Türkiye’nin Terörle Mücadelesi Ve Iç Barış

Kategori Seçilmedi

TERÖRE karşı savaş yüzyılında Türkiye sivil ve asker evlatlarını hedef alan PKK terörüne karşı mücadele ediyor. Bu mücadele yeni değil ve yaklaşık üç on yıllık döneme ulaşan bir geçmişe sahip. Özellikle son aylarda tırmanan terör eylemleri, ülkenin canını yakıyor, tepkisini şiddetlendiriyor, acil çözüm bulunması yönünde sabırları zorluyor.
2007 yılı büyük ihtimalle 21. Yüzyıl’ın ilk on yılı içindeki en uzun yıl olacak. Terörle savaş her ne kadar Türkiye için eski bir olgu da olsa, yeni bir sonuç çıkaracak şekilde önlemlerin alınması gerekli.

Kuşatıcı ve sonuç alınacak bir mücadele için bazı tedbirlerin alındığını görüyoruz. Bu yazıda hem alınan tedbirlere değinecek, hem de bu çerçevede bazı öneriler sunacak.

Bölgesel ve uluslararası bağlamları bir sonraki yazıda ele almak üzere, bu yazıda ülke içi bağlamı üzerinde duracağım.

Demokrasi terörü yenemez mi?

Türkiye 1990’lı yılların sonlarından itabaren ciddi bir dönüşüm geçirdi. Avrupa Birliği uyum süreci ve IMF ile girilen ekonomik istikrar politikaları, Türkiye’ye modernleşmenin kazanımlarını çağın şartlarına uygun şekillendirme imkanı tanıdı, Türkiye’yi daha demokratik ve daha müreffeh bir ülke olma sürecine soktu.

Siyasal sistemin meşruiyet zemini genişledi, siyasal İslam ve Kürt sorunu tarafından esir alınan Türk siyaseti ciddi açılımlar yaptı. Siyasal İslam içerisinden AK Parti benzeri muhafazakar-demokrat kimlikli bir partinin ortaya çıkması, Kürt sorunu ile ilgili kültürel ve dil hakları bağlamında gelişmeler kaydedilmesi ülkenin ufkunu genişletti.

Bir yanda Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın bir çok devletini hedef alan Büyük Ortadoğu Projesi gibi Amerikan güdümlü demokratikleşme hareketleri başlatılırken, Türkiye, demokrasi-güvenlik ikilemi içinde bocalayan 11 Eylül sonrası dünyada, demokrasi lehine gelişme kaydeden ve daha güvenli bir ülkeyi insan hakları, özgürlükler ve demokratikleşme yönünde attığı adımlarla sağlayabilen ender ülkelerden birisi oldu.

Türkiye’nin terörle yeni savaşı bu gelişmeleri dikkate almak durumda. 1990’ların terörle mücadele dönemi Türkiye’si ile 2000’lerin ilk on yılının sonuna yaklaştığımız Türkiye arasında büyük bir fark var.

Ülkenin kazanımları terörle yeni savaşta kullanılmalı, ülkenin güvenliği, siyasal aktörlerin, siyasal sistemin ve devletin kazandığı olgunluğu hesaba katarak kurgulanmalı, daha iyi bir Türkiye düşüncesinden asla vazgeçilmemeli.

Bir çeşit soğuk savaş dönemi akıl tutulması içinde olan bir kısım Türkiye’nin güvenlik uzman akademisyenleri, araştırma merkezi uzmanları ve medya mensubunun, terörle yeni savaşı 1990’lı yılların başlarındaki gibi kurgulamaya çalışmaları bende bir tedirginlik oluşturuyor.

Bazen demokrasi ve insan hakları gibi zamanın ruhu kavramlardan tamamen uzak bu kadar kalabalık bir uluslararası ilişkiler uzmanı grubuna sahip olmak ülkede bu disiplinin eğitiminin gözden geçirilmesi gerektiği düşüncesi uyandırıyor.

