Lübnan’da İç Savaş’ın Ayak Sesleri

Makale

Lübnan, 2008’in ilk ayında, üç aydır devam eden devlet başkanlığı krizinin paralelinde gelişen birçok şiddet olayına sahne oldu. Şiddet olaylarının ocak ayındaki yoğunluğu ve ülke siyasetinde yükselen tansiyon herkesin aklına aynı soruları getirdi: Lübnan bir iç savaşa mı sürükleniyor? Sürükleniyorsa bu iç savaş ne zaman başlayacak? Yoksa başladı mı? ...

Lübnan, 2008’in ilk ayında, üç aydır devam eden devlet başkanlığı krizinin paralelinde gelişen birçok şiddet olayına sahne oldu. Şiddet olaylarının ocak ayındaki yoğunluğu ve ülke siyasetinde yükselen tansiyon herkesin aklına aynı soruları getirdi: Lübnan bir iç savaşa mı sürükleniyor? Sürükleniyorsa bu iç savaş ne zaman başlayacak? Yoksa başladı mı?
Sokağa İnen Şiddet
Son bir aydaki şiddet olaylarına kronolojik olarak bakmak Lübnan’daki durumun vahametini ortaya koyuyor. 4 Ocak’ta Güney Lübnan’da Hizbullah’ın bir yetkilisi olan Ahmed Mehenna’nın başından vurularak öldürülmesi dünya basında pek yer bulamasa da ayın ilk şiddet olayıydı. Ardından 8 Ocak’ta Beyrut’un 35 km. güneyindeki Rumeyle’de meydana gelen patlama saldırıların Lübnanlılarla sınırlı olmadığını gösterdi. Saldırıda BM Barış Koruma Gücü UNIFIL’e bağlı iki İspanyol askerler yaralandı. Beyrut’ta 15 Ocak’taki hedef bir ABD Büyükelçilik konvoyuydu. Bombalı bir arabayla yapılan saldırıda 4 Lübnan vatandaşı öldü, 16 kişi yaralandı. Bu olaydan tam 10 gün sonra Beyrut’a gerçekleşen diğer bir bombalı saldırıda Lübnan Polis Teşkilatı’nın istihbarat bölümünde görev yapan Albay Visam Eid ile birlikte 4 kişi hayatını kaybetti. 15 Aralık’taki General El-Hac suikastından sonra ülkenin güvenliğinden sorumlu bir kişi daha öldürüldü. Son olarak ise 27 Ocak Pazar günü Dahiye’deki (Güney Beyrut) Mar Mekhayel’de elektrik kesintilerini protesto eden göstericilere askerlerin müdahalesi sonucu çıkan çatışmalarda Hizbullah ve Emel taraftarı 7 Lübnanlı Şii hayatını kaybetti. Bu sokak çatışmalarının Sünni (Museytiba) ve Hıristiyan (Eşrefiye) bölgelerine sıçraması ihtimali herkeste büyük bir korku yarattı.(1)
İngiliz The Independent gazetesinin yazarı Robert Fisk “İç savaşın adı ne olunca konur, haftada bir bomba mı, ayda bir sokak çatışması mı?“ diyordu 29 Ocak tarihli yazısında. Fisk, ardından Mar Mekhayel’de ölenlerle 15 yıl süren Lübnan İç savaşını başlatan olay arasındaki benzerliğe dikkat çekiyordu.(2) Muhakkak ki bu benzerlik Fisk’in olduğu gibi pek çok Lübnanlı’nın aklına geliyor ve uykularını kaçırıyor. 13 Nisan 1975’te Beyrut yakınlarındaki Ayn El- Rumana’da Pierre Cemayel’in bir kilisenin açılışını yaptığı sırada bir arabadan açılan ateş sonucu 2 Falanjist asker ile Cemayel’in korumalarından biri öldürülmüş ve ateşin Filistinlilerce açıldığını düşünen Falanjist milisler aynı gün Tal el-Zatar kampına giden bir otobüs dolusu Filistinliyi öldürmesiyle ülkedeki gerilim bir savaşa dönüşmüştü.(3) Tarihte bu tür örnekler çok fazladır, yani büyük askeri çatışmaların çoğu küçük çaplı kışkırtıcı saldırıların ateşlemesi sonucu başladı. Mar Mekhayel’de 8 Şii’nin öldürülmesinden sonra Lübnan siyasetinin inde de ani ve sert tepkiler oluştu. Hizbullah alışılmışın dışına çıkarak Lübnan Ordusu’nu oldukça sert bir dille eleştirdi. Bu eleştiriler bir anda Lübnan’daki en önemli iki silahlı örgütün karşı karşıya gelme olasılığını ortaya çıkardı. Bununla birlikte Hizbullah olaylar sırasında gösterilere son verilmesi talimatı vererek gerginliğin büyümesine izin vermedi. Yine bunun bir uzantısı olarak Hıristiyanlara veya orduya yönelik bir intikam saldırısının olmaması tansiyonun daha yukarılara çıkmasını engelledi.
