Pakistan’ın Geleceğinde Kimler Rol Oynayacak?

Alıntı

Pakistan’ın Butto’nun ölümünden sonra kaosa sürüklenme ihtimali yüksek. Ancak yine de kriz kaçınılmaz değil. İstikrar, güvenlik ve demokrasiyle ülke uçurumun kenarından kurtarılabilir. Ulusal yenilenme hareketinin gerisine düşecek tüm girişimler, Pakistan halkının çekeceği acıların devamı anlamına gelecektir....

Pakistan’ın Butto’nun ölümünden sonra kaosa sürüklenme ihtimali yüksek. Ancak yine de kriz kaçınılmaz değil. İstikrar, güvenlik ve demokrasiyle ülke uçurumun kenarından kurtarılabilir. ulusal yenilenme hareketinin gerisine düşecek tüm girişimler, Pakistan halkının çekeceği acıların devamı anlamına gelecektir.
PAKİSTAN devletinin kuruluşu, Güney Asya’da dağınık olarak yaşayan Müslüman toplulukları, daha kalabalık Hint topluluğunun düşmanlığından koruma fikrine dayanıyordu. Ancak Pakistan’ın kuruluşundan günümüze geçen süreye bakıldığında bu amacı hedefleyen kurucuların hayal kırıklığına uğradığı görülüyor. Pakistan’da dinin rolü çözülemeyen bir konu olarak varlığını sürdürüyor. Bu çözümsüzlük devlet yapısını, azınlıkların haklarını ve statülerini, ülkenin güvenliği ve iç barışını olumsuz yönde etkilemekte. Pakistan kurulduğu 1947’den bugüne, ömrünün yarısından fazlasını ordunun yönetiminde geçirdi. Butto cinayetinin arkasından Pakistan’ın geleceği, siyasetin din ve ordu sarmalında alacağı şekil ile doğrudan ilgili. Öte yandan iç dinamikleri oluşturan bu faktörler yanında Pakistan’ın bölgesel ve ABD ile ilişkileri özel öneme sahip.

İslam, Pakistan’ın kuruluşunu hazırlayan mücadelelerin ve bağımsızlık sonrası siyasi söyleminin merkezinde yer aldı. Pakistan tarihi, Batı eğitimli siyasal liderlerle muhafazakár dini çevrelerin, dini kurumların ülkenin siyasal sistemine nasıl entegre edileceği konusundaki mücadeleleriyle geçti. Modernleşme yanlıları, din ve devlet ilişkilerinin ayrı tutulmasını savunurken, dini liderler buna karşı çıktı. Bu uzlaşmazlık, anayasa krizlerine ve askeri darbelere yol açtı. 1958’de Eyüp Han askeri darbe ile yönetimi ele geçirince 1956 Anayasası’nı yürürlükten kaldırdı. Yönetimde İslam’ın rolünü sınırlayarak İslami grupları otokratik yönetiminin boyunduruğu altına aldı.

Ziya ül-Hak ve İslamileşme

1977-88 yılları arasında yönetimde kalan Ziya ül-Hak askeri rejimi, İslami grupların yeniden faaliyet alanlarının genişlediği, hükümet ve ordu kadrolarında önemli konumlara yerleştikleri bir dönem oldu. Ziya ül-Hak içeride İslami kurumlar teşkil etmekte, Pakistan toplumunu İslamileştirmek için gayret etmekte, dış politikada ise dikkat çekecek ölçüde Afganistan’daki dağınık ve muhalif İslami grupları desteklemekteydi. Afgan Mücahitleri ve Taliban ile Pakistan’ın ilişkileri bir yandan ABD destekli politikalar olmakla birlikte, diğer taraftan Afganistan sınırında kontrol edilemeyen bölgelerde özellikle Peştunların çıkarabileceği ayrılıkçı hareketlerin kontrol altında tutulmasını amaçlamakta. Pakistan, Taliban hareketini ideolojik eğitim merkezi ve lojistik üssü oldu.

