Yunanistan’da Ekim 2009 Seçimleri Ve Politik Değişim

Yorum

Dünya kapitalist ekonomi sisteminde yaşanılmakta olan ekonomik kriz, pek çok ülkeyi olduğu gibi, sistem içerisinde bir “yarı-çevre kapitalist ülke” konumunda olan Yunanistan’ı da olumsuz etkiledi. Özellikle ücretli kesim ve işini kaybeden emekçi kitleler yaşanılan krizden büyük zarar gördü....

Dünya kapitalist ekonomi sisteminde yaşanılmakta olan ekonomik kriz, pek çok ülkeyi olduğu gibi, sistem içerisinde bir “yarı-çevre kapitalist ülke“ konumunda olan Yunanistan’ı da olumsuz etkiledi. Özellikle ücretli kesim ve işini kaybeden emekçi kitleler yaşanılan krizden büyük zarar gördü. Buna bir de yolsuzluk ve rüşvet skandalları eklenince Yeni Demokrasi Partisi (YDP) iktidarına karşı muhalefet güçlendi. Muhalefet büyük ölçüde Pan-Helenistik Sosyalist Parti (PASOK) merkezli olarak gelişti. Ayrıca PASOK dışında da daha başka muhalefet partileri ve hareketleri mevcuttur: Marksist-Leninist komünistler, Marksist-Leninist olmayan komünistler, anarşistler, birleşik anti-kapitalist sol, radikal sol cephesi, yeşiller. Fakat bunlar PASOK gibi geniş halk desteğinden yoksundurlar.

Muhalefetin baskısı karşısında YDP Genel Başkanı ve Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, “küresel ekonomik krizin ülkede neden olduğu tahribatı“ gerekçe göstererek erken seçime gitme kararını aldı. Seçimlere bir ay kala yapılan anket çalışmaları ana muhalefet partisi PASOK’un iktidar partisi YDP’nin altı puan önünde (%30’a %24) olduğunu gösteriyordu.

4 Ekim Pazar günü yapılan seçimlerin sonucunda PASOK, anketlerde öngörülenden daha büyük bir zafer kazandı. YDP ise, anketlerin öngördüğü yenilgiden daha ağır bir yenilgiyle çıktı son seçimden. Ekim 2009 seçimleri, 1974’te kurulan YDP için 35 yıllık tarihinin en ağır yenilgisi, 1974’te kurulmuş olan PASOK için ise 1985 seçimlerinden sonraki en büyük zafer oldu.

PASOK geçerli oyların %44’ünü ve meclisteki 300 sandalyenin 160’ını kazanırken, YDP geçerli oyların %33,5’ini ve sandalyelerin 91’ini kazandı. Meclise girmeyi başaran diğer partiler ise şunlar oldu: Aleka Papariga liderliğinde Komünist Parti (%8 oy, 21 sandalye), Georgios Karatzaferis liderliğinde Halk Ortodoks Birliği (%5,6 oy, 15 sandalye) ve Alexis Tsipras liderliğinde Radikal Sol Koalisyonu (%4,6 oy, 13 sandalye).1

Bir önceki 2007 seçimlerinde 10 sandalye kazanmış olan aşırı sağcı Halk Ortodoks Birliği sandalye sayısını %50 arttırmayı başardı. Bu seçimlerde Komünist Parti’nin meclisteki milletvekili sayısı 2, Sol Koalisyon’un ise 1 azaldı. Seçimlerde Batı Trakya Türklerini - ve tabiî ki Türkiye’yi - yakından ilgilendiren konu, Rodop ve İskeçe illerinde PASOK listesinden aday olan Ahmet Hacıosman ile Çetin Mandacı’nın tekrar meclise girmeleri oldu. Mandacı ve Hacıosman, 2007 yılında yapılan genel seçimlerde de aynı partiden listelerinde birinci olarak milletvekili seçilmişlerdi.2

Bu sonuçlara göre PASOK, tek başına hükümeti kurabilecek milletvekili sayısına ulaştı. 2004’te YDP’ye teslim edilen politik iktidar Ekim 2009’da geri alınmış oldu.

1981 seçimlerinde henüz 29 yaşındaki “Torun“ Yorgo Papandreu Meclis’e milletvekili olarak girerken, 2009 seçimlerinde 57 yaşındaki “Sosyalist Lider“ Yorgo Papandreu Yunanistan’ın yeni Başbakanı oldu. Yorgo Papandreu, 1974 yılında “Baba“ Andreas Papandreu’nun kurmuş olduğu PASOK’u, Ekim 2009’da iktidara taşıdı. Yani politik bayrak, önce “Dede“ Yorgo Papandreu’dan “Oğul“ Andreas Papandreu“ya ve ardından “Torun“ Yorgo Papandreu’ya geçti. Böylece Yunanistan’da “Papandreu Hanedanlığı“nın politik yaşamı ve iktidarı “Torun“ Papandreu ile devam ediyor...

