Irak’ta Güvenlik Ve İstikrar

Yorum

Bir lider ya da yönetici grup tarafından alınan kararlar ve bu doğrultuda izlenen politikalar, başlangıçta hedeflenenin tam tersi sonuçlar verebilir. Bu durum özellikle karar alıcıların siyasi ya da sosyal çevreyi yanlış algılamalarından ve sonucu yanlış tahmin etmelerinden kaynaklanmaktadır....

Bir lider ya da yönetici grup tarafından alınan kararlar ve bu doğrultuda izlenen politikalar, başlangıçta hedeflenenin tam tersi sonuçlar verebilir. Bu durum özellikle karar alıcıların siyasi ya da sosyal çevreyi yanlış algılamalarından ve sonucu yanlış tahmin etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bunun en açık iki örneği Irak’ta önce Saddam Hüseyin, sonra da G. W. Bush tarafından izlenen politikalar olmuştur. Saddam’ın mevcut uluslararası durum ile ilgili algılamaları sonucunda izlediği inatçı politikaları bir zamanlar Irak’ı yönetmeleri ham hayalden ibaret olan kesimleri, yani Saddam’ın en amansız düşmanlarını Irak’ın yönetimine taşımıştır. Bu gün Irak’ın yönetimi ağırlıklı olarak Kürtlerin ve Şiilerin elindedir. Saddam Hüseyin yönetiminin sekiz yıl boyunca savaştığı İran şimdi Irak üzerindeki en etkili ülke konumuna gelmiştir. Aynı yargı ABD yönetimi için de geçerlidir. ABD’nin bölgesel, hatta küresel politikaları için en büyük tehdidi oluşturduğu ileri sürülen İran, Irak’ın işgali sırasında nükleer güç olma konusunda fırsattan istifade büyük mesafe kat etmiş, Afganistan’daki can düşmanı Taliban’ın da Koalisyon güçleri tarafından etkisiz hale getirilmesiyle bölgede kendi önceliklerini gerçekleştirme yolunda oldukça rahat bir ortama kavuşmuştur. Yine ABD yönetimince uygulanan politikalar sonucunda El-Kaide de ABD’nin Irak politikalarını kötü etkileyen bir konum elde etmiştir. Irak içerisinde mezhepsel ve etnik temeli esas alan politikalar Irak’ta istikrar ve güvenliği temelinden dinamitlemiş ve bu ülke ile ilgili ABD politikalarını zora sokmuştur. Oysa hem Irak için, hem ABD için hem de ilgili tüm diğer ülkeler için istikrarlı ve güven içerisinde bir Irak hedefine ulaşılması çok büyük bir önem taşımaktadır.

Irak’ın işgaline giden süreçte ABD’li yetkililer tarafından izlenen politikalar ve yapılan açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda, ülkenin mezhepsel ya da etnik temele göre bölünmesinin çok önceden planlandığı anlaşılmaktadır. Yani Şii-Sünni çatışması Irak’ın bir kaderi değildir; tersine, uygulanan bir takım politikalar Irak’ı bu noktaya getirmiştir. Esasen ülkenin modern tarihinde hiçbir zaman, İşgal sürecindeki çatışmaların bir benzeri yaşanmamıştır. Saddam döneminde baskı altında tutulan Şiiler şu an iktidardadırlar. Ne var ki, Sünniler Irak tarihinde ilk kez iktidar aygıtının dışında kalmışlardır ve Şiiler Sünnileri dışlayan bir tavır içerisindedirler. Üstelik Irak’ta devlet aygıtı çökmüş ve oluşan boşluk şiddet yanlısı gruplarca doldurulmuştur.