Bu ölümlerin ardından Hizbullah’tan orduya yönelen eleştiri, Genelkurmay Başkanı Michel Süleyman’ı devlet başkanlığına götürecek sürecin kesintiye uğraması ihtimalini doğurabilir.(4) Öyle ki Arap Birliği Genel sekreteri Amr Musa’nın Arap girişimi olarak bilinen planında da Lübnan muhalefetinin Michel Süleyman’ın devlet başkanlığına itiraz koyduğu söyleniyor. Muhalefetin itiraz nedeni olarak Michel Süleyman’ın gizlice Suudi Arabistanlı yetkililerle görüştüğü iddiası gösterildi. Son günlerde Michel Süleyman ile Lübnan muhalefetinin arasının çok iyi olduğunu söylemek oldukça zor görünüyor. Ama yine Michel Süleyman, Hizbullah ve Suriye’yi gücendirmemeye ve ortamı yumuşatmaya çabalıyor. Michel Süleyman’ın Askeri İstihbaratın Şefi General George Khouri’yi de yanına alarak pazartesi günü Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’a gitmesi böyle bir ziyaret oldu. Görüşmede Hizbullah lideri, Michel Süleyman’dan acil ve kapsamlı bir soruşturma başlatılmasını talep etti.(5) 14 Martçıların bazıları Suriye ve İran’ın desteğiyle muhalefetin olayları abarttığını söylese de Başbakan Sinyora olanları kınayıp ülkede üç gün yas ilan ettiğini açıkladı.
İç Savaşın Belirtisi: Silahlanan Milisler
Lübnan’da merkezi karar alma mekanizmasının güçsüzlüğü ve işlevsizliği, siyasi kaosla birlikte derin bir güvenlik boşluğu doğurdu. Hizbullah da İsrail’e karşı verdiği askeri mücadeleyle hem Şiilerin dışındaki grupların sempatisini kazanarak prestijini arttırdı hem de ülkenin en etkin silah gücü durumuna geldi. Öyle ki örgütün 2006 Lübnan Savaşı’ndan büyük bir zaferle çıktığına dair iddiaları, Eliyahu Winograd’un İsrail hükümetini savaştaki hatalarından dolayı suçlayan raporunun açıklanmasıyla daha da inandırıcı hale geldi.(6)
Lübnan’daki güvenlik boşluğu ve Hizbullah’ın silahlı güç olarak ülkede alternatifsiz konuma gelmesi, ailesel ve mezhepsel düzeyde siyasi ve ekonomik çıkarlarını korumaya ve genişletmeye çalışan grupların silahlı örgütlenmeye gitmesini veya eski silahlı yapılarını canlandırmasını teşvik etmektedir. Lübnan bölgedeki silah tüccarları için uzun bir aradan sonra tekrar önemli bir pazar haline gelmeye başlıyor.. Lübnan’a son yıllarda çeşitli kaynaklardan ve yollardan silah sokuluyor. Suriye aracılığıyla Hizbullah giden Rus ve İran silahları dışında özellikle Irak yoluyla Batılı kaynaklı silahların ülkeye girdiğine dair birçok söylenti ortalıkta dolaşıyor. Ülkeye giren silahlar kişisel ve gruplar halinde silahlanmaya giden yolu açıyor. Robert Fisk de son günlerde Beyrut’ta silahsız dolaşan birini bilmediğini söyleyerek güzel bir durum belirlemesi yapıyor.(7)
Mar Mekhayel’deki gösterilerin ardından 8 Şii’nin öldürülmesinin Lübnan ordusunun ateş açmasıyla gerçekleştiği yönünde haberler ilk olarak dünya kamuoyuna yayıldı. Lübnan ordusunun disiplinli bir örgüt olduğu ve ordu mensubu askerlerin milis veya gerilla grubu üyeleri gibi tek başlarına hareket etme şansına sahip olmadığı düşünüldüğünde sivillere yönelik böyle bir saldırı eylemin bir emirle gerçekleştirilmiş olma olasılığı ortaya çıkıyor. Fakat doğrudan böyle bir emri verebilecek komutanın da Hizbullah ile çatışmayı göze alacak siyasi ve askeri güce sahip olması gerekmektedir. Şu an böyle bir çatışmaya tek başına girmek isteyecek bir komutan ordunun içinde olduğu söylenemez.
<<>>
Olaylar hakkında dile getirilen diğer bir iddiaya göre göstericilere bölgede bulunan keskin nişancılar tarafından ateş açıldı. Daha da önemlisi bu keskin nişancılar Lübnan ordusuna değil Samir Gagea’ya bağlı Lübnan Güçleri adlı Hıristiyan milis grubuna mensup. Gagea bu iddiaları yalanladı ve taraftarlarının bu olaylarla hiçbir alakası olmadığını söyledi. (8)
