Gürcistan ve Kosova: Rus - Amerikan Mücadelesinin Av Sahası

Haber

20. yüzyılın ikinci yarısına ABD ile SSCB arasındaki mücadele damgasını vurmuştur. Uluslararası politika ve hatta Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunun – Türkiye dahil – iç ekonomik, politik, kültürel ve ideolojik yapıları bu iki süper gücün mücadelesi tarafından etkilenmiş ve şekillenmiştir. İnsanlık, iki süper güç arasında yaşanan savaşsız mücadelenin (Soğuk Savaşın), savaşlı mücadeleye (Sıcak Savaşa) dönüşmesi korkusu altında yaşamıştır....

20. yüzyılın ikinci yarısına ABD ile SSCB arasındaki mücadele damgasını vurmuştur. Uluslararası politika ve hatta Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunun – Türkiye dahil – iç ekonomik, politik, kültürel ve ideolojik yapıları bu iki süper gücün mücadelesi tarafından etkilenmiş ve şekillenmiştir. İnsanlık, iki süper güç arasında yaşanan savaşsız mücadelenin (Soğuk Savaşın), savaşlı mücadeleye (Sıcak Savaşa) dönüşmesi korkusu altında yaşamıştır. Bu korku ortamı, insanların – hem sıradan insanların hem de politik, ekonomik ve entelektüel seçkinlerin – zihinsel yapılarını ve algılayış tarzlarını da derinden etkilemiş ve şekillendirmiştir.