Vatandaşları iki ya da daha fazla mezhebe bağlı olan tüm ülkelerde olduğu gibi, Irak da mezhepsel çatışma ya da sürtüşmelerden arınmış bir ülke değildir. Ama bu durumun önemli bir sorun haline gelmesi mezhep ayrılıklarının siyasallaştırılmasından sonra gerçekleşmiştir. Irak’ın modern tarihinde hiçbir zaman mezhep ayrılıkları son dönemde olduğu kadar ön plana çıkarılmamıştır. Nitekim Saddam Hüseyin yönetiminin temel önceliği rejime sadakat olmuştur. Bu dönemde yönetim kademeleri temelde Sünnilerin elinde bulunsa da, bazı Şiiler en üst yönetim kademelerine dek yükselirken, Saddam kendi yakınlarını bile idam etmekten çekinmemiştir. Yoğun ulusal kriz dönemlerinde ise baskılar daha fazla mezhepsel bir renge bürünmüştür. Örneğin, 1991 Kuveyt yenilgisinin ardından çıkan isyanın Şii ağırlıklı olması, yönetimin Sünni Arap olarak nitelendirilmesine neden olmuştur. Saddam’ın baskıcı politikaları mezhep temelli olmayan sosyal güçlerin ve onların siyasi temsilcilerinin ortadan kalkmasına ve dini ya da etnik yeni grupların ve siyasetçilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ama Saddam rejiminin devrilmesini Irak’ta ortaya çıkan mezhep çatışmalarının bir nedeni olarak ortaya koymak doğru değildir. Bazı mezhepsel ya da etnik kesimlerin siyasi arenada boy göstermeye başlamalarının nedeni, uygun bir ortamın oluşmasıdır. Bu ortamı hazırlayan temel neden koalisyon güçlerinin isteyerek ya da bilinçsizce uyguladıkları politikalar olmuştur ve bu politikalar Irak işgalinden çok daha önceki tarihlerde başlamıştır. Örneğin, işgalden önce ve işgal sırasında sürgündeki Şii ya da Kürt gruplar ABD tarafından desteklenmiştir. 2003 baharındaki işgalin ardından kurulan geçici yönetim mezhepsel ya da etnik kotalara göre kurulmuştur. Bu durum Irak tarihinde bir ilktir. Muhtemelen, Koalisyon güçleri Irak halkının desteği ile işgal sürecinde ortaya çıkacak meşruiyet sorununu çözmek istemişlerdir. Ne var ki, Baas Partisi ile birlikte güvenlik aygıtı da ortadan kaldırılmıştır. İşgal karşısında Şiiler kadar direnç göstermeyen Sünniler bu durumu Şiilerin hâkimiyeti ile birlikte kendilerinin ortadan kaldırılacağı biçiminde algılamışlar ve direnişe yönelmişlerdir. Direnişi bastırmak için alınan sert önlemler ise durumu daha da kötüleştirmiştir. Uygulanan bu politikalar nedeniyle, etnik ve mezhepsel ayrımlar iyice belirginleşmiştir. Yapılan referandumlar ve seçimler de bu ayrıma meşruiyet kazandırmış ve Şii-Kürt ağırlıklı hükümet direniş karşıtı kampanya üzerine odaklanmıştır.

Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi ve Dava Partisi gibi sürgündeki partilerin seçmen desteği son derece düşüktür. Dolayısıyla bu tür gruplar ulusal uzlaşıyı göz ardı ederek ve mezhepsel ya da etnik bağlantıları kullanarak konumlarını sağlamlaştırma yoluna gitmişlerdir. Uygulanan kimlik politikaları, Kürtler dışındaki laik düşünce yapısına yakın kesimlerin güç kaybetmesine neden olmuş, Şiiler ve Sünniler arasındaki gerginlik kan davasına dönüşmüştür. Böyle bir ortamda ise, Irak’ı bir bütün olarak gören ulusal siyasetçiler yerine, cemaat temelli siyasetçiler ortaya çıkmış ve bu durum ülke bütünlüğünü tehdit eder hale gelmiştir.

 

Devlet aygıtının çöküşü güvenlik ve yönetim alanlarında büyük bir boşluk yaratmıştır. Bu boşluk mezhep temelli partiler, milisler ya da çeteler tarafından doldurulmuştur ve ülke şu an için tam bir kaos halindedir.

Şu an Irak’ta yolsuzluk diz boyudur ve güvenlik güçleri siyasallaşmıştır.

Irak’ta seçimle oluşturulan parlamento ve diğer hükümet kurumları Irak’ın istikrarı için herhangi bir katkı sağlamamaktadırlar. Sünnilerin çoğu, hükümeti Şii bir yönetim aygıtı olarak görmektedirler. Parlamentoda temsilcisi bulunan gruplar arasında yaşanan anlaşmazlıkların içeriye yansıması nedeniyle, parlamento etkin bir biçimde çalışamamaktadır. Bu nedenle, anayasa değişikliği ve doğal kaynaklar yasası gibi hayati önem taşıyan sorunlar çözümlenememektedir.

***

Bununla birlikte Irak’ta güvenlik ve istikrarın sağlanması yönünde olumlu gelişmeler de gözlenmektedir. Öncelikle Irak’ın Şii bölgelerinde istikrarın sürekli hale geldiği görülmektedir. İstikrarı sağlayan en önemli neden olarak, Batı’nın İran’a karşı kullandığı sert retorikten ve askeri tehditlerden vazgeçmesi gösterilmektedir.