Ancak Pakistan’ın Afganistan’daki İslami grupları destekleyen politikaları kendi ülkesinde çeşitli İslami grupların güç kazanmasına yol açtı. Cemaat-i İslami (CI) gibi siyasi partiler 1990’lı yıllarda güç kazandı. Leşkare-i Taiba (Aziz Ordusu) (LT) Sovyet-Afgan savaşı sırasında el-Kaide’ye benzer bir süreçte kurulan militan İslamcı bir örgüt. LT, Pakistan ordusunun aktif desteği ile Güney Asya’daki en etkili militan gruplardan biri oldu, Aralık 2001’de Hindistan Parlamentosu’na yapılan bir saldırıdan sorumlu tutulmakta. General Perviz Müşerref’in 1999’da yaptığı darbenin gerekçesi, siyasilerin dinin rolünü belirleyememeleriydi. Müşerref’e göre, ülkede güçlenen militan İslam güvensizliğin ana kaynağıydı.

İslamcı partilerin oyu az

İslam, ülkenin kuruluşunda önemli rol oynasa da Pakistan halkının İslami anlayışının ne olduğu konusu tartışmalı. Pakistan’da, 11 Eylül’ün hemen sonrası çeşitli şehirlerde yaptığım gözlemler ve mülakatlar sonucunda, müsamahalı, modern ve istikrarlı bir İslami anlayışın geniş destek gördüğünü fark ettim. Son dönemde yapılan çalışmalar, iş bulamayan gençler arasında militan gruplara ilginin arttığını gösteriliyor. Ancak Pakistan tarihine baktığımızda hiçbir dini liderin kitlesel desteğe sahip olmadığı ve seçimlere giren İslami partilerin başarılı olamadığı görülür. Örneğin İslami hareketlerin kaynağı olarak nitelenen Belucistan ve Kuzeybatı Sınır Bölgesinde (KBSB) bile kayda değer başarı elde edemediler, oyları yüzde 5’i geçemedi. Etkili iki partiden biri olan Cemiyet Ulema-i İslam, bu iki bölgede radikal medreselerin kontrolünü ellinde tutuyor. Parti programında ülkenin İslamileşmesine yer verilmekle beraber, sosyal adaletsizlik ve gelir dağılımındaki çarpıklık gibi kitleleri ilgilendiren sorunları da gündemine almış durumda. ulusal ve bölgesel seçimlerde temsilciler kazanıp, Belucistan ve KBSB bölgesel yönetimlerinde koalisyon ortağı oldu.

CI partisi daha disiplinli ve organize bir yapıya sahip ve destekleyicileri şehirli orta sınıf. Hedefleri top yekûn İslam devrimi. İslami hukukun kabul edilmesi, faizin yasaklanması gibi amaçları var. Ayrıca Filistin ve Keşmir gibi sorunları kendi sorumlulukları olarak görüp, İslam birliği çerçevesinde bu toprakların kurtarılmasını hedeflemekteler. Devrimci karakteri öne çıkan üyeler, seçimlere katılmayı gereksiz görmekte. CI katıldığı seçimlerde düşük yüzdelerde oy aldı ve hükümetin belirlenmesinde etkili olamadı. Daha zayıf üçüncü parti Cemiyet Ulema-i Pakistan (CUP) ise seçimlerde hemen hiç bir varlık gösteremedi. CUP’un varlığını sürdürme amacıyla partiyi muhafaza ettiği ve daha çok baskı grubu olarak çalıştığı biliniyor.

Bu İslami partiler medyada etkileyici sokak gösterileri düzenleyebilen hareketler olarak bilinse de hiçbir zaman seçimlerde ciddi başarı elde edemediler. Bu durum, İslami partilerin, siyasal süreç içinde elde edemedikleri başarıyı, demokratik olmayan yollarla elde etmeye çalışmalarına yol açıyor. İslamabad, Karaçi bombalamaları, Müşerref’e yönelik suikast girişimleri ve Ravalpindi’de Butto’nun suikastla öldürülmesi güvenlik probleminin artık ne boyuta ulaştığını gözler önüne seriyor.

