Rusya’nın Balkan Politikası

Makale

Rusya’nın Balkan Politikası, durumuna göre değişken bir tavır sergilemesine rağmen hiçbir zaman için önemini göz ardı etmemiştir. Kara deniz ve Ak denizin bir parçası olan Balkan yarımadası, Rusya’yı Avrupa’ya bağladığı gibi aynı zamanda, Rusya’nın en önemli dünya ticaret noktalarına çıkışını sağlamaktadır....

Rusya’nın Balkan Politikası, durumuna göre değişken bir tavır sergilemesine rağmen hiçbir zaman için önemini göz ardı etmemiştir. Kara deniz ve Ak denizin bir parçası olan Balkan yarımadası, Rusya’yı Avrupa’ya bağladığı gibi aynı zamanda, Rusya’nın en önemli dünya ticaret noktalarına çıkışını sağlamaktadır. Böylece Rusya’nın Balkanlara olan ilgisine hem jeostratejik ve jeopolitik açıdan bakmamız mümkündür. Balkanların güney cephelere olan yakınlığı Rusya’yı Güney Avrupa, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine bağlamaktadır. Diğer taraftan Balkanlar Güneydoğu Avrupa’nın merkezi konumu ile doğu yönüne olası bir saldırı durumunda uygun bir stratejik alana sahiptir. Bu sebepten dolayı Balkanlar tarihten beri çeşitli ülke ve İmparatorluklar için ilgi odağı olduğu gibi Rusya için de önemli bir stratejik faktördür. Şüphesiz asırlardır kopmadan devam eden ilişkilerin altında ülkelerin kültürel ve dini yakınlığının önemi de büyüktür.

