BARROSO’NUN ARDINDAN

Yorum

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso ve AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in 10-12 Nisan tarihleri arasındaki Türkiye ziyareti gerçekleşti. AB Komisyonu Başkanı Barroso, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın resmi daveti üzerine, önce Ankara, ardından da İstanbul’da üç günlük ziyaretleri sırasında temaslarda bulundu. ...

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso ve AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in 10-12 Nisan tarihleri arasındaki Türkiye ziyareti gerçekleşti. AB Komisyonu Başkanı Barroso, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın resmi daveti üzerine, önce Ankara, ardından da İstanbul’da üç günlük ziyaretleri sırasında temaslarda bulundu. Öncelikle Ankara’da Başbakan Erdoğan ile yaptığı resmi görüşmelerin yanı sıra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da kabul edilen Barroso, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de (TBMM) temaslarda bulundu ve TBMM genel kuruluna hitap etti. Ankara ziyaretlerinin ardından İstanbul’a geçen Barroso, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın onuruna verdiği yemeğe katıldı. Bilgi Üniversitesi’ndeki bir konferansa da katılan Barroso, burada bir konuşma yaptı. Yine İstanbul’daki ziyaretleri sırasında Fener Rum Patriği Bartholomeos ile görüşen Barroso, Topkapı Sarayı ve Kumkapı gezisi gibi bir dizi ziyaretlerin ardından İstanbul’dan ayrıldı.

