“Kapitalist Kriz” Ve “Kapitalizmin Krizi”

Haber

I. Giriş Geçtiğimiz günlerde ABD’de bazı büyük finans şirketleri iflaslarını ilan ettiler veya “zor durumda” olduklarını açıkladılar ve hükümetten “yardım” talep ettiler. Hemen ardından sadece Amerikan borsasında değil, dünyanın tüm diğer borsalarında büyük ve ani düşüşler yaşandı. Finansal alanda başlayan kriz ise çok geçmeden reel ekonomiye sıçradı. Tabi ki bu durum hiç de şaşırtıcı değildir....

I. Giriş
Geçtiğimiz günlerde ABD’de bazı büyük finans şirketleri iflaslarını ilan ettiler veya “zor durumda“ olduklarını açıkladılar ve hükümetten “yardım“ talep ettiler. Hemen ardından sadece Amerikan borsasında değil, dünyanın tüm diğer borsalarında büyük ve ani düşüşler yaşandı. Finansal alanda başlayan kriz ise çok geçmeden reel ekonomiye sıçradı. Tabi ki bu durum hiç de şaşırtıcı değildir. Çünkü 19. yy.’ın son çeyreğinden itibaren kapitalist sistemde finans sermayesi ile sanayi sermayesi iç içe geçmiş durumdadır. Örneğin; bir sermaye grubu (holding) hem finans şirketlerini hem de çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren sanayi şirketlerini kendi bünyesinde barındırabilmektedir. Veya bir finans şirketi diğer sanayi şirketlerinin yatırımlarını finanse etmektedir. Bu nedenle, finans alanında başlayan bir kriz reel ekonomiye çok kısa zamanda sıçramaktadır. Günümüzde de yaşanılmakta olan durum budur.


Amerika’da başlayan, diğer ülkelere sıçrayan ve halen devam etmekte olan kriz, hem ülkemizde hem de merkez kapitalist ülkelerde, liberal entelektüel çevrelerde ve iş dünyasında “Kapitalizm ve Kriz“ tartışmalarını ve eleştirilerini başlattı. Bu tür tartışma ve eleştirilerin son derece anlamlı ve faydalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü problemin çözümü, tartışma ve eleştiri ile başlar.


Fakat yapılan tartışma ve eleştiriler “Kapitalist Kriz“ ve “Kapitalizmin Krizi“ ayırımını yapmamakta veya yapamamaktadır. Bu nedenle de tartışma ve eleştiriler sığ kalmaktadır. “Kapitalizm ve Kriz“ tartışmasını / eleştirisini daha fazla açmak ve derinleştirmek için böyle bir ayırımın yapılmasının faydalı olacağını ve daha da ötesi zorunlu olduğunu düşünüyorum.

II. Kapitalizm Nedir?
Kapitalizm, her şeyden önce bir üretim ilişkisi biçimi/tarzıdır. Bu biçimin/tarzın altı yapısal özelliği vardır:
1) Ücretli emek gücüne dayalı üretim;
2) Piyasaya yönelik üretim;
3) Artı-değer1 üretimine dayalı sermaye birikimi2 ;
4) Sermaye grupları arasında rekabet ve tekelleşme süreci;
5) Plansız ekonomi ve döngüsel / devrevi krizler;
6) Ekonomik yabancılaşma: Meta fetişizmi (insanlar arası ilişkilerin metalar arası ilişkilere dönüşmesi, insani ilişkilerde/değerlendirmelerde metanın belirleyiciliği) ve emeğin yabancılaşması (işçinin, bizzat içinde bulunduğu ve gerçekleştirdiği üretim süreci ve bu süreç sonucunda ortaya çıkan ürünlerin yönetimi hususunda yetki sahibi olmaması ve böylece üretim sürecinin sadece bir girdisi/dişlisi haline dönüşmesi).