Terörden oy devşirmek

Terörün acıttığı yüreklerden yükselen acıyı AB sürecinde güvenlik sektörünün denetimi amaçlı gelişmelerle ilintileyen ya da insan hakları vurgusunun teröristlerin işine yaradığını ortaya atan düşünce ekolü, ne Türkiye’nin şu anda geldiği aşamanın farkında, ne de ülke için bir gelecek vizyonuna sahip. Daha kötü bir bağlam ise mevcut durumdan oy devşirme ya da sırf partizan gayelerle hükümeti zayıf düşürmek için manipülasyonun en çirkinini yapan siyasiler tarafından oluşturuluyor.

Güvenlik’ ve insan hakları

Teröre karşı savaş, daha iyi bir Türkiye çabasının kaldığı yerden devam ettiği ve bu makro proje içinde anlamlandırılan bir olgu ve süreç olmalı. Devletin güvenliği eksenli katı güvenlik politikalarını sorgulayarak, hem devletin güvenliği, hem de toplum ve birey güvenliğini sağlayacak yeni yaklaşımlara ihtiyaç var. Düz bir bakışla böyle bir yaklaşımdan bahsetmenin çelişkili olduğu söylenebilir. Yaygın kanı devletin güvenliğini önceleyen yaklaşımın kaçınılmaz olarak bireyin güvenliği rağmına gerçekleşeceği. Ancak bu durumun kaçınılmaz olmadığı düşüncesindeyim.

Devlet-toplum ilişkileri ve devletin bireye karşı nasıl konumlandığı bu noktada belirleyici olabilir. Siyasal sistemin meşruiyet alanının genişlemesi, siyasal aktörlerin meşru aktörler olarak ortaya çıkacak şekilde sistemle yapıcı ilişkiye girmesi, özgürlükler ve demokrasi ile daha fazla güvenlik üretilen bir ortamın oluşturulması bu belirleyici ilişkinin olumlu yönde seyretmesine zemin hazırlayan faktörler.

Siyasetin, ekonomin ve hukukun çeşitli alanlarında devlet-toplum ilişkisi birbirinin rağmına gelişmezse, bu ilişkinin güvenliğin sağlanması alanında da ortaya çıkmayacağı söylenebilir. Bu teorik bağlamı Türkiye’de oluşturma reformlara, demokrasiye, haklara ve özgürlüklere, hukukun üstünlüğü ve geçerliliği ilkelerine giden yolda kararlı adımlarla ilerlenmesi ile olacaktır.

Etik kaygılar terk edilmemeli

Bu ortam sağlanmadan güvenliğin sağlanması hem mümkün olmayabilir, hem de sınırlı bir şekil de sağlansa bile uzun dönemli siyasi urların oluşmasına yol açabilir.

Bireyin güvenliğini esas alan insani güvenlik yaklaşımı güvenliğin sağlanırken daha dikkatle ele alınmasına, daha fazla etik kaygıyla hareket edilmesine, mekanize değil empatiye, insanların korkularına ve sevgilerine dikkat eden bir tarzı zorunlu kılmakta. Şehitlerin yakınlarını teselli eden güvenlik güçleri aslında ilginç bir şekilde silah kullanmadan farklı bir güvenliğin tesisini sağlıyorlar.

İnsan güvenliğini esas alan yaklaşım teröre karşı savaşta bu mücadelenin sürdürüldüğü yerlerdeki halkın duygularını da dikkate alacak, korku değil ümit üretme kaygısı içinde olacaktır.

İnsan eksenli güvenlik, öte yandan, bireyin sadece tüketici olduğu bir süreç demek değil. 11 Eylül sonrası dünyası her bir bireyin artık ortak bir proje olarak üretilmesi gereken güvenliğe katkıda bulunduğu bir dönemi dayattı. İnsan hakları ve özgürlükler bağlamında taleplerini dile getiren bireyler devletle ve siyasi parti gibi organize oluşumlarla siyasal sistemle ilişkiye girdiklerinde daha fazla güvenlik oluşturma yönünde katkıda bulunmaları gerekiyor. Tam bu noktada önemi bir siyasi aktör olan Kürt siyasetini ele almak gerekiyor.