SSCB’nın Balkan Politikası -Yugoslavya ile Yol Ayrımı
Balkan yarımadası Rusya dış politikası içinde her zaman önemli bir role sahip olmuştur. Rusya’nın Balkanlara olan ilgisinde başta kültür, din ve kök birliği yatmaktadır.  Hıristiyan ve Slav kökenli halkların birleşmesi daha Rus İmparatorluğundan beri süregelen bir hayaldi. Tabi sadece ideolojik birlikten söz etmek yanlış olur, devlet çıkarları da her zaman göz önünde tutulmaktaydı. İmparatorluk döneminde bu geniş topraklar ve Avrupa’ya olan yakınlığıydı, II Dünya savaşından sonra ise sosyalist görüş birliğini olabildiğince geniş topraklara yaymaktı. Sovyet politikasının Balkanlarda ve tüm Doğu Avrupa’daki en önemli hedefi Sovyet modeli sosyalizmi aşılamak ve bu topraklar üzerinde bir hâkimiyet kurmaktı. Fakat ülkenin çok uluslu oluşu ve her ulusun farklı siyasi görüşe sahip olması durumu zorlaştırmaktaydı.
Balkanlarda Rusya’ya en çok yakınlık gösteren ülke Bulgaristan olmuştur. SSCB’ye verdiği destekleri ve sadık müttefikliği ile Sovyetlerin bu bölgedeki etkisinin artması için önemli bir aracı olarak rol almıştır .  
Savaş sonrası ilk dönemlerde Sovyet dış politikasının belirlediği ilk hedef, kriz içinde bulanan balkan ülkelerin birleşmesini engellemek olmuştur, çünkü bu birleşim Tito Yugoslavya’sının güçlenmesi anlamına gelmekteydi. Bu da Stalin’in hesaplarına uymuyordu. 1948 yılında Tito ile ideolojik ayrılım gerekleştirilmesinin ardından Bulgaristan ve Arnavutluğun yardımı ile Stalin, Yugoslavya federasyonun  kurulmasına engel olmuştur .
SSCB ve Stalin rejimi ile Tito arasındaki anlaşmazlıklara rağmen, Tito önderliğinde kurulan sosyalist sistem ilk dönemlerde Stalin uygulamalarına göre kurulmuştur. Fakat kısa bir süre sonra Yugoslav modeli sosyalizm daha çok öne çıkartılmaya başlamıştır. Tito,  giderek Stalin’den uzaklaşmaya ve kendine özgü sosyalizm modelini kurmaya çabalıyordu. Alman işgali sırasında Moskova’ya yaptığı yardım taleplerinin karşılıksız bırakılması ve SSCB’den yardım almadan kendi imkânlarıyla işgalden kurtulması Tito’yu doğal olarak SSCB’den uzak durmaya teşvik ediyordu .  
Bu perdenin arkasında da gizli planlar ve pazarlıklar vardı. Stalin ve İngiltere Başbakanı Churchil arasında bir anlaşma imzalanmıştı ve bu anlaşmaya göre Doğu Avrupa ikiye bölünerek hükmedilecekti, yani SSCB ve Batının Yugoslavya’daki etkisi yarı yarıya paylaşılarak yönetilecekti.
Stalin, bu anlaşmaya bağlı olarak Alman işgaline karşı mücadele yürüten ve ideolojik bakımından kendisine yakın olan Tito önderliğindeki partizanları desteklemek yerine Sırp Milliyetçilerin örgütü olan Çetniklerle diyaloga girmişti. Stalin, partizanların ABD ve İngiltere’yi kızdıracak eylemlerde bulunmasından endişe duymaktaydı ve işin içinden sessiz kalarak sıyrılmaya çalışıyordu .    
Tito ile Stalin arasındaki bir dizi anlaşmasızlıklar savaş sonrası da devam etti. Stalin, Yugoslavya’nın sınırları içerisinde bulunan Sovyet askerlerine kötü davranıldığını iddia ederek Tito’yu suçlamaktaydı, bunları başka iddialar da takip etti. SSCB’ye göre Yugoslavya, Marksist – Leninist çizgiden sapmış ve Emperyalist ülkelerin kolonisi haline gelmiştir, bu yüzden de komünist ülkelere karşı düşmanca bir tutum sergilemekteydi. Aslındaysa bu suçlamaların ardında Stalin’in gizli planları yatmaktaydı, bu da Tito’yu iktidarlıktan uzaklaştırarak çıkarlarına daha iyi hitap edecek bir kadro kurmaktı, fakat Stalin’in bu çabaları boşa gitmiştir. Tito’nun Yugoslavya’daki büyük saygınlığı ve halk arasında sevilmesi onun yığılmadan dimdik ayakta kalmasını sağlamıştır.
1948 yılında Yugoslavya Kominformdan  ihraç ederek SSCB ile yollarını ayırsa da Tito,  Sovyet modeli Ekonomi-Politikasını izleyerek 1953 yılına kadar “Stalin’den kopuk Stalinci bir dönemi” yaşatmaya devam ettirmiştir .
M. Gorbaçev’un iktidara gelmesinin ardından Moskova’nın dış politikası bir kez daha gözden geçirilmiştir. Neticede Doğu Avrupa’daki rekabetin gereksiz yere gerginlik yarattığı ve artık SSB için bir yararının kalmadığı açıklanmıştır.
Brejnev doktrininden  vazgeçilerek Doğu Avrupa’nın sosyalist ülkelerine yapılan “birlikte yeni sosyalizm kurma”  çağrısı “Sinatra doktrini” olarak adlandırılmıştır .  Fakat Gorbacev’un Sovyet modernizasyon planının eski müttefikleri tarafından destekleneceği hesabı yanlış çıkmıştı. Hatta SSCB’nın zamanında balkan toprakları üzerinde hakimiyet kurma amacıyla başlattığı Ekonomik Dayanışma Birliği ve Varşova antlaşması sessiz sedasız ortadan kalkmıştır.
Doğu - batı anlaşmasızlıkların son bulması ve pax sovietica etkisinin sona ermesi Doğu Avrupa’nın Batı Avrupa ile yakınlaşmasına sebep olmuştur. Buna bağlı olarak gelişen siyasi, toplumsal ve ekonomik değişimler Doğu Avrupa’nın her ülkesinde farklı bir şekilde gerçekleşmekteydi . Bu arada da sistemler arasındaki sınırların silinmesi Emperyalist devletlere yeni imkânlar tanımaktaydı.  
Doğu Avrupa içinde gelişen kuzey ve güney arasındaki sosyal, ekonomik ve siyasi farklılık kendini en kısa zamanda göstermeye başlamıştı. Ülkenin güney-doğusu bu hızlı gelişime ayak uyduramadığı ve henüz Avrupalaşmaya hazır olmadığı için geriden gelmekteydi ve özellikle de bu ülkeler Rusya’nın büyük ilgisini çekmekteydi.        
Fakat bir yandan bütün eski sosyalist anlaşmaların iptal edilmesiyle Moskova, geleneksel yönetim yöntemlerini de kaybetmişti. Diğer yandan yeni düzenlenmiş genç Rusya Federasyonunun güneydoğu Avrupa’ya yönelik yeni bölgesel politika uygulamak için yeteri kadar ne maddi ne de manevi gücü vardı.