Bu altı yapısal özelliği içeren kapitalist üretim ilişkisi biçimi/tarzı (yani kapitalizm), 16. yüzyıldan itibaren ortaya çıkmaya, şekillenmeye ve gelişmeye başlamıştır. Doğuşundan itibaren kapitalizm, bir “dünya ekonomi sistemi“ olarak gelişim evrimi geçirmiştir. Bu gelişim evrimini üç aşamaya ayırabiliriz3:
1)İlkel sermaye birikiminin gerçekleştiği merkantilist aşama veya “kapitalizmin doğuş ve çocukluk aşaması“ (16. yy. - 19. yy.);
2)Klasik tekel öncesi kapitalizm aşaması veya “kapitalizmin olgunluk aşaması“ (1800-1880);
3)19. yy.’ın son çeyreğinde başlayan ve halen devam etmekte olan tekelci kapitalizm aşaması veya “emperyalizm aşaması“.
Üçüncü aşamayı ise dört alt aşamaya ayırabiliriz:
a) Emperyalizmin ortaya çıkış aşaması (1880-1914);
b) 1914-1945 yıllarını kapsayan emperyalizmin ilk ciddi bunalım aşaması;
c) 1946-1973 yıllarını kapsayan hem merkez kapitalist ülkelerde hem de çevre kapitalist ülkelerde sürekli gelişim/büyüme aşaması;
d) 1974’ten beri sürmekte olan “neoliberal politikalar üzerinden yeniden yapılanma“ aşaması.


Tüm bu süreç içerisinde kapitalizm bir “Dünya Kapitalist Ekonomi Sistemi (DKES)“ olarak gelişmiştir. DKES, ilk ortaya çıktı andan itibaren “merkez kapitalist ülkeler“ ve “çevre kapitalist ülkeler“ olarak şekillenmeye başlamış, çevreden merkeze doğru zenginlik ve güç aktarımı çeşitli mekanizmalarla gerçekleşmiştir ve gerçekleşmektedir4. Bu aktarım merkezi zenginleştirirken çevreyi fakirleştirir. Bu akışın düzenli işlemesinde merkezin güçlü kapitalist devletleri hayati rol oynar. Dolayısıyla DKES içinde merkez kapitalist ülkeler sömüren, çevre kapitalist ülkeler ise sömürülen konumdadır. KDES içinde merkez-çevre ilişkisi beraberinde gelişmişlik-azgelişmişlik ilişkisini üretir. Merkez gelişirken çevrede azgelişmişlik gelişir. Dolayısıyla, gelişmişlik-azgelişmişlik ilişkisi KDES’nin bir ürünüdür5.


Bir yorum yazısında DKES’ne yönelik ayrıntılı ve doyurucu bir analiz yapmak mümkün olmadığının farkındayım. Fakat kısaca bu biçimde özetleyebiliriz kapitalizmi ve DKES’ni.


III. Kriz: “Kapitalist Kriz“ ve “Kapitalizmin Krizi“
Yukarıda sözü edilen 6 yapısal özelliği içeren kapitalizm, olgunluk aşamasından itibaren sürekli döngüsel krizleri içermiştir. “Kapitalist Kriz“; yoksulluk, işsizlik, açlık, gelir dağılımında eşitsizlik, askeri darbeler ve diktatörlükler gibi ekonomik, toplumsal ve politik problemler değildir. “Kapitalist Kriz, kar oranlarının düşmesi ve sermaye birikiminin yavaşlaması veya durması“ durumudur.


Kapitalist Kriz“in başlıca nedenleri şunlardır:
1) Tüketim kapasitesini aşan düzeyde üretim ve bunun sonucunda üretilen ürünlerin satılamaması;
2) Ücretlerin ve sosyal harcamaların yükselmesi;
3) Üretim sürecinde kullanılan ara malların ve hammaddelerin fiyatlarındaki yükseliş.
Bu üç durum kar oranlarında düşüşe ve böylece sermaye birikiminde yavaşlamaya / durmaya neden olur. Böyle bir krizi (Kapitalist Krizi) aşmak için çeşitli tedbirlere başvurulur6:
1) Üretimi kısmak ve elde birikmiş olan ürünleri zaman sürecinde eritmek;
2) Elde biriken ürünleri satabilecek yeni / aç / bakir piyasalar bulmak / açmak;
3) Yeni ürünler üretmek yani üründe çeşitlendirme yapmak;
4) Sermayeyi daha karlı olan yeni sektörlere ve piyasalar yönlendirmek;
5) Ara malları ve hammaddeyi daha ucuza tedarik etmek, bunun için yeni kaynaklar bulmak;
6) Ücretleri azaltmak, sosyal harcamalı kısmak ve artı-değer miktarını yükseltmek.

