Arz Şoku Makrosunun Dönüşü

Makale

2026'nın en büyük iktisadi olayı kuşkusuz enerji şoku oldu. Hürmüz Boğazı'ndaki enerji altyapısına yönelik saldırılar ve sevkiyat aksamaları, kayıtlardaki en büyük petrol arz şokunu tetikledi; küresel arz başlangıçta günde yaklaşık 10 milyon varil azaldı....

2026'nın en büyük iktisadi olayı kuşkusuz enerji şoku oldu. Hürmüz Boğazı'ndaki enerji altyapısına yönelik saldırılar ve sevkiyat aksamaları, kayıtlardaki en büyük petrol arz şokunu tetikledi; küresel arz başlangıçta günde yaklaşık 10 milyon varil azaldı. Haziran ortasında ABD ile İran arasında açıklanan mutabakat muhtırası Boğaz'ı kısmen yeniden açtı ve fiyatlar Haziran sonunda çatışma öncesi seviyelere yaklaştı. Ama durum hâlâ kırılgan: Eylül ortasında dizel fiyatları ABD'de yeni rekorlar kırıyordu.
 
Aslında iki şaşırtıcı bulgu var. Birincisi, Chicago Fed'in model çalışmasına göre 2026 şokunun etkileri büyük olsa da 1979–80'in yanında sönük kalıyor; Ağustos verileri de enflasyonist etkinin ve aktivitedeki kaybın 2022'den belirgin biçimde düşük olduğunu gösteriyor. İkincisi, buna rağmen Fed 16 Eylül'de faizi 25 baz puan artırarak %3,75–4,00'e çıkardı. Bu, Temmuz 2023'ten beri ilk artış ve Kevin Warsh başkanlığındaki ilk artış.
 
"Arz şokuna bakıp geçmek mi, beklentileri korumak mı?" sorusu, 1970'lerin tartışmalarını neredeyse aynı terimlerle geri getirdi. Bu yazıda o tartışmanın izini sürüp bugüne ne söylediğine bakacağım.
 
Göreli fiyat mı, genel fiyat düzeyi mi?
Warsh, karar sonrası basın toplantısında Fed'in petrol ya da gıda gibi tek tek fiyatları etkileyemeyeceğini, ama göreli fiyat değişimlerinin genele yayılmasını ve ikinci, üçüncü tur etkiler yaratmasını engellemenin kendi görevleri olduğunu söyledi. Bu cümle, 1970'lerin tartışmasının tam kalbindeki ayrımı yeniden kuruyor.
 
1973 şokunun ardından iki rakip okuma belirdi. Arthur Burns başkanlığındaki Fed, enflasyonu büyük ölçüde petrol, gıda ve sendikalar gibi "özel faktörlere" bağladı. İronik bir not: bugün kullandığımız "çekirdek enflasyon" kavramının kökeni kısmen Burns'ün bu kalemleri birer birer dışarıda bırakma alışkanlığına dayanır.
 
Milton Friedman ise karşı cepheden, petrol şokunun yalnızca bir göreli fiyat değişimi olduğunu savundu. Bir malın fiyatı artarsa diğerlerine harcanacak gelir azalır; genel enflasyonu kalıcı kılan şey, para politikasının bu uyumu finanse etmesidir.
Bu iki uç arasında daha ince bir sentez 1975'te Robert Gordon ve Edmund Phelps'in birbirinden bağımsız çalışmalarıyla geldi. Soruları şuydu: bir arz şokunda para politikası ne kadar "uyum" göstermeli? Tam uyum çıktıyı korur ama fiyat düzeyini kalıcı olarak yükseltir. Hiç uyum göstermemek fiyatları korur ama ağır bir resesyona yol açar. Optimal cevap arada bir yerdedir ve kritik değişken beklentilerin ne kadar çıpalı olduğudur. Beklentiler sağlamsa şoka bakıp geçmek ucuzdur; kırılgansa aynı tavır bir ücret-fiyat sarmalını başlatır.
 
1979'daki ikinci şokta Fed ilkinden ders aldığını düşünüyordu, ama beklentiler artık çıpadan kopmuştu. Volcker'ın Ekim 1979'daki rejim değişikliği, bu kopuşun bedelinin 1981–82 resesyonuyla ödenmesi anlamına geldi.
 
Şokun kendisi mi, politikanın tepkisi mi?
1990'larda tartışma ilginç bir yöne döndü. Bernanke, Gertler ve Watson (1997), petrol şoklarının ardından gelen resesyonların önemli bir kısmının şokun kendisinden değil, Fed'in ona verdiği sıkılaştırıcı tepkiden kaynaklandığını ileri sürdü. Bu, merkez bankalarına açık bir uyarıydı: arz şokuna faizle karşılık vermek, hastalığı tedaviden daha ağır hale getirebilir.
 