1990 Sonrası Rusya’nın Balkan Politikası
1990 yıllarda Balkanlar arka arkaya gerçekleşen savaşlar ile anılmaktaydı. Komşu ülkeler gelişmeleri uzaktan takip etmekle yetinirken aynı dönemlerde ülkesinde yaşanan kriz ve çatışmalara rağmen, Rusya’nın Yugoslavya’daki savaşlara büyük ilgi göstermesi ilginç bir gelişmedir. Daha önce de belirtilen Rus ve Slav köklerin yakınlığının tartışılmaz büyük önemi vardır. Tabi bir açıdan bu ideolojik bir yaklaşımdır, çünkü bu yaklaşım daha çok Rusya’nın Baklanlara olan asıl ilgisinin bir nevi örtünmesi için kullanılmaktaydı. Bir başka görüşe göre Rusya’nın Yugoslavya’daki gelişmelere karşı gösterdiği ilgi, kültür yakınlığından daha çok kader benzerliği ile açıklanmaktadır. Yugoslavya’daki çatışmaların sona ermesi için yapılan girişimlerin nedeni bu tür çatışmaların kendi topraklarında patlak verme endişesinden kaynaklandığı gibi, aynı zamanda bu tür olaylara seyirci kalınmayacağının bir göstergesiydi .
Bazı araştırmacılar savaş sırasında Rusya’nın Sırpların yanında yer almasını Rusların ve Sırpların arasındaki tarihi yakınlık ile açıklamaktalar. Levinzon,  bu yakınlığı  “benzer kadere” bağlamaktadır. Her İkisi de bölgelerinde hâkimiyet kurmuş daha sonra kardeş ülkeler tarafından terk edilmiş imparatorlukların merkezleriydi . Tabi işin aslı böyle değildir. Rusların Sırpların yanında yer almasının tek sebebi bölgede gerçekleşen “güç paylaşımından” kaynaklanmaktaydı. Kriz sırasında Avrupa Birliğinin Hırvatistan’a sahip çıkması, ABD’nin ise Müslüman Boşnaklara destek vermesiyle, Rusya’nın Sırplara yakınlaşmaktan başka bir seçeneği kalmamıştır .   
1993 yılında Rusya, ülke içinde yaşanan krizi bahane ederek Balkanlardaki olaylardan uzaklaşmış ve bölgeyi batı güçlerine bırakmıştı. Fakat bir süre sonra, 1994 yılında dış siyaset kavramını yeniden gözden geçirerek Balkan krizinin Rusya diplomasisi için önde gelen sorunlardan biri olduğunu açıklamıştır.
Rusya, Batı’nın Balkanlardaki amacının  “demokrasiyi yaygınlaştırmak ” değil, etki alanlarını genişletmek olduğunu öne sürerek, bölgedeki askeri güçlerinin genişletilmesi için büyük çaba göstermeye başlamıştır . Bu çabaların içinde, Rusya’nın Sırbistan’da kendilerine ait askeri üssün kurulması talebi de yer almaktadır .
Bütün bu girişimlere rağmen Rusya, Balkan krizi sırasında parlak bir başarı gösterememiştir.  1999 yılında yaptığı  “Marş brosok na Priştinu”   (Priştina’ya hücum)    adlı operasyon, AB ve NATO’ya meydan okuma şeklinde gösterilmeye çalışılsa da bunun bir güç göstergesi olmayıp sadece sembolik bir anlam taşıdığını daha sonra Rusya yönetimi de kabul etmiştir .     
Balkanlardaki çatışmalar Rusya için ideolojik olduğu kadar stratejik bir anlam da taşımaktaydı. Bu yüzden, NATO ve Batının aktif girişimleri ülkenin çıkarları için açık bir tehlike olarak algılanmıştır. Rusya, NATO’nun Bosna’da yaptığı askeri operasyonları doğuya doğru bir genişleme olarak görmekteydi. 1945 yılından sonra Avrupa’nın ilk defa Rusya sınırlarına bu kadar yakınlaştığını hatırlatırsak ülkenin tedirginliğini anlamak da zor olmayacaktır .  
Rusya’nın Balkan krizi sırasında yaşadığı başarısızlık Batıya olan görüşünün değişmesine sebep olduğu gibi, dış siyasetini kendi çıkarları doğrultusunda yönetmesi gerektiğini hatırlatmıştır  .
Çatışmaların sona ermesi ile Balkanların sorunları sona ermiyordu. Ülkelerin ekonomik ve siyasi krizleri atlatmaları ve yeniden ekonomilerini canlandırmaları gerekmekteydi. Bu sorunların çözümünde de Rusya’nın, Avrupa Birliği ve Amerika’dan çok daha az yararı olacağı kesindi.