Kapitalizm kendi içinde 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şiddetli döngüsel krizler yaşamıştır. Bunlardan en şiddetlisi ve geniş kapsamlısı 1929 Krizi olmuştur. En şiddetli ve kapsamlı ikinci kriz ise 1974-1982 Kriz dönemidir. “Kapitalist Kriz“, bir sapma, bir hastalık değildir; gayet normal bir durumdur. Çünkü yukarıda kısaca açıkladığım gibi; “Kapitalist Kriz“, kapitalist üretim biçiminin ve DKES’nin yapısal bir özelliğidir. Nasıl ki, “sermaye birikimi“ veya “piyasaya yönelik geniş çaplı üretim“ veya “ücretli emek gücüne dayalı üretim“ kapitalizmin yapısal ve normal özellikleri ise; “kar oranlarının düşmesi ve sermaye birikiminin yavaşlaması/durması anlamındaki döngüsel krizler“ de kapitalizmin yapısal bir özelliğidir.


Kapitalist Kriz“, küçük kapitalistleri iflasa sürükler ve işsizler / işçiler ordusuna katar. Büyük kapitalistler ve sermaye grupları ise genellikle kriz sonrasında daha da büyür. Ayrıca kriz dönemlerinde işçilerin bir kısmı işsiz kalır; halen işini kaybetmemiş olan işçiler ise, daha düşük ücretlere ve daha kötü çalışma şartlarına katlanmak mecburiyetinde kalır. Fakat “Kapitalist Kriz“, hiçbir zaman için kapitalizmin sonunu getirmez, yani kapitalizmi yıkmaz.


19. yüzyıldan bugüne dek yaşanılan her kriz, “yeniden yapılanma“ yoluyla aşılmıştır. Bu yeniden yapılanma, kapitalist devlet ve büyük sermaye grupları arasında kurulan sıkı işbirliği yoluyla gerçekleştirilir.7 Yeniden yapılanma süreçlerinde yukarıda 6 şıkta özetlediğimiz tedbirler uygulanır. Bu tedbirleri (örneğin; ücretlerin azaltılması, sosyal harcamaların kısılması, artı-değer oranının arttırılması) uygulayabilmek ve topluma kabul ettirebilmek için çeşitli ekonomik, politik, ideolojik araçlar (gerekirse askeri darbeler) kullanılır. Ama nihayetinde kapitalizm; karşılaştığı içsel/yapısal krizleri aşabilecek esnekliğe ve yeteneğe sahip olan bir üretim biçimidir. Bu yönüyle kapitalizm, tarihte bundan önce var olmuş olan pre-kapitalist biçimlere göre çok daha üstündür ve karşılaştığı döngüsel krizleri aşabilmiştir.8
Kapitalizmin Krizi“ ise, “Kapitalist Kriz“ olgusundan oldukça farklı / başka bir durumdur. “Kapitalizmin Krizi; bir üretim biçimi ve bir ekonomik-politik-toplumsal sistem olarak kapitalizmin artık varlığını devam ettirememesi ve yok olma / sona erme tehlikesiyle karşılaşması“ durumudur. Yani “Kapitalist Kriz“, kapitalizmin sonunu getirmezken; “Kapitalizmin Krizi“, sistem açısından bir son / ölüm / yıkım anlamına gelmektedir.


Kapitalist Kriz“, yani “sermaye birikiminin yavaşlaması / durması“ kapitalizmin sonunu getirmemekle birlikte “Kapitalizmin Krizi“ için bir zemin hazırlar. Bu zemin üstünde “Kapitalist Kriz“, “Kapitalizmin Krizi“ne dönüşebilir.