Türkiye’deki Kürt siyaseti, teröre karşı savaşta insan eksenli güvenliğin tesisi için hem imkan hem de meydan okuma anlamına gelen bir olgudur.

Kürt siyasetinin açmazları

Kürt siyasetinin üzerine inşa edildiği sistemik unsurlar aynı zamanda bu hareketin açmazlarını ve dönüşümünü zorlayan kısır döngüyü tanımlıyor. Siyasetin üzerine oturduğu aşırı milliyetçi, ideolojik tavır temel sorunlar üzerinde çözüm üretme ihtiyacını ya da temsil ettiği kitlelerin talepleri ile ilgilenmeyi gereksiz kılacak problematik bir aşırı politik tavır belirliyor.

Kürt siyasetinin fon olarak kullandığı savaş, şiddet, kan, kayıplar ve göç gibi unsurlar geniş bir kitlenin kanayan yaralarını kaşıyan söylemler üretmenin araçlarıdır.

Kürt siyasetinin muhatabı ve adresi kitlesi olmalı, elleri şiddete ve kana, hem içeride, hem de dışarıda kirli ilişkilere bulaşmış örgüt ve oluşumlara prim verilmemeli. Teröre karşı savaş yüzyılında, terör örgütü ile irtibatlı bir meşru siyaset tarzının ortaya çıkma ihtimali bulunmuyor.

Demokratikleşme, haklar ve özgürlükler alanında gelişmeler Kürt siyasetinin demode niteliğini daha fazla ortaya koyacak ve desteği azaltabilecektir. Ancak mevcut haliyle Kürt siyaseti, kendini destekleyen kitlenin geleceğini bir süre daha ipotek altında tutacak gibi gözüküyor.

Kürt siyasetinin öncülerinin Kuzey Irak ile Türkiye’nin güneydoğusu arasında irtibat kuran söylemleri güvenlik elitinin Kuzey Irak politikalarının şahinleşmesine, içerideki Kürt sorununun çözümünün daha fazla güvenlik eksenli düşünülmesine yol açmaktadır.

DTP arabuluculuk yapsın mı?

DTP ile Meclis’e giren yeni grup eski Kürt siyasetinden ciddi bir kopuşu temsil etmedi. AK Parti’ye karşı kaybedilen Kürt siyasetinin takılıp kaldığı yapısal sorunlara çarparak bir iç hesaplaşma ortaya çıkarmadı.

Teröre karşı müsamahalı bir oluşumuna yazık ki insan eksenli bir güvenlik anlayışına katkı yapma şansı bulunmuyor. Arabuluculuk gibi anlık roller ancak terörle mesafe alarak anlamlı katkıya dönüştürülebilir.

Bir yandan Türkiye’nin reform sürecine devam etmesi, öte taraftan birbirinin rağmına hareket etmeyen bir devlet-toplum dengesi kurulması ve bu büyük resim içinde hem devlet, hem de toplum ve birey güvenliğini hedef alacak bir yaklaşımla teröre karşı savaş sürdürülmesi gerekmekte.Ülkenin bu hedefin çok uzağında olduğunu söylemek mümkün değil. Türkiye için gerçekleştirilebilir bir durumdan bahsediyoruz. Ancak bu durumun ön koşulu devleti topluma, toplumun devlete, bireylerin birbirine güveninin sağlanması. Etnik orijini, dili ve dini ne olursa olsun her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının tünelin ucunda ışığı gördüğü ve bu ümidin kendi için olumlu sonuç üreteceği güvenine sahip olduğu bir atmosfer inşa etmeliyiz.

Ekonomi birinci belirleyici

Ekonomik kalkınma tüm ülkenin ve özellikle yeni bölgesel kalkınma projeleriyle daha müreffeh bir Türkiye’nin inşası için öncelikli hedef olmalı. Güven inşası gelinen noktada kritik bir eşiğin aşılmasını sağlayacak unsur. Teröre karşı savaş insan güvenliği eksenli bahsedilen kaygılarla gerçekleştirildiği zaman, terörle mücadelenin bu güven ortamını ötelemesi mümkün olamaz. Güvenin tesisini takip edecek süreç ülke insanının birbirini sevmesi olacak.