“Büyük Korku“, 1990’lı yıllarda SSCB’nin parçalanması ve sosyalist ülkelerin dünya kapitalist sistemine entegre olmalarıyla “Sürekli Liberal Barış“ umuduna dönüşmüştür. Amerika merkezli neo-liberal bakış açısına göre; “Komünist Diktatörlükler“[1] ve “Büyük Şeytan“[2] yıkılmıştır; artık tüm ülkeler ve milletler sosyo-politik alanda “liberal parlamenter demokrasi“nin ve ekonomik alanda “serbest piyasa ekonomisi“ni “erdemlerini“ anlamıştır ve Dünya kısa süre içinde “Sürekli Liberal Barışa“ ulaşacaktır.
Fakat 20. yüzyıl bu “liberal umut ve temenni“ ile sonlanırken, 21. yüzyıl, yeni – savaşlı veya savaşsız – mücadeleler ile başladı. Bu mücadeleler, hem küresel güç olmak isteyen küresel aktörler arasında ve küresel düzeyde, hem de bölgesel güç olmak isteyen bölgesel aktörler arasında ve bölgesel düzeylerde yaşanmaktadır. Küresel düzeydeki mücadele büyük ölçüde beş temel küresel güç arasında yaşanmaktadır: Avrupa Birliği, ABD, Rusya, Çin, Japonya. Bunlar arasında yaşanan mücadele ekonomik, politik, ideolojik ve zaman zaman askeri biçimlere bürünmektedir.[3] Böylece Amerika merkezli “Sürekli Liberal Barış“ söylem gerçekliğini ve inanırlığını yitirdi. Ayrıca bu söylemin, bir “Amerikan ideolojik söylemi“ olduğu da ortaya çıkmıştır.
SSCB’nin yokluğunu ve Rusya’nın güçsüzlüğünü fırsat bilen ABD, bu yeni dönemde Dünya hâkimiyetini sağlamak için askeri operasyonlar başlatmıştır. Önce Baba Bush’un ve son olarak da Oğul Bush’un Irak’a saldırması ve NATO ülkeleri ile birlikte Sırbistan ile Afganistan’a yönelik gerçekleştirilen askeri operasyonlar buna örnektir.
Ayrıca ABD, Dünyanın çeşitli bölgelerinde ve ülkelerinde Amerikan çıkarlarına uygun hareket etmeyen liderleri ve hükümetleri devirip, yerlerine Amerikan emperyalizmine hizmet edebilecek veya en azından engel teşkil etmeyecek liderleri ve hükümetleri “tahta“ çıkartmıştır. Sırbistan’da Miloşeviç’in, Irak’ta Saddam Hüseyin’in, Gürcistan’da Eduard Şevardnadze’nin devrilmesi bu politikaya örnektir.[4]
Amerika’nın bir başka politikası ise, sosyalizmden kapitalizme geçiş yapan ülkelerde – NATO vasıtasıyla veya doğrudan ikili anlaşmalar vasıtasıyla – yeni askeri üsler elde etmek olmuştur. Örneğin; 2006 yılında ABD, Bulgaristan ve Romanya ile ikili anlaşmalar yaparak bu iki Balkan ve Karadeniz ülkesinde askeri üsler elde etti. Ayrıca Amerikan Ordusu, BM veya NATO şemsiyesi altında bazı ülkelere de yerleşmiştir. Örneğin; Amerikan askeri gücü, Kosova ve Bosna-Hersek’te BM şemsiyesi altında varlığını sürdürmektedir.
SSCB’nin en büyük mirasçısı olan Rusya Federasyonu, Amerika’nın tüm bu emperyal politikaları karşısında sessiz kalmıştır. Çünkü parçalanma ve kapitalizme geçiş süreci Rusya’nın gücünü kırmıştır. 2000 yılından itibaren Başkan Putin’in liderliğinde ve yönetiminde Rusya, kısa sürede ekonomik yönden toparlanmaya başladı. Ekonomik yönden toparlanma, Rusya’nın politik ve askeri gücüne de yansıdı. Toparlanan Rusya, yukarıda kısaca özetlediğimiz Amerikan emperyal politikalarına yönelik eleştirilerini sertleştirmeye başladı. Böylece, pek çok uluslararası ilişkiler uzmanının da belirttiği gibi, yeni yüzyılda yeni bir Rus - Amerikan Mücadelesi şekillenmeye başlandı.
Kosova ve Gürcistan, bu yeni Rus - Amerikan Mücadelesinin yeni Av Sahalarından ikisidir. İki güç, bu iki ülke üzerinden birbirleriyle mücadele içindedirler ve birbirlerini “avlamaya“ çalışmaktadırlar.
Eski SSCB’nin Dışişleri Bakanı olan Eduard Şevardnadze, Gürcistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra bu ülkenin Devlet Başkanı oldu. SSCB geleneğinden gelen Şevardnadze, Rusya ile ilişkileri sıkı tutuyor, ABD’ye karşı Rusya ile ittifak kuruyordu. Bu duruma tahammül edemeyen ABD, Şevardnadze’ye karşı muhalif grupları destekledi. Ve nihayet en sonunda, bir halk ayaklanması ile “Rus Dostu Şevardnadze“ devrildi, yerine “Amerika Dostu Sakashvilli“ geçirildi. Kasım 2003’te gerçekleştirilen bu operasyona “Gül Devrimi“ adı verildi. Operasyonun gerçekleşmesinde George Soros’un “Açık Toplum Enstitüsü“ parasal yönden aktif rol üstlendi ve Şevardnadze’ye karşı yoğun propaganda faaliyetleri yürüttü.[5]
Rusya Şevardnadze’ye karşı yapılan bu “Gül Darbesi“ni, kendisine yönelik “Yeni Çevreleme Politikası“ olarak değerlendirdi. Rusya’nın bu yöndeki tedirginliği boş değildir. Çünkü Sakashvilli iktidara geldikten hemen sonra, Rusya yönetiminden, Gürcistan’da bulunan Rus askeri üslerinin boşaltılmasını istemiştir. Bu talep ABD tarafından resmen desteklenmiştir.