Dolayısıyla sorulması gereken hayati soru şudur: “Kapitalist Kriz“, ne zaman ve hangi şartlarda “Kapitalizmin Krizi“ne dönüşür?


Bu hayati sorunun hayati cevabı şudur:
(1) “Kapitalist Kriz“ durumu yaşanırken, eğer kapitalist devlet ile büyük sermaye grupları arasında işbirliği sağlanamaz ve yeniden yapılanma gerçekleşemez ise; (2) İşçiler, doğrudan kapitalizmin varlığına karşı ekonomik-politik-toplumsal örgütlenme geliştirir, yeni bir ekonomik-politik-toplumsal sistem kurmayı amaçlar ve bu doğrultuda kapitalist devlet – sermaye grupları işbirliğine karşı mücadeleyi geliştirir ise; - işte ancak bu iki durumda - “Kapitalist Kriz“, “Kapitalimin Krizi“ne dönüşür.

<<>>


IV. Sonuç
İşte tüm bu açıklamaların ışığında ileri sürüyorum ki; “Kapitalist Kriz“ ve “Kapitalizmin Krizi“, birbirlerinden farklı durumlardır. Şu anda içinde bulunulan durum, “Kapitalist Kriz“ durumudur. “Kapitalizmin Krizi“ durumu şu anda söz konusu değildir. Fakat “Kapitalist Kriz“, daha önce de belirttiğim gibi, “Kapitalizmin Krizi“ için zemin hazırlar. Bu zemin üzerinde “Kapitalist Kriz“ durumu, “Kapitalizmin Krizi“ durumuna dönüşebilir. Böyle bir ihtimal her zaman için vardır. Çünkü DKES daima (şiddeti ve kapsamı değişen) döngüsel krizleri kendi bağrında, bir yapısal özellik olarak taşır.


Şu anda liberal çevrelerde, iş dünyasında ve batılı merkez kapitalist devletlerde sürmekte olan “kriz tartışması“nın asıl kaygısı, içinde bulunulan “Kapitalist Kriz“ durumu değildir. Çünkü içinde bulunulan durum (Kapitalist Kriz), - yukarıda kısaca belirtilen - bir takım tedbirler, düzenlemeler ve yeniden yapılanma yoluyla aşılabilir. Nitekim bundan önceki daha şiddetli döngüsel Kapitalist Krizler bu şekilde aşılmıştır. Ama asıl kaygı; sürekli döngüsel biçimde gerçekleşen “Kapitalist Kriz“ durumunun “Kapitalizmin Krizi“ne dönüşmesi ihtimalidir. Sürmekte olan tartışmaların ve alınmakta olan acil önlemlerin asıl amacı, “muhtemel olan“ bu “büyük dönüşümü“ engellemektir.


1. “Her türlü artı-değer, sonradan (kar, faiz, rant gibi) hangi özel biçim altında billurlaşırsa billurlaşsın, özü bakımından, karşılığı ödenmemiş emeğin maddeleşmesidir.“ (Marx, Kapital, Birinci Cilt, Çev. Alaattin Bilgi, Ankara, Sol Yayınları, 1986, s. 546). Veya başka bir ifadeyle, artı-değer, “karşılığı ödenmeden ücretli işçinin kapitalistler için harcadığı emek, ödenmemiş, bedava emektir.“ (Ernest Mandel, Marksist Ekonomi Kuramına Giriş, Çev. Ali Ünal, İstanbul, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 1998, s. 12). “Artı-değer üretimi, bu üretim tarzının mutlak yasasıdır. Emek-gücü, ancak, üretim araçlarını sermaye olma niteliği içinde koruduğu ve devam ettirdiği, kendi değerini sermaye olarak yeniden ürettiği, ek sermayeye kaynaklık edecek, karşılığı ödenmemiş bir emek (artı-değer) sağladığı sürece satılabilir bir şeydir.“ (Marx, Kapital, Birinci Cilt, s. 635-636).