Blinder ve Rudd (2008) ise 1970'lerin "Büyük Stagflasyonu"nun gerçekten de büyük ölçüde bir arz şoku hikâyesi olduğunu, monetarist okumanın bunu fazla küçümsediğini savundu. Lutz Kilian (2009) da her petrol fiyatı artışının bir arz şoku olmadığını, çoğunun küresel talepten kaynaklandığını gösterdi. Bu da politika tepkisinin şokun türüne göre ayrışması gerektiği anlamına geliyordu. 2026, arz kaynaklı olduğu tartışmasız nadir örneklerden biri.
 
Blanchard ve Galí (2007) ise 2000'lerdeki petrol fiyatı artışlarının neden 1970'lerdeki gibi stagflasyon yaratmadığını dört nedene bağladı: ekonominin petrol yoğunluğunun azalması, reel ücretlerin daha esnek olması, para politikasının kredibilitesinin artması ve biraz da şans.
 
Bulmaca: şok küçük, tepki sert
Blanchard-Galí çerçevesi 2026'daki görece sınırlı etkiyi iyi açıklıyor. GSYH'nin birimi başına petrol tüketimi 1970'lerden bu yana yarıdan fazla düştü. ABD artık net petrol ihracatçısı; yani şok ABD için kısmen bir ticaret hadleri kazancı da içeriyor, 1979'da ise tam tersiydi. Otomatik ücret endekslemesi büyük ölçüde ortadan kalktı. Ve Boğaz Haziran'da kısmen yeniden açıldığı için şok kalıcı olmaktan çok geçici bir kesinti olarak kaldı.
 
O halde Fed, 2022'de bile yapmadığı şeyi neden yapıp arz şokunun ortasında faiz artırdı?
 
Gordon-Phelps çerçevesi tam burada devreye giriyor. "Bakıp geçme" doktrini beklentilerin çıpalı olduğu varsayımına dayanır. Beş yıldır hedefin üzerinde seyreden bir enflasyondan sonra Fed, çıpaya artık eskisi kadar güvenmiyor. 2021–22'deki "geçici" teşhisinin yanlış çıkması, kredibilite sermayesinin bir kısmını tüketti. Bu açıdan 2026, 1979'a şokun büyüklüğü bakımından değil, kredibilitenin durumu bakımından benziyor.
 
Warsh'ın gerekçesinde güçlü işgücü piyasasına vurgu yapması da anlamlı. Bernanke ve Blanchard'ın 2022 enflasyonu üzerine çalışması, arz şoklarının ne kadar kalıcı olacağını belirleyen asıl etkenin işgücü piyasasının sıkılığı olduğunu gösteriyordu. Sıkı bir işgücü piyasası, petrol fiyatındaki artışın ücretlere ve oradan genel fiyatlara taşınmasını kolaylaştırır.
Karşı görüşün de güçlü argümanları var. Bernanke-Gertler-Watson'ın uyarısı hâlâ geçerli: geçici bir arz şokuna faiz artırışıyla cevap vermek, çıktı kaybını gereksiz yere derinleştirebilir. Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi Başkanı Christopher Phelan, karardan bir gün önce faiz artırmanın bir hata olacağını söylemişti. Bu da 1970'lerdeki Burns-Nixon ilişkisini ve merkez bankası bağımsızlığı tartışmasını hatırlatıyor, ama bu kez rollerin dağılımı farklı: siyasi baskı gevşeme yönünde, Fed ise sıkılaştırma yönünde.
 
Warsh'ın iki yüzü
Hikâyenin bir de yapay zekâ ayağı var. Warsh, atanmadan önce YZ'nin verimliliği ciddi biçimde artırıp enflasyonu aşağı çekeceği gerekçesiyle daha düşük faizleri savunmuştu. Yani Warsh'ın dezenflasyon hikâyesi kısmen, YZ'nin verimlilik kazanımlarının istatistiklerde görüneceği, başka bir deyişle yeni Solow paradoksunun çözüleceği varsayımına dayanıyordu.
O kazanımlar henüz ulusal hesaplarda görünmediği sürece bu argüman askıda kalıyor. Eylül kararı, bir anlamda verimlilik J-eğrisinin henüz yukarı dönmediğinin para politikasına yansıması olarak da okunabilir.
 
