Birleşik Almanya’da Bölünmüş Bir Miras: SED’den Die Linke’ye (1989–2026) Devlet Partisinden Demokratik Sosyalizme: Kopuş, Hayatta Kalma, Yeniden Kuruluş ve Mirasın Paylaşımı

Makale

9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, kırk yıl boyunca Doğu Almanya’yı yöneten Almanya Sosyalist Birlik Partisi’ni (SED) tarihsel bir soruyla baş başa bıraktı: Devleti, anayasası, ordusu ve gizli polisiyle birlikte çöken bir parti-devletin iktidar partisine ne olur? 1946’da KPD ile SPD’nin zorunlu birleşmesiyle doğan, 1948’den itibaren Stalinist bir “yeni tip parti”ye dönüştürülen ve 1989’da 2,3 milyon üyeye ulaşan SED, bu sorunun cevabını üç ay içinde vermek zorunda kaldı. ...

Giriş: Çöken Bir Devletin İktidar Partisine Ne Olur?

9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, kırk yıl boyunca Doğu Almanya’yı yöneten Almanya Sosyalist Birlik Partisi’ni (SED) tarihsel bir soruyla baş başa bıraktı: Devleti, anayasası, ordusu ve gizli polisiyle birlikte çöken bir parti-devletin iktidar partisine ne olur? 1946’da KPD ile SPD’nin zorunlu birleşmesiyle doğan, 1948’den itibaren Stalinist bir “yeni tip parti”ye dönüştürülen ve 1989’da 2,3 milyon üyeye ulaşan SED, bu sorunun cevabını üç ay içinde vermek zorunda kaldı.

Karşılaştırmalı bir bakış bu cevabın özgünlüğünü gösterir. Orta ve Doğu Avrupa’daki eski komünist partilerin önemli bir kısmı, 1989 sonrasında kendilerini sosyal demokrat partilere dönüştürerek kısa sürede iktidara geri döndü. Polonya’da SdRP/SLD 1993’te, Macaristan’da MSZP 1994’te seçim kazandı (Grzymała-Busse 2002). SED’in halefi için bu yol kapalıydı; çünkü birleşik Almanya’da güçlü, köklü ve demokratik meşruiyeti tartışmasız bir sosyal demokrat parti, yani SPD zaten vardı. Parti bu nedenle ya tarihten silinecek ya da SPD’nin solunda kendine yeni bir alan açacaktı. Bu yazı, ikinci yolun otuz yedi yıllık hikâyesini izlemektedir.

“Bölünmüş İki Almanya” başlıklı önceki çalışmamız(Eren, 2026) 1945’ten 1989’a uzanan kesitte iki devletin zıt dönüşüm hatlarını ele almıştı. Bu yazı o çalışmanın devamı niteliğindedir ve üç eksen üzerine kuruludur:

1.     Kopuş ve süreklilik: Aralık 1989’da feshedilmek yerine dönüşmeyi seçen partinin, SED mirasıyla hukuki, örgütsel ve ideolojik düzeyde nasıl bir ilişki kurduğu.

2.     İktisadi ve toplumsal zemin: Parasal birlik, Treuhand ve sanayisizleşme sürecinin PDS’yi nasıl bir “Doğu partisi”ne dönüştürdüğü; Hartz IV reformlarının ise partiye Batı’nın kapılarını nasıl açtığı.

3.     Mirasın paylaşımı: 2007’de kurulan Die Linke’nin (Sol Parti), 2024’te ondan ayrılan Bündnis Sahra Wagenknecht’in (BSW) ve Doğu Almanya’da birinci parti hâline gelen AfD’nin, SED döneminde biçimlenmiş siyasal-toplumsal mirası kendi aralarında nasıl paylaştığı.

Yazının temel tezi şudur: SED mirası 1989 sonrasında iki farklı eksende yaşamaya devam etmiştir. Hukuki-ideolojik süreklilik, SED–PDS–Linke zinciri boyunca, ama 1989’daki “Stalinizmle kopuş” ilanının belirlediği demokratik sosyalist bir çerçevede sürmüştür. Sosyolojik-kültürel süreklilik ise, yani GDR’de sosyalleşmiş kuşakların siyasal refleksleri, bugün Linke’den çok BSW’de ve giderek artan ölçüde AfD’de ifadesini bulmaktadır. 2026’ya gelindiğinde Linke, kökeninin tam tersine, Batılı ve Doğulu büyük kentlerin genç seçmenlerinin partisi hâline gelmiştir.