Aslında Samir Gagea yaklaşık 30 yıldır siyasetin içinde olan ve Marunîler arasında fanatik bir taraftar desteğine sahip Lübnan tarihinin önemli bir siyasi ve askeri figürüdür. Koyu bir Hıristiyan olan Gagea Falanjist Partisi’nin milis örgütü olan Lübnan Kuvvetleri’nin kurucuları arasında yer alıyor.(9) İsrail’le işbirliği yanlısı tutumu ve Suriye ve İran’a karşı düşmanca duyguları siyasi çizgisinin ana hareket noktalarını oluşturuyor. Gagea aynı zamanda iç savaş döneminde işlenen pek çok cinayetin sorumlu tutulan bir savaş suçlusu. Özellikle Sabra Şatilla mülteci kamplarında yapılan katliamının sorumlularından biri olarak kabul ediliyor. 2005 yazında 11 yıldır tutuklu bulunduğu cezaevinden Lübnan parlamentosunun kararıyla serbest bırakıldı. Bu Haziran seçimlerini kazanan Suriye karşıtı 14 Martçı grubun hükümeti kurduktan sonraki ilk politik kararlarından biriydi. Gagea, cezaevinden çıktığından beri 14 Mart grubunun içinde hareket ediyor. Her fırsat bulduğunda Suriye’yi eleştiren Gagea, Hizbullah’ın silahsızlandırılması gerektiğini en çok dile getiren siyasi kişiliklerden biri. Bunlara ek olarak Gagea, Hizbullah tarafından devlet başkanlığı krizinin çözülmesini engelleyen en önemli faktörlerden biri sayılıyor. Bu yüzden Gagea’nın Hizbullah ile uzlaşmaya yanaşması yakın bir zamanda mümkün görünmemektedir. Çıkabilecek bir iç savaşta ise Gagea ve Hizbullah çatışmanın en radikal unsurları olmaya aday.
Sonuç
Lübnan’daki uzlaşma sağlanamadığından dolayı 13 kez ertelenen Devlet Başkanlığı seçiminin, eğer ertelenmezse 11 Şubat’ta yapılması bekleniyor. Bu aşamada Arap Birliği’nin çözüm in ortaya koyduğu çabaların olumlu sonuçlanmasının zor bir ihtimal olduğunu söyleyebiliriz. Hizbullah ise devlet başkanlığı krizinde kontrollü bir kriz yönetimi uyguladığına inanıyor. Bundan dolayı istedikleri bütün tavizleri hükümete kabul ettirmek istiyor. Hizbullah’ın kendine güveninin iki nedeni var: Biri ülkedeki nüfusun neredeyse yarısının desteğine sahip olması ve ülkedeki en etkin silahlı organizasyon olması. Hizbullah böyle siyasi ve askeri avantajları elinde tutarken ülkenin bir savaşa sürüklenmesine izin vermek istemeyecektir. Çünkü Hizbullah’ı güçlü kılan İsrail’e karşı yaptığı direniştir. Diğer yandan son olaylardaki gibi sivil Şiilere yönelik saldırıların artması ve buna kontrolsüz saldırılarla verilecek cevaplar (veya tam tersi) ülkeyi h kimse anlamadan bir savaşın ine sokabilir. Son olarak Lübnan’da mücadele eden sadece ülke indeki ailesel ve mezhepsel gruplar değildir, ABD, İran, Suriye, S.Arabistan, Fransa, İsrail de bu mücadelede taraftır.
(*) Yasin Atlıoğlu, TASAM Kafkaslar-Orta Asya-Orta Doğu Çalışma Grubu, Uzman Yardımcısı
E-mail: yatlioglu@tasam.org
Kaynakça
(1) “Troops on alert in tense Beirut“, BBC News, 28 Ocak 2008
(2) Robert Fisk, “Eight dead, and echoes of Beirut’s bloody history reverberate around its streets“, The Independent, 29 Temmuz 2008
(3) İrfan C. Acar, Lübnan Bunalımı ve Filistin Sorunu, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988, s.71
(4) Ferry Biedermann, “Hizbollah criticises Lebanese army over killings“, The Financial Times, 29 Ocak 2008
(5) “Sayyed Nasrallah Demands Swift, Serious Probe“, Hizbullah Örgüt’nün Resmi İnternet Sitesi, 29 Ocak 2008, http://english.hizbollah.org/essaydetails.php?eid=2061&cid=214
(6) “Israel probe finds war failure“, BBC News, 30 Ocak 2008
(7) Fisk, a.g.m.
(8) “Death toll from Beirut riots rises to seven“, AFP, 30 Ocak 2008
(9) Lübnan Kuvvetleri hakkında detaylı bilgi için bkz. Lübnan Kuvvetleri Resmi İnternet Sitesi, http://www.lebanese-forces.org/
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1996 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1996

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

Dünyada hava kuvvetleri, isimlerine ya uzay kelimesini ekliyor ya da uzaya özel ayrı bir kuvvet kuruyor. Türkiye için bu ayrımı konuşmak için henüz zaman var. Gezegenler arası seyahatin konuşulduğu bu günlerin uzay gündeminde, Türkiye oldukça yeni bir aktör sayılır. ;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.