uluslararası ve bölgesel sorunlara ilişkin yürüttüğü aktif siyasette ortaya koyduğu barışçı ve yapıcı kimliğine uluslararası arenada duyulan güven ve ümidin bir tezahürü olmuştur.
BMGK geçici üyeliğinin anlamı nedir?
BMGK 5’i daimi 10’u geçici olmak üzere toplam 15 üyeden oluşmaktadır. ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’den oluşan 5 daimi üye dışındaki üyeler 2 yılda bir yapılan seçimlerle değişmektedir. BM Tüzüğü’ne göre BMGK, uluslararası güvenlik ve barışı sağlamada kendisine verilen öncü ve birincil rol nedeni ile BM üyesi diğer devletler adına hareket etme yetkisine sahiptir. Dolayısıyla dünyada barış ve güvenliğin sağlanmasından ve korunmasından yükümlü olan Konsey, BM’in en güçlü organı konumundadır. Çünkü BM’nin diğer organları sadece tavsiye kararı alabilirken Güvenlik Konseyi dünya güvenliğini tehdit eden durumlarla ilgili olarak bağlayıcı kararlar alabilmektedir. Karar tasarılarının Konsey’den geçebilmesi için 15 üyeden en az 9’unun olumlu oyu gerekmektedir. BMGK geçici üyelerinin Konsey karar tasarılarını veto hakkı bulunmamaktadır. Geçici üyelerin oyları ise karar aşamasında etkili olmaktadır.
Bu üyeliğin Türkiye için anlamı nedir?
Türkiye üyelik dönemi olan 2009-2010 yıllarında dünyadaki bölgesel ve küresel sorunlarla daha etkin bir biçimde ilgilenebilecektir. Türkiye, bölgesel ve küresel sorunların çözümüne ilişkin kararlarda, yani uluslararası siyasette ABD, Rusya, İngiltere, Çin ve Fransa ile birlikte söz sahibi olacak, yapıcı katkıda bulunabilecektir. Türkiye üyelik ile iki yıl boyunca bölgesel ve uluslararası sorunlara ilişkin yürüttüğü aktif ve yapıcı siyaseti kurumsallaştırma fırsatı bulmuştur. Fırsatı değerlendirmesi halinde Türkiye küresel vizyon ve görüntüsünü güçlendirerek bölgesel ve küresel sorunların çözümünde önemli bir küresel aktör olabilecektir. Elbette, Türkiye dünya barışına ve güvenliğine yapıcı katkıda bulunma adına kurumsal bir fırsatı yakalamanın yanısıra, kendisini doğrudan ilgilendiren konu ve sorunlarda da tezlerini en etkili yerde ve en iyi şekilde anlatma fırsatı elde etmiştir.
Türkiye’nin Güvenlik Konseyi üyeliğinin beraberinde taşıdığı risk ise kısaca şöyle ifade edilebilir: İki yıllık dönem içerisinde bir yandan başta terör olmak üzere ülke içi sorunlarında diğer yandan ise başta Kafkas bölgesinde Ermenistan ile ilişkileri olmak üzere çevresinde doğrudan kendini ilgilendiren ve müdahil olduğu sorunlarda olumlu adımlar atamaması, aksine sözkonusu konularda yaşanacak olumsuz gelişmeler, Türkiye’nin bölgesel ve küresel sorunları çözümde aktif ve yapıcı bir aktör olması adına beklentileri boşa çıkaracak ve yakın zamanda böyle bir fırsatı elde etmesine de en büyük engel olacaktır.
Türkiye’nin BMGK üyeliğinin Kafkasya açısından önemi nedir?