Şekil 1. SED’den Die Linke’ye: Partinin Soy Ağacı

1946      SED (KPD + SPD zorunlu birleşmesi)

  │

Ara 1989 SED-PDS (olağanüstü kongre, Gysi, “Stalinizmle kopuş”)   │

Şub 1990 PDS (Demokratik Sosyalizm Partisi)

  │                              WASG (2004/05)

  │                              Batı, sendikal sol, Lafontaine

  │                                │

Tem 2005 Linkspartei.PDS ◄────────┤ ortak listeler

  │                                │

Haz 2007 DIE LINKE ◄──────────────┘ birleşme   │

Oca 2024 ayrılık ─────► BSW (Wagenknecht)

 

I. Kopuş mu, Süreklilik mi? Aralık 1989 Olağanüstü Kongresi

1. Çözülen Parti-Devlet

1989 sonbaharı SED için bir çöküş takvimiydi. 18 Ekim’de Erich Honecker’in yerine Egon Krenz getirildi; 9 Kasım’da Duvar açıldı; 13 Kasım’da reformcu Dresden parti sekreteri Hans Modrow başbakan oldu. 1 Aralık’ta Halk Meclisi (Volkskammer) SED’in “öncü rolünü” anayasanın birinci maddesinden çıkardı. 3 Aralık’ta Politbüro ve Merkez Komite topluca istifa etti. Partinin tabanında ise yönetime karşı bir isyan yaşanıyordu: Üyeler kitleler hâlinde partiden ayrılıyor, kalanlar ise eski yönetimin hesap vermesini ve partinin kökten yenilenmesini talep ediyordu (Weber 2012).

2. Fesih mi, Dönüşüm mü?

Bu ortamda 8–9 ve 16–17 Aralık 1989’da iki oturum hâlinde toplanan olağanüstü kongre, partinin geleceğine dair temel tercihi yaptı. Delegelerin önemli bir kısmı partinin feshedilmesini ve yeni bir sol partinin sıfırdan kurulmasını savunuyordu. Ancak fesih, partinin mal varlığı, çalışanları ve örgütsel ağı üzerinde öngörülemez sonuçlar doğuracaktı; daha önemlisi, dağılan bir parti yerine hiçbir siyasal güç konamayabilirdi. Kongre sonunda dağılmak yerine dönüşmeyi seçti.

Kongrenin ilk oturumunda genç Avukat Gregor Gysi genel başkanlığa seçildi. Gysi, GDR döneminde muhalif aydınları savunmuş olmasıyla tanınan, parti aygıtının dışından gelen bir isimdi. İkinci oturumda parti “SED–Demokratik Sosyalizm Partisi” (SED-PDS) adını aldı ve kongrede okunan bildiride, partinin sistem olarak Stalinizmle geri dönülmez biçimde kopacağı ilan edildi. Bu formül, sonraki otuz yıl boyunca PDS’nin ve Die Linke’nin kimliğinin kurucu taşı olacaktır.

Dağılmama kararı aynı zamanda partinin en ağır yükünü de beraberinde getirdi. Parti, SED’in hukuki halefi olarak onun üye tabanını, örgütsel altyapısını ve tartışmalı mal varlığını devraldı.

Siyasal rakiplerin “SED’in devamı” suçlaması, bu kararın kalıcı bedeli oldu.