Pakistan ordusu ülkenin en güçlü ve organize kurumu. Askeri liderler gerek görev başında, gerekse emekliliklerinde ülke siyasetinde önemli rollere sahipler ve muhtemel bir aşırı İslamcı ayaklanmaya, bölgede terörün tırmanması ve Pakistan nükleer silahlarının militan bir yönetimin eline geçmesi korkusuna karşı ordu güvence kaynağı olarak destekleniyor. Müşerref de, ülkenin başındaki askeri lider olarak, aşırı İslamcı gruplara karşı tavır aldı, radikal medreseleri kapattı, Laşkare-i Cangvi terör örgütünü yasakladı. Ayrıca ABD’nin Afganistan’daki çabalarına yardımcı olacak şekilde Veziristan bölgesinde aşırı unsurlarla mücadele etmekte.

Ordu en güçlü kurum

Pakistan ordusu çoklukla Pencabilerden oluşmakla beraber, yüzde 20’si Peştundur. Peştunlar 2 ya da 3 haftada bir evlerini ziyaret etmekte ve bir anlamda kendi bölgelerinde olanları ordunun gündemine taşımakta. Peştun ayrımcılığı korkusuyla orduda Peştunlara bazı ayrıcalıklar verilmekte. Afganistan sınırındaki bölgeler aşiret yapısına sahipler ve ‘bu bölgelerde tam bir kontrol var’ demek zor. Taliban’ın son dönemde Pakistan toprakları üzerinden Afganistan’a saldırdığı biliniyor. Bu bölgelerde ordunun faaliyetleri İslami hareketlerce, 11 Eylül sonrası dönemde Müşerref yönetiminin kendilerini arkadan vurması olarak değerlendiriliyor. Müşerref yönetimindeki orduya yönelik en ciddi eleştiri ise ülke bütçesinin önemli kısmının ordu tarafından kullanılması ve ordu mensuplarının sahip olduğu imkánlar.

Ayrıca emekli subayların devlet teşekküllerinde yüklendikleri önemli görevler sivil hayat sahasını sınırlayan bir durum olarak görülmekte. Müşerref’in ordu komutanlığını bırakmasının ardından değişiklik yaşanmayacağını, siyaset alanını güvenliğin belirlediği bu ortamda ordunun etkisini sürdürüp demokrasinin de askıda kalacağını söylemek mümkün.

Müşerref’in Amerika ile ilişkileri Pakistan’ın geleceği için önemli. 11 Eylül sonrasında Pakistan yönetimi Amerika’nın güvenilir müttefiki oldu. Pakistan’da Amerika’yı eleştirmek bile bir tabu. Çok eskiye gitmeden, Müşerref’in olağanüstü hal ilan ettiği 3 Kasım’dan günümüze bakacak olursak, Müşerref tavizsiz bir askeri lider gibi davrandı. Nihai hedefi kendi siyasi geleceğini garanti altına almak olan bir dizi girişim gerçekleştirdi. Siyasal sistemin belirleyicileri olan anayasa, hükümet, yargı ve parlamentoyu yeniden yapılandırarak kendi çıkarları ile örtüşecek şekle getirdi. Hedefe ulaştığını düşündüğü zaman olağanüstü hali kaldırdı ve 8 Ocak’ta şeffaf ve hür yasama seçimlerinin yapılacağını ilan etti. Bu süreç içerisinde sınırlı bir Amerikan tepkisi dışında Bush yönetimi ile sorun yaşamadı.

Aktörleri Bush, Müşerref ve Pakistan ordusu olan, Pakistan’ı bir anlamda Afrika askeri diktatörlüklerine benzeten bir oyun sahneye kondu. Olağanüstü hal ilanı sonrasında Müşerref, komplo planı içinde olduklarını iddia ettiği başta yargı olmak üzere kişi ve kurumlar üzerine acımasızca gitti. Teröre karşı savaş döneminde, Taliban benzeri oluşumlarla da mücadele ettiğini söyledi. Bu plan, üzerinden üniformayı çıkarmasına karşılık ordunun ve Bush yönetiminin örtülü desteği ile sahneye kondu. Ancak Müşerref’in beklemediği şekilde, Butto, Amerikan yönetimi tarafından iktidarı paylaşmak üzere Pakistan’a dönmeye ikna edildi. Pakistan siyasetinin içine düştüğü kısır döngü Butto benzeri bir liderin başarılı olabileceğine dair güçlü sinyaller vermekteydi. Güç politikası içerisinde sınırlarını bilen Müşerref bu durumu kabullenmek zorunda kaldı.

