Brahma Chellaney’in BRICS’e ilişkin değerlendirmesi bu paradoksu etkili biçimde ortaya koymaktadır. BRICS ne bir para birliği ne de tek pazar oluşturabilmiş, çok daha ileri bir aşamayı ifade edecek sıkı yapılanmış bir siyasi ittifaka da dönüşebilmiştir. Bununla birlikte yükselen ekonomilerin önemli ölçüde hareket serbestisini koruyarak iş birliği yapabildiği bir platform olarak, kuruluş dönemindeki beklentilerin oldukça ötesine geçmiştir. Yeni Delhi Zirvesi de BRICS’in bu ikili niteliğini bir kez daha ortaya koymuştur.
Ortak Bir Tutum Olmadan Konsensüs
On bir üye ülke, 140 maddeden oluşan Yeni Delhi Bildirgesi’ni konsensüs yoluyla kabul etti. Bu gelişme başlı başına önemli bir başarı olarak değerlendirilebilir. Zira mayıs ayında İran ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki gerilim, dışişleri bakanları toplantısında ortak bir bildirinin dahi ortaya çıkmasını engellemişti. Hindistan’ın yaklaşımı pragmatikti: hiçbir üyenin açık biçimde reddetmeyeceği pozisyonları belirlemek ve tarafların kendilerini rahat hissedebileceği alanlarda ortak bir payda oluşturmak. Bunun kaçınılmaz bedeli ise belirsizlik oldu. Bildirgede ne ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ne de Tahran’ın Körfez ülkelerine yönelik karşılıkları açıkça zikredildi; bunun yerine itidal, sivillerin korunması ve diyalog vurgulandı.
Bu belirsizlik, BRICS’in bünyesindeki daha derin yapısal ayrışmayı yansıtmaktadır. Üyeler arasında demokrasiler ve otoriter rejimler, enerji ihracatçıları ve ithalatçıları, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nin ortakları, rakipleri ya da karşıtları sayılabilecek ülkeler bulunmaktadır. Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika gibi demokrasiler, ne ABD’yi ne de Avrupa Birliği’ni zorunlu olarak stratejik rakip olarak görmektedir. Bu ülkelerin BRICS’e katılımı esas olarak Batı’yla karşı karşıya gelmekten ziyade küresel yönetişimde daha fazla söz sahibi olma hedefiyle ilişkilidir. Buna karşılık İran, BRICS’i kısmen Batı karşıtı dayanışma ve yaptırımların etkisini azaltma çerçevesinden değerlendirmektedir. Daha da dikkat çekici olan husus, son İran–ABD–İsrail çatışması sırasında iki BRICS üyesinin doğrudan karşı karşıya gelmiş olmasıdır. İran, Washington ve İsrail’le yakın ilişkileri nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri’ne insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemiştir. Böyle koşullar altında BRICS’ten yekpare bir jeopolitik tutum beklemek, oluşumu tanımlayan çeşitliliği göz ardı etmek anlamına gelecektir.
Bununla birlikte zirve, BRICS’in başlıca güçlü yönlerinden birini de göstermiştir: çok farklı çıkarlara sahip devletler arasında dahi diplomatik temas için bir platform sağlayabilmesi. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın Abu Dabi Veliaht Prensi Halid bin Muhammed bin Zayid ile görüşmesi, savaşın başlamasından bu yana iki taraf arasındaki en üst düzey temas olmuştur. Öte yandan Suudi Arabistan’ın statüsüne ilişkin belirsizlik devam etmektedir. Hindistan’ın resmî bilgilendirme metinlerinde Suudi Arabistan Ocak 2024’ten bu yana tam üye olarak gösterilirken, Suudi basınında Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan’ın zirveye davetli bir ülkenin temsilcisi olarak katıldığı ifade edilmiştir. Aday ya da potansiyel bir üyenin statüsünün dahi uzun süre belirsiz kalabildiği bir yapı, BRICS’in son derece gevşek kurumsal niteliğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Ev Sahibi Hindistan’ın Denge Politikası
Hindistan dış politikası uzun süredir blok siyasetinden ziyade stratejik özerklik anlayışını ön plana çıkarmaktadır. Yeni Delhi aynı anda ABD ile güvenlik iş birliği yürütmekte, Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri sürdürmekte, Rusya ile savunma ilişkilerini devam ettirmekte, İran ile liman iş birliği geliştirmekte ve Orta Doğu genelinde dikkatle dengelenmiş ilişkiler yürütmektedir. Ev sahibi ülke olarak Hindistan’ın temel amacı, BRICS’i Küresel Güney açısından anlamlı ve işlevsel tutmak, ancak aynı zamanda oluşumun Çin öncülüğünde bir platforma ya da açık biçimde Batı karşıtı bir koalisyona dönüşmesini engellemekti. Pekin “Büyük BRICS Girişimi“ni öne çıkarırken, Moskova BRICS’i yeni bir çok kutuplu düzenin itici gücü olarak tanımladı. Yeni Delhi ise bu iki yorumdan hiçbirini doğrudan benimsemedi.
Şi Cinping’in zirveye katılımı, kendisinin 2019’dan bu yana Hindistan’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olması bakımından dikkat çekiciydi. Modi ile yaptığı görüşmede Hindistan tarafı, sınır boyunca barışın ikili ilişkilerin daha ileri düzeyde gelişmesinin temel ön koşullarından biri olmaya devam ettiğini vurgularken, yapısal ticaret dengesizlikleri de görüşmelerde gündeme geldi. Rusya ile ilişkiler de benzer biçimde çok boyutlu bir yapı sergiledi. Putin ile yapılan görüşmeler savunma iş birliğinin ötesine geçerek IL-114 ve Sukhoi Superjet 100 uçaklarının Hindistan’da üretilmesi ihtimalini de kapsadı. Bu temasların, Trump yönetiminin Rus petrolü alımlarıyla bağlantılı olarak Hindistan menşeli ürünlere uyguladığı yüzde 25 oranındaki gümrük vergisi ve BRICS ile yakınlaşan ülkelere yönelik tehditleri sürerken gerçekleşmiş olması ayrıca önemlidir.