Tanımadığımız görmediğimiz insanların gözyaşlarını ekranlarda paylaşıyor, gözyaşlarımızı onlarınkine katıyoruz. Acılarını içimizde hissediyoruz ve boğazımız düğümleniyor.

Aynı sıkıntıları yaşayan bu ülke insanları için bu acı birleştirici bir unsur olmalı. Bu acıyı içimizde hissetmemiz, terörle mücadelenin aslında ne kadar derinlere hitap eden bir durum olduğunu gösteriyor.

Güvenin tesisi ile daha fazla birbirimizi seveceğiz. İnsanın kendini en fazla güvende hissettiği yer sevdiğinin yanıdır. Sevmek sevdiğinden bir parça içinde taşımak demektir. Güven ve sevgi her birimizin aslında bir parça bir diğerimiz olduğu bir toplumsal ortamı ortaya çıkaracaktır. Böyle bir ortamda kendi içimizde ötekine, diğerine, düşmana yer yok. Tam bu nokta teröre karşı savaşın kazanıldığı an olacaktır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

İktisat tarihinin ve sosyal bilimlerin gelişim sürecinde "ahlaki ekonomi" (moral economy) ve "etik iktisat" kavramları, tek tip ve monolitik bir tanıma hiçbir zaman sahip olmamıştır. Aksine bu kavramlar, kökenleri, epistemolojik yöntemleri ve hedefleri bakımından belirgin şekilde farklılaşan iki ana...;

İkinci Dünya Savaşı sonrası iktisat yazınının uzun bir bölümü, kapitalizmi tekil ve homojen bir sistem olarak ele almış; farklılıklar yalnızca gelişmişlik düzeyi ya da politika tercihleri düzeyinde aranmıştır. ;

Kalıcı güvenlik düzenleri ortak değerlerden değil, tarafların birbirlerini tasfiye edemeyeceklerini kabul etmelerinden doğar. 1648 Westphalia ve 1975 Helsinki’nin stratejik gerçekçilik buydu.;

Modern siyaset ve iktisat düşüncesi, kamu hukuku ile özel hukuku, devlet ile piyasayı, kamu iktidarı ile özel mülkiyeti birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış iki antagonist ya da en iyi ihtimalle dengelenmesi gereken bağımsız alanlar olarak kurgulama eğilimindedir. Ancak iktisat tarihi, bu kavramsal...;

İsrail'in 'nation in arms' (silahlanmış millet) kavramı üzerinden literatüre taşınması, hem devlet yapısını hem de bu yapıya özgü sistematiği özetleyen analitik bir çerçeve sunmaktadır. İsrail ordusunun bu tarihsel kökeni ülkeyi sivil-asker ilişkileri açısından karşılaştırmalı siyaset yazınında dikk...;

İktisadi düşünce tarihi, yalnızca yeni teorilerin eskilerin yerini aldığı bir süreç değil; aynı zamanda iktisat bilimi ile doğa bilimleri, matematiksel araçlar ve bilişimsel teknolojiler arasındaki ilişkinin sürekli yeniden tanımlandığı bir epistemolojik evrim sürecidir.;

Dünya iktisat tarihi1, 18. yüzyılın sonuna kadar tek bir devasa gücün gölgesinde şekillenmiştir: Çin. MÖ 221’de ilk imparatorluğun kurulmasından MS 1800 yılına kadar geçen süreçte Çin, sadece bir devlet değil; kendi kurallarını, kendi teknolojisini ve kendi finansal evrenini yaratan bir "medeniyet-d...;

Orta Doğu, yıllardır jeopolitik değişikliklerden en çok etkilenen bölgelerden biri olarak kalmaktadır. 21. yüzyılın başından bu yana bölge, güvenliği tehdit edecek birçok durumla karşı karşıya kalmıştır. Günümüzde, Orta Doğu’nun çeşitli bölgelerinde yaşanan değişikliklere, İsrail-İran ekseni boyunca...;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...