 

<<>>

İkinci olarak, Irak’ta ABD ve Irak yönetimi için en büyük problem kaynaklarından biri olan ve Bush yönetiminin yanlış politikaları sonucu Irak’ta güçlenen El-Kaide, Irak yönetiminin ya da ABD’nin akıllıca politikaları sonucu değil, bizzat El-Kaide tarafından izlenen yanlış politikalar sonucunda Irak’taki etkinliğini kaybetmiştir. Irak’taki direniş örgütlerinin El-Kaide komutasında birleşmeleri yönündeki baskılar diğer direniş örgütleri ile El-Kaide’yi karşı karşıya getirmiştir. Ayrıca, kurdukları mahkemeler aracılığı ile halk üzerinde baskı oluşturmaya çalışan örgütün politikaları halk nezdinde kabul görmemiştir. Halk desteğini kaybeden hiçbir güç uzun dönemde etkinlik sahibi olamaz. Bu nedenle, El-Kaide’nin Irak için bir problem olmaktan çıkmaya başladığını ileri sürebiliriz.

Son olarak, El-Kaide’nin izlediği politikalarla birlikte, ABD ve Irak yönetiminin de girişimleri sonucunda, farklı kesimlerden, ama özellikle Sünnilerden, gelen direniş hareketleri güç kaybetmeye başlamıştır. Eskiden iktidar aygıtının dışında kalan Sünniler ABD tarafından bölgelerinde uygulanan yatırım ve meslek edindirme programlarına katılmışlardır. Bu tür askeri ve siyasi girişimler Irak’taki şiddet sarmalını büyük ölçüde hafifletmiştir. Bunda Sünnilerin, direnişi sonsuza dek sürdürmenin bir faydası bulunmadığını ve kan kaybetmeye daha fazla tahammülleri olmadığını düşünerek rota değiştirmelerinin de büyük etkisi bulunmaktadır.

***

Aslında Koalisyon güçlerinin ve Irak yönetiminin temel problemi de arkalarında yeterli halk desteğinin bulunmaması, diğer bir ifadeyle, siyasi meşruiyet sorununun henüz çözümlenememiş olmasıdır.

Irak’ta durumun düzelebilmesi için hükümetteki mezhep temelli kotaların kaldırılması gerekmektedir. ABD’li yetkililer federal bir çatı altında uzlaşmış, birleşik bir Irak hedeflediklerini açıklamaktadırlar. Ama ABD’nin mezhep temelli politikaları bu açıklamalar ile çelişmektedir. Irak’ta merkezi hükümet tüm Iraklıları temsil eden ve tüm Irak halkına hizmet eden bir görünüm kazanmadıkça, istikrarın tam anlamıyla sağlanması mümkün değildir.

Bazı çevreler Irak’ın bölünmesi gerektiğini bile önerebilmektedirler. Oysa birçok nedenden dolayı bu mümkün değildir. Her şeyden önce, bölünme Irak’a komşu ülkeleri hatta tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyecektir. Ayrıca, işçi göçü, zorunlu mekân değişimi ve evlilikler gibi nedenlerden dolayı böyle bir plan zaten şiddet sarmalında boğulmak üzere olan Irak halkı için eşi görülmemiş bir trajedi anlamına gelecektir.

Irak’ın şu an tüm tarafların birlikte hareket etmelerini sağlayacak çok taraflı ve uzlaşmacı bir yaklaşıma ihtiyacı vardır. Üstelik bu çok taraflı ve uzlaşmacı yaklaşım zorunluluğu sadece Irak için değil; ABD, Türkiye, Suriye, İran ve Suudi Arabistan gibi Irak ile ilgili tüm taraflar için geçerlidir.

Irak’ın bütünlüğü için hayati önem taşıyan konulardan biri de petrol yasasıdır. Irak anayasasında ve yasalarında bulunan petrol ile ilgili maddeler bu kaygılar çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir. Doğal kaynakların tüm vilayetlere adil bir biçimde dağıtılması için ise öncelikle sağlıklı işleyen bir parlamentoya, daha sonra güçlü ve sağlam bir merkezi hükümete ihtiyaç bulunduğu açıktır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2523 ) Etkinlik ( 170 )
Alanlar
Afrika 64 601
Asya 74 974
Avrupa 13 607
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 277
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1313 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 273
Orta Doğu 17 578
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 169
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1867 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
Türkiye 75 1867

Son Eklenenler