Barroso’nun ziyareti, birçok açıdan çok önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Öncelikle, 1963 Ankara Antlaşması’ndan bu yana Türkiye’yi ikinci kez bir AB Komisyonu Başkanı ziyaret etti. Komisyon Başkanlarının, usul gereği birliğe aday olmayan ülkelere resmi ziyaret gerçekleştirmedikleri dikkate alındığında ziyaretin önemi daha da artmaktadır. Barroso’nun ziyaret için Türkiye’ye gelmesi de gitmesi de hem yurtiçinde hem de yurtdışında özellikle medyada geniş ilgi uyandırdı. Nitekim ziyaretin, çok daha önceden planlanmış olmakla birlikte, son günlerde yaşanan yasal-siyasal gelişmelerle kesişmesi dikkatlerin üzerinde yoğunlaşmasına vesile oldu.
Barroso’nun esas önemi, hali hazırdaki konumu itibariyledir. AB Komisyonu, Avrupa Birliği’nin hükümeti gibi tanımlanmaktadır ve komiser adı verilen üyeleri, tek tek ülkelerini değil de AB’yi temsil ettiklerinden ve AB Parlamentosu onayı olmadan seçilemediklerinden uluslar üstü nitelikte sayılırlar. Jose Manuel Barroso, sadece Portekizli bir Komisyon başkanı olmanın ötesinde, AB’nin başbakanı olarak bile kabul edilebilir. Aynı şekilde Komisyon’un genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de benzer biçimde AB genişleme bakanı olarak adlandırılabilir. Barroso’nun sözlerinin önemi bu noktada değer kazanmaktadır. AB’de farklı çevrelerden farklı seslerin çıkıyor olması, Türkiye’nin üyeliğine tamamen karşı gelenler, destekleyenler yada herhangi bir düşüncesi olmayanlar gibi çeşitli grupların olması bir yana esas olan yasal, kurumsal tavır ve politikalardır. Nasıl bir devlet de farklı sesler çıkabilir, farklı muhalefet odakları olabilirse fakat devlet politikasını başbakan yada cumhurbaşkanı ifade ederse Barroso’da AB için aynı konumdadır ve bu konumdan çıkanlar dikkate alınmalıdır.
Barroso, ziyaretinin ilk ayağı Ankara’daki temasları sırasında TBMM genel kurulunda yaptığı tarihi konuşmasında önemli noktalara değindi. Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin tarihinin önemi ile başlayan konuşmasında ilişkilerin hem çok eskiye hem de çok uzun süreli, daimî bir birbirine bağlılık ilişkisine dayanmakta olduğunu vurgulayarak bu stratejik ilişkilerin, ticaret ve kültürel, karşılıklı ilişkileri içermekte olduğunu Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki politikalarda çok önemli bir rol oynadığını sözlerine ekledi. Türkiye’nin AB adaylık sürecini kısaca özetleyen Barroso, yakın dönem gelişmelerinden bahsederek müzakere süreci ile ilgili önemli saptamalarda bulundu. Türkiye’nin Avrupa Birliği mevzuatını kabul etme ve adapte etme yolunda gösterdiği çabalardan çok etkilendiğini söyleyen Barroso, pek çok alanda müzakerelerin açılmış olduğunu ve resmî müzakerelere geçildiğini ve daha fazla faslın açılmasıyla beraber, bu yıl içerisinde de çok ciddi gelişmeler kaydedileceğini beklediğini dile getirdi. İki tarafın da ‘‘oldukça kuvvetli ortak menfaatler’’i olduğunu ve bu menfaatlerin müzakere sürecini belirlemekte özel bir vurguya sahip olduğunu söyleyen Barroso, beraberce, daha güvenli bir dünyaya katkı sağlandığını vurguladı. İki tarafın ekonomik ve ticari ilişkilerde en büyük partnerler olduğuna dikkati çeken Barroso, özellikle son dönemde bu ikili ilişkilerin daha da geliştiğine vurguda bulundu. Genel olarak Türkiye’nin AB ve AB’nin Türkiye için önemine vurgu yaptığı konuşmasında Barroso, özellikle komisyonun önemine dikkat çekerek komisyonun, müzakere süreci içerisinde aday ülkelere gerekli reformları yaparlarken yardımcı olmak ve hazırlıklarında destek vermekle mükellef olduğunu, bunun, herhangi bir şekilde bir aday ülkenin iç meselelerine müdahale anlamına gelmediğini, ortak bir çalışmadan ibaret olduğunu söyledi. Türkiye’nin reformlara öncelik vererek enerjisini başka yerlere harcamaması gerektiğini dile getiren Barroso, son tahlilde ortak hedefler vurgusunu yenileyerek, sürecin arkasında olduklarının altını çizmiştir. Barroso, TBMM genel kurulundan sonraki konuşmalarında ve Bilgi Üniversitesi’ndeki konferanstaki konuşmasında sürekli desteğe vurgu yaptı. Özellikle Bilgi Üniversitesi’ndeki konuşmasında kendi ülkesi Portekiz’in tam üyelik süreci ile ilgili deneyimlerini anlatarak bir anlamda bir yol haritası çizdi.
Barroso’nun TBMM’de yaptığı konuşma ve temasları genel olarak değerlendirildiğinde AB’yi yeniden ve çarpıcı bir şekilde Türkiye’nin gündemine yerleştirdiği görülmektedir. Barroso, ziyaretinin boyutları ve konuşmalarıyla Türkiye’nin AB açısından ve AB’nin Türkiye açısından önemini vurgularken Türkiye’de de AB sürecinin kendisinin ülkenin geleceği açısından ne denli değerli olduğu anlaşılmaya başlanmış gibi gözüküyor. Kanal D’nin yaptırdığı bir kamuoyu araştırması Ocak’tan bu yana Türkiye’nin AB’ye üye olmasından yana olanların oranının yüzde 30.1’den 41.9’a çıktığını gösteriyor ve AKP seçmeni açısından bu oran yüzde 29.5’ten 47.1’e çıkmış durumda. Barroso’nun ziyareti ve sözleri ile AB’nin esas politikasının Türkiye’nin üyeliğini desteklemek olduğu görülmektedir. Barroso, ziyaretiyle uzlaşmayı ifade etmiş ve amacın Türkiye’yi tam üyeliğe götürmek olduğunu gözler önüne sermiştir. Mevcut haliyle bunun gerçekleşemeyeceğini iki tarafın da biliyor olması Barroso’yu reformları teşvik etmek noktasına getirmiş ve sürecin olumlu anlamda gelişmesi doğrultusunda desteğin de devam edeceğini göstermiştir. Bu anlamda Türkiye açısından Barroso’nun ziyareti, yitirilmekte olan AB ışığını -en azından şimdilik- alevlendirebilecek gibi gözükmekte, belli bir ivme kazandıracağı hissini vermektedir.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1996 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1996

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.