Rusya’nın Ekonomi Politikası
Balkan krizinin sona ermesi hem Rusya hem AB için büyük bir önem taşımaktaydı. Krizin sona ermesinin Rusya için bir sürü olumlu yönünün olduğu gibi olumsuz yönleri de vardı. Bir yandan, Rusya’nın Batı ile Balkanlar konusunda olan fikir ayırımlarının sona ermesi, karşı karşıya gelen iki güç arasındaki siyasi paylaşımın son bulması anlamına gelmekteydi. Neticede daha önce karşı güç olarak kabul edilmekte olan ülkeler ile yeni iş birliği imkânları ortaya çıkmıştır.
Diğer yönden, NATO’nun doğuya doğru genişlemesine karşı olan Rusya’nın gönlü, Balkan ülkelerinin bu ittifakın kanatları altına girmelerine razı değildi. Fakat Yugoslavya krizinden sonra yaşanan gelişmeler, Rusya’nın ülke çıkarları için Balkanlarla daha yakın temasta olması gerektiğini hatırlatmaktaydı. Bu yüzden, Rusya eski Yugoslavya’nın yerine oluşan yeni devletlerle hem ekonomik hem kültürel ilişkilerinin devam etmesi için harekete geçmiştir. Rusya, özellikle Karadağ bölge sınırlarında yerleşen Balkan ülkelerine büyük ilgi göstermekteydi.
Eski Yugoslavya bölgesinde barışın sağlanması Balkanlarda olduğu kadar Akdeniz  ve Karadeniz bölgelerinde güvenliğin sağlanması anlamına gelmektedir. Bu da Rusya’nın jeopolitik stratejisi için önemli noktalardan biridir. Bütün bu sebepler, Rusya’nın Batı ile ortak noktada buluşmasını önemli kılmaktaydı.

 

<<>>


Rusya’nın Balkanlarla olan iş birliği, dış siyaset ve daha da çok ekonomik faktörlerle tanımlanmaktadır ve merkezi yeri enerjiye aittir. Dünyanın en zengin gaz kaynaklarından birine sahip olan Rusya’nın, Güneydoğu Avrupa’daki sembolik siyasetinin perde arkasında ekonomik çıkarları gizlidir. Rusya’nın, enerji kaynaklarını Batı piyasalarına ulaştırmak için Güneydoğu Avrupa’ya ihtiyacı vardır . Balkanların yakıt transportu için uygun coğrafi konuma sahip olması bu bölgeyi Rusya için cazip kılmaktadır. Bu ülkeler arasında kendisi de Rus gazına bağımlı olan Bulgaristan’ın, Türkiye ve batı piyasasına olan yakınlığı ile Rusya için büyük önemi vardır. Bununla birlikte Bulgaristan ve Yunanistan bölgelerinden, Rusya’nın Burgas-Aleksandrupolis petrol boruları geçmektedir.
Güneydoğu ve Batı Avrupa piyasalarına gaz ve petrol hatlarının geçmesi için Ukrayna’ya mecbur kalmaktan hoşlanmayan ve sürekli sorunlar yaşayan Rusya için Balkanlar bu anlamda alternatif bir kapıdır. Bunun diğer olumlu tarafı da Ukrayna’nın, Rusya enerji kaynaklarına olan kontrolünün azalmasının sağlanmasıdır .