<<>>
Butto sonrası meçhul

Butto sonrası Pakistan’da nasıl bir siyasi tablo ortaya çıkacak? Potansiyel lider adaylarının kimler olduğu merak konusu. Navaz Şerif’in ülkede prestiji çok düşük. Şerif, Pakistan’da Suudilerin adamı olarak tanınıyor. Amerikan yönetimi Şerif’in bütün yakınlaşma çabalarına rağmen olumlu cevap vermedi. Suudi penceresi Şerif için Amerika ile yakınlaşma imkánı sunmadı.

Butto sonrası dönemde değişiklik olup olmayacağını zaman gösterecek. Müşerref’in tepkisi ile ortaya çıkan Pakistan’da yargıya yönelik baskıların öncüsü Şerif’tir. Yüksek Mahkeme’ye ilk saldırı Şerif dönemindedir. Şerif yanlıları aleyhlerinde kararlar verdikleri ithamlarıyla hákimlere fiziksel saldırılarda bulundular.

Butto sonrası Halk Partisi’ne eşi Asıf Zerdari ve tanınmayan iki ismin liderlik yapacağı açıklandı. Bu üçlü yönetim, Butto’nun 19 yaşındaki oğlu Bilavel’in yeterli olgunluğa erişene kadar yönetimde kalacak. Pakistan’da parti içi demokrasi bir kez daha zarar gördü ve Tarık Ali’nin deyimiyle, hanedan geleneği bütün acziyle bir daha ortaya çıktı. Müşerref’in, baş hákimi görevden alma sürecinde cesur bir direniş gösteren Aitzaz İhsan gibi bir isim ev hapsinde ve parti içi oligarşik yapı İhsan’ın partide rol alabileceği düşüncesini aklına bile getirmedi. Bir diğer lider adayı Genelkurmay Başkanı Eşref Kiyani.

Hanedanlık bozulmadı

Sonuç olarak Pakistan’da çok acil bir ulusal uzlaşma hükümeti kurulması gerekli. Bu geçici yönetim üç önemli görevi yüklenmeli. 1) Bağımsız bir komisyon Butto cinayetinin sorumlusunu bulmak üzere çalışmalı. 2) Güvenlik ve istikrar sağlanmalı. Müşerref yerine daha ılımlı bir isim partilerin geniş katılımıyla oluşturulacak yönetimi üstlenmeli ve 6 ay içinde yeni meşru hükümet kurulmalı. 3) Elitler uzlaşmalı. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ordunun anayasal rolleri belirlenmeli, bir güçler ayrımı tesis edilmeli.

Pakistan’ın Butto sonrası kaosa sürüklenme ihtimali yüksek. Ancak kriz kaçınılmaz değil. Pakistan’daki başarısızlığa farklılıkların açıkça tartışılarak uzlaşılması, militan gruplara karşı hep beraber mücadele edilmesi, çökmenin eşiğindeki devletin zamanın ruhuna uygun bir şekilde istikrar, güvenlik ve demokrasinin koruyucusu olacak şekilde dönüştürülmesi ile son verilebilir. Bir ulusal yenilenme hareketinin gerisine düşecek tüm girişimler Pakistan halkının çekeceği acıların devam etmesi anlamına gelecektir.

Kaynak: Star Gazetesi / 07.01.2008
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4780 ) Etkinlik ( 166 )
Alanlar
Afrika 64 1110
Asya 70 1702
Avrupa 13 1334
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 499
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2770 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 566
Orta Doğu 17 1131
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3311 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
Türkiye 72 3311

Son Eklenenler