Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrika Ziyareti

Makale

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrika Ziyareti ...

Başbakanlığı döneminde birçok kez Afrika’ya ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 21 – 24 Ocak 2015 tarihleri arasında Afrika Boynuzu ülkelerinden Etiyopya ve Cibuti’de bulunacak. Etiyopya’yı daha önce 2005 yılında ziyaret eden Erdoğan’ın söz konusu gezisi, Türkiye’den Başbakanlık düzeyinde Sahra altı Afrika’ya yapılan ilk ziyaret olması münasebetiyle tarihi bir anlam içeriyordu.
Ziyaret programındaki her iki ülke BM’nin En Az Gelişmiş Ülkeler Listesi’nde yer alırken, 2001 – 2010 döneminde kaydettiği %8,4’lük oranla aynı zamanda dünyanın en hızlı büyüyen beşinci ekonomisi olan Etiyopya, istikrarını devam ettirmek suretiyle 2011 – 2013 döneminde %9,8 oranında büyümüştür.

95 milyonu aşan bir nüfusa sahip olan Etiyopya, aynı zamanda Türk şirketlerin Sahra altı Afrika’da en fazla yatırım yaptıkları ülke konumunda. Yapı Merkezi’nin Awash – Weldia demiryolu projesi, 1,7 milyar dolarlık bütçesi sayesinde bir Türk şirketinin Afrika’da bugüne dek kazanmış olduğu en büyük ihale niteliğini taşımaktadır. Öte yandan, 2003 yılında Etiyopya’da yatırım yapan yalnızca bir Türk firması bulunurken, bugün Etiyopya ile bir şekilde iş ilişkisi bulunan Türk firmaların sayısı 340’ın üzerine çıkmıştır. 2013 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 421,6 milyon dolar olmakla birlikte gerçek potansiyeli yansıtmamaktadır.

Kara ile çevrili olan Etiyopya’ya komşu olan Cibuti ise ulaştırma alanındaki yatırımları ve modern limanları sayesinde bölgede önemli bir ticaret merkezi olma yolundadır. Dünya Bankası; COMESA, IGAD ve CEN –SAD gibi bölgesel ekonomik oluşumların üyesi olan ve 1 milyon dolayında bir nüfusa sahip olan Cibuti’nin bu yıl ve gelecek yıl için %6,5 oranında büyüyeceğini öngörmektedir. 2013 yılında Türkiye ile Cibuti arasındaki ticaret hacmi yalnızca 67,4 milyon dolar olmuştur.

Son on yıl itibarıyla, başarılı kabul edilebilecek Afrika politikamızın önemli eksikliklerinin bulunduğu da bir gerçektir. Sözgelimi 2008 yılında icra edilen 1. Türkiye Afrika İşbirliği Zirvesi sonrası, ticaretin kolaylaştırılması amacıyla serbest ticaret ve çifte vergilendirmenin önlenmesine dair anlaşmaların imzalanamaması, 2008 – 2013 yılları arasında ticaret hacmindeki artışa karşın saptanan hedeflerin uzağında kalınması, dış politikadaki Suriye konusunun Afrika mesaisine de olumsuz etki etmesi, Mısır ve Libya ile gerilen ilişkiler, 2008 yılında 53 Afrika ülkesinden 50’sinin oyunu alarak 2009 – 2010 dönemi için BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilen Türkiye’nin 2015 – 2016 dönemi için aday olduğu geçtiğimiz yılki oylamada Afrika’dan beklediği desteği alamaması, son olarak geçtiğimiz Kasım ayında Ekvator Ginesi’nde yapılan 2. Ortaklık Zirvesi’nin, katılım profili itibariyle 2008 yılındaki ilk zirvenin gölgesinde kalması, son yıllarda aksayan Afrika politikamızın somut birer göstergesi olmuştur. Aynı dönemde Çin, Hindistan ve Brezilya gibi yükselen diğer ortakların Afrika’daki etkilerinin hissedilir boyutlarda artmasının yanı sıra son iki yılda ABD ve Japonya gibi geleneksel ortakların da Afrika ile ilişkilerini başarıyla revize etmeleri, aradaki farkın açılmasını beraberinde getirmiştir.

Bu bakımdan, Afrika’da yeni bir imaj çalışması yapması gereken Türkiye açısından Etiyopya ve Cibuti ile mevcut ilişkilerin güçlendirilmesini amaçlayan ziyaret programı, ikili işbirliklerinin geniş ölçekte ele alınmasına imkân tanıyacaktır. Daha geniş ölçekte ise 2015 yılında Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar düzeyinde Afrika ülkelerine yapılması planlanan ziyaretleri, dış politikada süreklilik hususuna vurgu yapan Türkiye’nin son yıllarda azalmakta olan etkisinin dengelenmesi bakımından bir fırsat şeklinde yorumlamak gerekmektedir. Ne var ki, Türk medyasının, söz konusu ziyaret programını ne tür fırsatlara vesile olabileceğinden ziyade yalnızca paralel yapı ile mücadele çerçevesinde yorumlaması, Afrika konusunda henüz sağlıklı bir vizyona sahip olamadığımızın bir göstergesidir. Her ne kadar, paralel yapı ile mücadele söylemi ulusal kamuoyunda daha fazla haber değeri taşıyan bir konu olsa da Türkiye’nin iç siyasetindeki tartışmaları ve sorunları Afrika’ya taşıması, ilişkilerimize somut bir katkı sağlamayacak, son dönemde Afrika’da azalan enerjimizin yeni işbirliği fırsatlarının oluşturulması doğrultusunda değerlendirilmesi, daha rasyonel bir tercih olacaktır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2655 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 624
Asya 98 1043
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2019 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2019

İki ülkenin kuruluşu II. Dünya Savaşı sonrasına ve küresel kartların yeniden dağıtılmaya başladığı bir döneme denk gelmiştir. ;

Afrika ülkelerinin, benzerlikleri yanında farklılıklarının oluşturduğu jeopolitik panorama, hem entegrasyon hem de çatışma potansiyelleri açısından son derece önemli veriler barındırmaktadır. Gerek kıta-içi gerekse uluslararası savunma ve güvenlik stratejilerinin; Afrika’nın bu niteliklerini istisma...;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

Sanayi Devriminin ardından üretimin, ticaretin, lojistiğin ve pazarların gelişmesiyle, 19. yüzyılda İngiltere’nin, daha sonra 20. yüzyılda da Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya ticaretinde kontrol sahibi olabilmelerini donanmalarına borçlu oldukları görülmektedir.;

Risk toplumları veya belirsizlikler çağı olarak da adlandırılan içinde bulunduğumuz dönemde, geleneksel risklerden oldukça farklı özelliklere sahip, iklim değişikliği, salgın hastalıklar, düzensiz göç, uyuşturucu ticareti, siber saldırılar ve ekonomik krizler gibi sıra dışı riskler nedeniyle, “İnsan...;

Ülkelerin, ülke olabilme kavramlarında üç tane önemli tanımlama yapılmaktadır. Bunlar, Kara, Deniz ve Hava ülkesi tanımı ve olabilme niteliklerini oluşturmaktadır. Denizlere kıyısı olan denizci ülkeler için karadaki menfaatlerinin hukuki niteliğinin sınırları, ülkenin kara sınırları içerisindedir.;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.