Kostas Karamanlis ise politik bayrağı, YDP’nin kurucusu olan ve Amerikan destekli faşist askeri cunta rejimi (1967-1974) sonrasında ilk demokratik hükümete başbakanlık yapmış olan “Amca“ Konstantinos Karamanlis’ten miras almıştı. “Yeğen“ Karamanlis, seçimin kaybedilmesinin, daha doğrusu YDP’nin kuruluşundan bu yana uğranılan en ağır yenilginin, sorumluluğunu büyük bir demokratik olgunlukla üstlenerek parti başkanlığından istifa etti. Bu istifa, belki de, Yunanistan politik hayatına damgasını vurmuş olan iki politik hanedandan (Papandreu ve Karamanlis aileleri) birisinin politik sahneden çekilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla Ekim 2009 seçimleri bu yönüyle Yunanistan politik yaşamında ve kültüründe önemli bir değişimin başlangıcı olabilir. Tabi ki eğer Karamanlis önümüzdeki yıllarda tekrar politikaya dönüş yapmazsa veya Karamanlis ailesinden başka bir politik lider ortaya çıkmazsa...

Karamanlis’in istifası doğal olarak YDP içinde iktidar yarışını başlatacaktır. Bu yarışın önde gelen politik şahsiyetleri Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Sağlık Bakanı Dimitris Avramopulos ve Kültür Bakanı Andonis Samaras’tır. Parti içi liderlik yarışının kızışması ve partililerin büyük çoğunluğunu tatmin edecek bir liderin ortaya çıkmaması durumunda YDP’nin bölünmesi ve YDP içinden yeni bir merkez-sağ partinin çıkması da gündeme gelebilir.

2004’ten beri PASOK’un ve 2006’dan beri Sosyalist Enternasyonal’in Başkanı olan Papandreu ise çok zor bir dönemde başbakanlığı üstlenmiş bulunuyor. Çünkü halkın umut ve beklentilerine yanıt vermesi gerekiyor. Halk, ekonomik krizin, yolsuzluk ve rüşvet skandallarının, işsizlikte artışın, reel ücretlerde ve genel yaşam standardında düşüşün faturasını YDP hükümetine kesti. Eğer bu sorunlar giderilemezse bir sonraki seçimlerde fatura bu kez PASOK’a kesilecektir.

Papandreu ve PASOK, Karamanlis ve YDP’nin hatalarından ders alarak hareket etmelidir. Çünkü yolsuzluk ve rüşvet skandalları, politik partilerin finansmanı konusunda politikacılar ile iş dünyası arasında kurulan bir takım kirli bağlantılar, ekonomik krizden doğan yükün emekçi kitlelere bindirilmesi, işsizlikle mücadelede yetersiz kalınması, sosyal hizmetlerin ve harcamaların azaltılması YDP’nin sonunu hazırladı.

Dolayısıyla yeni PASOK hükümeti seçim sisteminde, partiler yasasında ve özellikle partilerin finansmanı ile ilgili yasalarda reformlar yapmalı, yolsuzluk ve rüşvetle mücadele etmeli ve böylece politik alanı daha şeffaf ve daha demokratik hale getirmelidir. Bu, Yunanistan halkının “daha fazla ve daha güçlü demokrasi“ talebidir.

Ayrıca Yunanistan halkı, ekonomik krizin atlatılmasını, yaşanılan ekonomik krizin faturasının emekçi kitlelere kesilmemesini, kriz nedeniyle ücretli kesimin uğradığı ekonomik kaybın giderilmesini, işsizlikle mücadele edilmesini, sosyal hizmetlerin iyileştirilmesini, sosyal harcamaların arttırılmasını ve toplumsal gelirin daha adaletli biçimde dağıtılmasını talep ediyor. Bu da, Yunanistan halkının ekonomik talepleridir.

PASOK, ya halkın “demokratik ve ekonomik“ taleplerine cevap verecek veya bu talepleri görmezden gelecektir. Birinci durumda PASOK, gerçek anlamda bir sosyalist parti olduğunu ispatlayacak ve halk desteğini devam ettirecektir. İkinci durumda ise PASOK, içi boşaltılmış “sözde sosyalist“ olduğunu gösterecek ve seçimlerde elde ettiği halk desteğini kaybedecektir.

Tabi ki, bir başka önemli mesele Batı Trakya Türkleri’nin durumudur. Yunanistan’da yaşayan Türkler’in “Türk“ kelimesini kullanmalarının yasaklanması, kendi müftülerini seçmelerinin yasaklanması, kendi yaşadıkları mekanların inşası-tadilatı konusunda bir takım zorlukların çıkarılması gibi uygulamalar, demokrasiye ters düşüyor ve AB üyesi “demokratik Yunanistan“a yakışmıyor. Bu tür anti-demokratik ve baskıcı uygulamalar, ancak 1967-1974 yıllarındaki ABD destekli faşist askeri cuntaya yakışır.

Herkes bilir ki sosyalizmin ruhu, “halkların kardeşliği“ni içerir. Dolayısıyla PASOK, eğer gerçek anlamda bu “sosyalist ruha“ sahip ise, şimdiye kadar Batı Trakya Türkleri’nin maruz kaldıkları haksızlıkları giderir ve Yunanistan’da “Türk Açılımı!“ sürecini başlatır. Nitekim PASOK lideri “Sosyalist“ Papandreu, 1999-2004 döneminde Dışişleri Bakanı iken, “Batı Trakyalılar’ın kendilerini “Türk“ diye tanıtmasında sakınca yoktur“ açıklamasını yapmıştı.3 Şimdi Papandreu, %44 oy ve 160 milletvekili ile güçlü bir “sosyalist“ başbakandır. Dışişleri Bakanlığı döneminde söylediklerini Başbakanlık döneminde uygulamaya koymasını umut ediyorum...

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2634 ) Etkinlik ( 212 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 14 66
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1346 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 282
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...