Balkanlar’da ise Kosova, Gürcistan’daki darbeden yaklaşık 5 yıl sonra, ABD’nin yoğun desteği sayesinde Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Rusya, BM Güvenlik Konseyi içinde sahip olduğu “veto yetkisini“ kullanarak bağımsızlık ilanını ve Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılışını engellemeye çalıştı. Fakat ABD’den aldığı destek ile Kosova Parlamentosu, 17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlık kararı alarak Rusya’nın bu çabasını boşa çıkardı.
Rusya, “Kosova Olayı“nı, ABD’nin kendisine karşı yürütmekte olduğu “Yeni Çevreleme Politikası“nın bir parçası olarak değerlendirdi. Ayrıca Rusya, Amerika’nın Kosova’da askeri üs kurmasını “savaş nedeni“ olarak kabul edeceğini açıkladı.
Ayrıca Rus yetkilileri, henüz Kosova bağımsızlığını ilan etmemişken, Kosova’nın tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmesi ve bu ilanın ABD tarafından desteklenmesi durumunda, kendisinin de Gürcistan politikasını gözden geçireceğini, bu ülkedeki ayrılıkçı Osetleri, Acarları ve Abhazaları daha aktif biçimde destekleye(bile)ceğini duyurmuştu. Çünkü Rusya’ya göre, eğer Kosova, tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan ederse ve ABD ile diğer Batılı Devletler tarafından tanınırsa; Gürcistan içindeki Güney Osetya, Acaristan ve Abhazya bölgeleri da tek taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan etme hakkına sahip olacaktır ve Rusya da bunları destekleyebilecektir.
<<>>
Rusya’nın bu çıkışı, ABD ve Batılı Devletler tarafından pek ciddiye alınmadı. Fakta Rusya bu konuda kararlı olduğunu gösterdi: Rusya’nın, 8 Ağustos 2008 tarihi itibariyle Gürcistan’a yönelik askeri operasyon başlatması ve Gürcistan’da bazı hedefleri havadan bombalaması, Rusya’nın Amerika’ya kolay kolay teslim olmayacağının bir göstergesidir. Yani bu olay, sadece bir Rus-Gürcü Savaşı olarak değerlendirilemez. Bu, aynı zamanda yeni yüzyılda adım adım yüksen yeni Rus-Amerikan Mücadelesinin bir yönüdür.
Amerikan desteği ile Şevardnadze’yi devirip başa geçen Sakashvilli yönetimi bir Rus saldırısıyla karşı karşıyadır. Rusya, ABD destekli Sakashvilli yönetimini, Rusya’ya karşı ABD ile ittifak kurduğu için cezalandırmaktır istiyor. Ayrıca Rusya, Sırbistan’da “ayrılıkçı Arnavutlara“ destek veren ABD’ye, Gürcistan’daki “ayrılıkçı Osetlere, Abhazalara ve Acarlara“ destek vererek cevap vermek istiyor. Ve nihayet Rusya’nın üçüncü amacı; bu askeri saldırı vasıtasıyla hem ABD’ye hem de Dünya kamuoyuna “Eğer ABD’nin arka bahçesi Latin Amerika ise, benim de arka bahçem Kafkasya ve Orta Asya’dır“ mesajını vermektir.
İki büyük güç, Balkanlar’da, Karadeniz’de ve Kafkasya’da birbirlerine karşı üstünlük kurmak istiyor. Bu mücadele içinde Kosova ve Gürcistan, iki büyük güç arasında iki av sahası haline gelmiş durumdadır. Tabi ki bundan en büyük zararı masum ve zayıf halklar görecektir.
Tarihin de gösterdiği gibi; büyük güçler arasındaki egemenlik mücadeleleri en fazla küçük ülkelere ve zayıf halklara zarar veriyor. Yapılması gereken, dünya hâkimiyeti için birbirleriyle mücadele eden büyük güçlerden her hangi birisinin yanında yer almak değildir. Dünya halkaları için üçüncü bir seçenek de var: Dünya hâkimiyeti için mücadele eden büyük emperyalist güçlere ve bu güçlerle işbirliği içinde çalışan yerel yönetimler karşı “ortak birlikte yaşam projeleri“ geliştirmektir. Aksi takdirde dünya halkları, büyük güçler arasındaki mücadelelerin kurbanı olmaya devam edecektir.


[1] Sosyalist rejimler kastediliyor.
[2] SSCB kastediliyor.
[3] Aslında zaten devletlerarası mücadele, tüm bu parametreleri içeren, zaman zaman birisi diğerine göre daha fazla ön plana çıkan bir komplikasyondur.
[4] Fakat ABD, bu politikasını bazı yerlerde başaramamıştır. Örneğin; Venezüella’da sosyalist lider Hugo Chavez’e karşı ABD destekli askeri darbe girişimi fiyaskoyla sonuçlanmış, sokaklara dökülen yüz binlerce insan Chavez’e ve sosyalist hükümete sahip çıkmıştır. 2002 tarihli bu darbe girişiminin püskürtülmesinde, Venezüella Ordusu içindeki Chavez yandaşı sosyalist subaylar da önemli rol oynamıştır.
[5] Pek çok araştırmacı-yazar ve uluslararası ilişkiler uzmanı, Soros’un, CIA tarafından desteklendiğini ve bu sayede büyük servetler biriktirdiğini ileri sürmektedir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1995 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1995

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.