Kosova’nın Bağımsızlık İlanı - Rusya Dış Politikasına Karşı Vurulan Darbe
Kosova’nın tek taraflı bağımsızlığını ilan etmesi, Rusya’da büyük bir tepkiyle karşılanmıştı.  Rusya, Kosova Parlamentosunun tek taraflı bağımsızlık ilanının uluslararası hukuk ihlali olduğunu belirterek, Birleşmiş Milletler Teşkilatından bağımsızlığın geçersiz olduğunu ilan etmesini talep etmiştir . Fakat, Rusya’nın Sırbistan’ın bütünlüğünün bozulmasına karşı çıkacağını ve veto hakkını kullanacağını belirtmesine rağmen, Avrupa Birliği ve Amerika’nın, Kosova’nın bağımsızlığını hiç ikilemeden hemen tanıması, Rusya dış politikası için büyük bir darbe olmuştur .
Rusya’nın kanayan yarası yeniden açılmıştı. Bu ülkede farklı milletlerden oluşmuş 20 otonom bölge bulunmaktadır. Bunlardan biri, bağımsızlık girişimi iki kez kanlı bir şekilde bastırılan Çeçenistandır. Bütün bunlar Rusya’nın, Kosova’nın bağımsızlığına karşı olan tepkisini yeteri kadar açıklamaktadır.
Kosova’nın bağımsızlığından hemen sonra Prednestrovye, Güney Osetya ve Abhazya yeniden Rusya’nın bağımsızlıklarını tanımasını istediler. Fakat Rusya, Kosova konusunda olduğu gibi bu ülkelere karşı da aynı prensip doğrultusunda hareket edeceğini açıklamıştır.  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu konuda demeç verirken şu sözlerle açıklama yapmıştır : “Uluslararası hukuk kurallarının tüm ülkeler için aynı olması gerekir, ancak bu durumda büyük ve küçük ülkeler kendilerini güvenli hissedebileceklerdir. Bunun dışındaki her şey silah rekabeti ve gerginlik yaratmaktadır.- Çünkü küçük ülkeler güvenliklerini uluslararası hukukla değil silah ve savunma gücüyle sağlayabileceklerini düşünmekteler” .  
Kosova’nın arkasından bağımsızlığının kabul edilmesini talep eden Guney Osetya ve Abhazya konusunda Rusya devlet liderleri görüş ayrılıkları yaşamaktadır. Bir taraf bu ülkelerin bağımsızlığının kabul edilmesi gerektiğini savunurken diğer taraf bu davranışın çifte standart olacağı ve Rusya’nın tutumuna aykırı olduğunu öne sürmektedir.
Devlet başkanı Putin, Rusya’nın bu devletlerin bağımsızlığını kabul etmesi durumunda uluslararası hukuk ihlaline bir tane daha eklenmiş olacağını belirterek, Rusya’nın uluslararası norm ve kurallara sadık kalmak istediğini açıklamıştır .

Özet
Rusya’nın, dış politika stratejisini belirlerken uzun bir dönem Balkanlara yönelik belli bir siyasi strateji belirlememesi ayrıca da Balkanlarda çıkan çatışmalar sırasında beklendiğinden daha pasif bir duruş sergilemesi Balkanların Rusya’dan soğumasına ve oradaki etkisinin azalmasına neden olmuştur. Bundan böyle Rusya’nın, Balkan politikasını gözden geçirirken, bu ülkelerin Batıya olan eğilimini göz önüne alması gerekmektedir.  Fakat bütün bunlara rağmen ne Balkanlar ne de Rusya, bağlarının tamamı ile kopmasını göze alabilecek durumdalar. Balkan ülkelerinin Rusya ile tarihi bir bağı olduğu kadar ticari ve ekonomik açıdan da önemli çıkarları vardır. Rusya’nın ise Balkanlar ile bağını koparması önemli stratejik ortağını kaybetmesi anlamına gelmektedir, bu da Rusya’nın hem dış, hem ekonomik hem de siyasi politikası için büyük bir darbe olacaktır. Bu durumda Rusya’nın, hem Batıya pas vermeden, hem de bölgedeki etkisini kaybetmeden önemli bir sorunu çözmesi gereklidir. Tabii bunun tek yolu Batı ile birlikte ortak bir politika izlemektir.

 

Makaleyi word dokümanı olarak okumak veya bilgisayarınıza indirmek için lütfen TIKLAYINIZ.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4791 ) Etkinlik ( 169 )
Alanlar
Afrika 64 1112
Asya 73 1709
Avrupa 13 1336
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 499
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2770 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 566
Orta Doğu 17 1131
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3316 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
Türkiye 72 3316

Son Eklenenler