Şüphesiz Kıbrıs’ın yanısıra Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren sorunlardan biri de Karabağ’ın işgalini de kapsayan Ermenistan ile Türkiye ve Azerbaycan’ın yaşadığı anlaşmazlıklardır. Türkiye’nin sözkonusu üyeliği Ermenistan ile yaşanan anlaşmazlıklar konusunda dünyayı daha sağlıklı şekilde bilgilendirme bakımından büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin BMGK üyeliği ile hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın, Ermenistan ile aralarında var olan anlaşmazlıkların çözümüne ilişkin büyük bir fırsat da yakalanmış oldu. Rusya ve Gürcistan arasında yaşanan gerginlikte “Kafkasya İçin İstikrar ve İşbirliği Platformu“ mahiyetinde bir birliğin bölgede ihtiyaç olduğunu vurgulayan ve bu birliğin teşkili amacıyla bölge ülkeleri arasında işbirliğine ilişkin görüşmeler gerçekleştiren Türkiye’nin, BMGK üyeliğinin ardından yaptığı açıklamalarda dile getirdiği ve kendisinin çözümüne ilişkin katkıda bulunmak istediği sorunlara bakıldığında, Türkiye’nin üyelik döneminde Karabağ’ın işgalinin de içinde yer aldığı bölgedeki sorunların çözüme kavuşturulmasının da gündeminde yer alacak sorunlar arasında olduğu anlaşılmaktadır.
Türkiye’nin, Kafkas bölgesinde istikrar, güven ve kalkınmanın sağlanması adına anlamı, önemi ve katkısı Gürcistan-Rusya arasında yaşanan askeri çatışma ile yeni ve önemli bir boyut kazanmıştır. Bölgede istikrar, güven ve kalkınma amacıyla, Kafkas ülkeleri arasında sorunların çözümü ve işbirliğinin teşkiline ilişkin Türkiye’nin son dönemdeki aktif ve yapıcı siyaseti Ağustos-2008’de başlamıştır. Başbakan Erdoğan’ın ziyaret ettiği bölge ülkelerinin desteğini alması ise Karabağ’ın işgalinin de yer aldığı bölgedeki sorunların uluslararası arenada daha bir yoğunlukla dikkat merkezine girmesine neden olmuştur.
Öte yandan Türkiye’nin, komşusu Ermenistan ile yaşadığı sorunları çözme adına adım atması, başta Ortadoğu ve Kafkasya olmak üzere küresel barış ve güvenlik adına aktif ve yapıcı rol almada inandırıcı olma bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye bu önemin farkındadır. Zira Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Eylül-2008’de Ermenistan’ı ziyareti, diplomatik ilişki içinde olmayan ve sınır kapıları birbirine kapalı iki ülke arasında yakınlaşma adına çok büyük ve yapıcı bir adımdır. Nitekim atılan bu adım dünya kamuoyunda çok büyük ve olumlu yankı bulmuştur.
Türkiye’nin “Kafkasya İçin İstikrar ve İşbirliği Platformu“ oluşturma düşüncesi doğrultusunda bölge ülkelerini ziyarette Ermenistan’ın da içinde içinde bulunduğu bir “ittifak“ bünyesinde yer almaya ilişkin Azerbaycan’ın çekincesi, Karabağ ve civarında yer alan topraklarının Ermenistan tarafından işgal altında olmasından kaynaklanmaktadır. Elbette Azerbaycan, Karabağ’ın Ermeni işgalinden kurtulması halinde bölgesel bir ittifak içinde yer almayı arzu etmektedir. Diğer taraftan ise bölgesel ittifaka ilişkin fiili adımların atılması Karabağ sorununun çözümünü de beraberinde getirebilecektir.
Dolayısıyla Türkiye’nin BMGK üyeliğinden önce “Kafkas İttifakı“nın teşkiline ilişkin aktif siyaset uygulamaya başlaması ve Ermenistan ile yakınlaşma ve ilişkilerine yeni boyut kazandırma çabası, üyelik sonrasında ise yapılan açıklamalar dikkate alındığında, Türkiye’nin sözkonusu üyeliği; Azerbaycan açısından en önemli sorun olan Karabağ ve civarında yer alan topraklarının Ermeni işgalinden kurtulması başta olmak üzere, bir yandan Azerbaycan ve Türkiye’nin Ermenistan ile diğer yandan Gürcistan’ın Rusya ile arasında yaşanan sorunların çözüme kavuşması, böylece Kafkaslarda “ittifak“, istikrar ve güven ortamında ülkeler arasında siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve tüm bölge ülkelerini kapsayan ekonomik kalkınmanın daha bir ivme kazanması adına ümit vadedici çok önemli bir uluslararası gelişmedir.