Gelişmekte olan ülkeler için başka bir hikâye
ABD için ticaret hadleri kazancı da içeren bu şok, Türkiye gibi net enerji ithalatçıları için saf bir kayıp. Üstelik iki kanal üst üste biniyor: doğrudan enerji faturası ve Fed'in sıkılaştırmasının sermaye akımları ve kur üzerinden yarattığı finansal sıkılaşma.
Yani ABD'deki "bakıp geçmek mi" tartışması, gelişmekte olan ülkeler için "bir arz şoku ile bir dış finansal şokla aynı anda nasıl başa çıkılır" sorusuna dönüşüyor. Tarih burada da öğretici: 1970'lerin petrol şoklarının en uzun soluklu etkisi, Volcker şokunun ardından 1980'lerde Latin Amerika'yı sarsan borç krizinde ortaya çıkmıştı.
 
Sonuç: şokun büyüklüğü değil, çıpanın sağlamlığı
2026'dan çıkan ders, 1970'lerin tartışmasının asla tam olarak kapanmadığı. "Arz şokuna bakıp geç" kuralı evrensel bir reçete değil, beklentilerin sağlam olduğu dönemler için geçerli koşullu bir tavsiye. Gordon ve Phelps bunu elli yıl önce söylemişti; 2010'ların düşük ve istikrarlı enflasyon ortamında bu koşulun varlığını unutmak kolaydı.
 
Fed'in Eylül kararının doğru olup olmadığını zaman gösterecek. Boğaz yeniden kapanırsa ya da enflasyon beklentileri yükselirse, karar öngörülü görünecek. Şok söner ve çıktı kaybı derinleşirse, Bernanke-Gertler-Watson'ın uyarısı haklı çıkacak. Ama her iki durumda da tartışmanın terimleri 1970'lerde kuruldu ve bugün hâlâ o terimlerle düşünüyoruz. İktisadi düşünce tarihinin güncel politikaya bu kadar doğrudan konuştuğu an nadirdir.
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

Macron ve Merz’in ortak mektubu, Avrupa pazarına erişimi ekonomik caydırıcılığın merkezine yerleştiriyor. Ancak bu stratejinin başarısı, Brüksel’in kapıları kapatma yetkisinden çok, Avrupa’nın karşılık görmenin maliyetini taşıyabilmesine bağlıdır.;

Son on beş yılın üç olayı, iktisatçıların uzun süre kenarda bıraktığı bir soruyu yeniden merkeze taşıdı: İnsanlar ekonomiyi nasıl algılıyor, bu algılar nasıl oluşuyor ve hangi hikâyeler onları harekete geçiriyor? Birincisi 2008 küresel finansal krizidir. Krizin teknik ayrıntıları, yani menkul kıym...;

2026'nın en büyük iktisadi olayı kuşkusuz enerji şoku oldu. Hürmüz Boğazı'ndaki enerji altyapısına yönelik saldırılar ve sevkiyat aksamaları, kayıtlardaki en büyük petrol arz şokunu tetikledi; küresel arz başlangıçta günde yaklaşık 10 milyon varil azaldı.;

Eylül başında ABD Merkez Bankası (Fed) ekonomistleri kısa ve teknik görünen bir not yayımladı. Sordukları soru şuydu: stablecoin denen dijital dolarlar, resmî para istatistiklerine dahil edilmeli mi? Cevapları temkinliydi: şimdilik hayır, ama yakında belki (Payne ve Styczynski, 2026).;

BRICS’in geleceğine ilişkin belirsizlikler, 2026 yılının başlarında zaten belirgin biçimde artmıştı. Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapanmış olması, İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik saldırılarına rağmen İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin aynı oluşum içerisinde yer almaya devam etmesi ...;

İktisat teorisi uzun süre iki tür soru sordu. Birincisi "homo economicus ne yapardı?" sorusuydu. Bir insan modeli alırsınız, ona tercihler, bir bütçe kısıtı ve bilgi verirsiniz, davranışını da kalem kâğıtla, tümdengelim yoluyla çıkarırsınız. İkincisi "homo sapiens gerçekte ne yaptı?" sorusuydu. Bu k...;

Özellikle Sahra Altı Afrika'da, 460 milyondan fazla insan derin yoksullukla mücadele ediyor ve bir günden ötekine sağ çıkabilmenin endişesiyle yaşıyor. Her türlü zenginliğin üzerinde çekilen derin yoksulluğun günden güne en derinleştiği ülkeler Burundi, Güney Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti.;

Bir iktisat dersini hayal edin: öğretim üyesi tahtaya bir arz-talep eğrisi çiziyor, denge noktasını buluyor, öğrenciler defterlerine geçiriyor. Şimdi aynı sahneyi bir kaç yıl sonrasına taşıyın — tahtanın yerini bir ekran, tebeşirin yerini bir sohbet kutusu almış. ;

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir. Değişimin çok hızlı ve ola...

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...