2. “Üretim ve geçim araçlarının, ilk üreticinin mülkiyetinde kaldığı sürece sermaye olmadıklarını biliyoruz. Bunlar, ancak, aynı zamanda, emekçiyi hem sömürme ve hem de boyunduruk altına alma aracı olarak hizmet ettikleri zaman sermaye halini alırlar. . . Sermaye bir toplumsal üretim ilişkisidir. Bir burjuva üretim ilişkisi, burjuva toplumunun üretim ilişkisidir.“ (Marx, Kapital: Birinci Cilt, s. 786). “Artı-değerin sermaye olarak kullanılmasına ve tekrar sermayeye dönüştürülmesine sermaye birikimi denir.“ (A.e, s. 595).

3. Kapitalizmin gelişim aşamaları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.: Samir Amin, Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, Çev. Semih Lim, İstanbul, Kaynak Yayınları, 1997, s. 94-99, 146-149, 156-160 ; Amin, Entelektüel Yolculuğum, Çev. Uğur Günsür, Ankara, Ütopya, 1999, s. 77-88 ; Amin, Küreselleşme Çağında Kapitalizm, Çev. Vasıf Erenus, İstanbul, Sarmal Yayınları, 1999, s. 13-15 ve Amin, Kapitalizmin Hayaleti, Çev. Cengiz Algon, İstanbul, Sarmal Yayınları, 1999, s. 17-24.

4. Bkz.: Immanuel Wallerstein, The Capitalist World-Economy, Cambridge, Cambridge University Press, 1980, s. 1-25.

5. Bkz.: Andre Gunder Frank, “The Development of Underdevelopment“, Monthly Review, no. 18, September 1966, s. 107-111.

6. Bkz.: Karl Marx, Kapital, Üçüncü Cilt, Çev. Alaattin Bilgi, Ankara, Sol Yayınları, 1990, s. 206-213.

8. Ernest Mandel’e göre kapitalist devletin temel işlevi ve görevi, kapitalist sistemin ve sermaye birikiminin sağlıklı biçimde işlemesini / devam etmesini sağlamaktır. Kapitalist sınıf ve sermaye grupları, kapitalist devletin yardımı olmadan bunu (kapitalist sistemin ve sermaye birikiminin sağlıklı biçimde işlemesini / devam etmesini) gerçekleştiremez. Çünkü kapitalistler / sermaye grupları arasında yaşanan amansız ve sınırsız rekabet, sistemin sağlıklı biçimde işlemesi ve devam etmesi için gerekli olan zorunlu düzenlemelerin bizzat kapitalist sınıf tarafından yapılabilmesini engeller. Öte yandan ise, kapitalist sınıf / sermaye grupları, kendileri için çalışan modern kapitalist devleti destekler. Böylece kapitalist devlet ile kapitalist sınıf / sermaye grupları arasında işbirliği oluşur ve gelişir. Bu stratejik işbirliği, kapitalist sistemin devamını sağlar. (Mandel, İktidar ve Para: Bürokrasinin Marksist Bir Analizi, Çev. Bülent Tanatar, İstanbul, Yazın Yayıncılık, s. 201-203, 205-206).

8. Fredrick James, “Fiilen Varolan Marksizm Üzerine Beş Tez“, Marksizm ve Postmodern Gündem, Ed. E. M. Wood ve J. B. Foster, Ankara, Ütopya, 2000, s. 165.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2650 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1041
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2004 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2004

Dünyanın en uzun (ülke çapında yaygın olmayan) iç savaşına sahne olan kapalı kutu Myanmar dünyada olduğu gibi ülkemizde de genellikle pek fazla bilinmeyen bir ülke. ;

Türkiye’de ilk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl yedincisi gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı, “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 04-05 Kasım 2021 tarihinde DoubleTree by Hilton İstanb...;

İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki, yasa dışı yerleşim, yıkım, zorla yerinden etme, müsadere, tahliye politikalarında bir değişiklik yok. 1967’den beri devam eden bu durum, hiç kuşkusuz sistematik bir devlet politikası ve bu politikaları uygularken kendi hukuk sistemini de sonuna kadar kullanm...;

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.