3. Reformcu Kadrolar

Partinin dönüşümü yalnızca eski aygıtın içinden gelen bir uyum refleksi değildi. 1980’lerin sonunda Doğu Berlin’deki Humboldt Üniversitesi’nde André Brie, Michael Brie ve Dieter Klein gibi isimlerin yürüttüğü “Modern Sosyalizm” projesi, reel sosyalizmin krizine dair eleştirel bir entelektüel birikim oluşturmuştu. Bu çevre, piyasa mekanizmasını tümden reddetmeyen, siyasal çoğulculuğu ve hukuk devletini sosyalist projenin ayrılmaz parçası sayan bir “demokratik sosyalizm” anlayışını PDS’nin programatik omurgası hâline getirdi. Böylece parti, önceki çalışmamızda ele aldığımız 1963 Yeni Ekonomik Sistemi (NÖS) gibi yarım kalmış reform denemelerinin entelektüel mirasına da sahip çıkmış oldu.

II. Hayatta Kalma Yılları (1990–1994)

1. Mart 1990 Seçimi ve Birleşme

Parti 4 Şubat 1990’da adındaki “SED” ekini de atarak yalnızca Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) adını aldı. 18 Mart 1990’da yapılan, GDR tarihinin ilk ve son serbest Halk Meclisi seçimi, birleşme sürecinin bir referandumu niteliğindeydi. Hızlı birleşmeyi vaat eden CDU liderliğindeki “Almanya İttifakı” yaklaşık yüzde 48 oyla açık ara kazandı. PDS ise yüzde 16,4 oy aldı (Jarausch 1994). Bu sonuç, bir yandan partinin marjinalleşmeye mahkûm olmadığını, öte yandan birleşme sürecinde hiçbir belirleyici rol oynayamayacağını gösterdi.

1 Temmuz 1990’da parasal, ekonomik ve sosyal birlik yürürlüğe girdi; 3 Ekim 1990’da GDR, Federal Cumhuriyet’e katıldı. PDS, artık 16 milyonluk bir devletin eski iktidar partisi değil, 80 milyonluk bir ülkenin küçük bir bölgesel muhalefet partisiydi.

2. Ayrı Seçim Bölgeleri: 1990’ın İstisnası

Birleşmeden sonraki ilk tüm Almanya seçimi, 2 Aralık 1990’da yapıldı. Yüzde 5 barajının ülke genelinde uygulanması planlanıyordu. Federal Anayasa Mahkemesi Eylül 1990’da verdiği kararla, Doğu’da yeni kurulan ya da dönüşen partilerin, çok daha kalabalık Batı’daki seçmen tabanıyla eşit koşullarda yarışamayacağına hükmetti. Bu nedenle o seçime mahsus olmak üzere baraj, Doğu ve Batı seçim bölgelerinde ayrı ayrı uygulandı. PDS ülke genelinde yüzde 2,4 oy almasına karşın Doğu’da yüzde 11’i aşarak 17 sandalye kazandı. Aynı düzenlemeden Doğu’nun sivil muhalefet hareketlerinden doğan Bündnis 90 da yararlandı; ironik biçimde Batılı Yeşiller, yüzde 5’in hemen altında kalarak meclis dışında kaldı.

3. Mal Varlığı, Skandal ve Erime

Partinin ilk yılları varoluşsal bir krizle geçti. 1990 sonbaharında parti fonlarının bir Sovyet şirketi aracılığıyla yurtdışına aktarılmaya çalışıldığının ortaya çıkması, büyük bir skandala dönüştü. SED ve GDR kitle örgütlerinin mal varlığı, bağımsız bir komisyonun denetimine alındı; PDS uzun süren hukuki süreçlerin sonunda bu varlıkların büyük bölümünden vazgeçti.

Üye kaybı ise çarpıcı boyutlardaydı. 1989’da 2,3 milyon üyesi olan SED’in halefi, 1990 yılı sonunda birkaç yüz bin üyeye inmişti; bu sayı 2000’lerin ortasında 60 bin civarına düşecekti. Kalan tabanın önemli bölümünü, GDR döneminde parti ve devlet aygıtında çalışmış, emeklilik çağındaki eski SED üyeleri oluşturuyordu (Neugebauer ve Stöss 1996).

4. Meşruiyet Sorunu

Stasi arşivlerinin açılmasıyla birlikte parti, önde gelen isimleri hakkındaki muhbirlik iddialarıyla sürekli olarak gündeme geldi. Gysi başta olmak üzere pek çok isim bu iddialarla uzun hukuki ve siyasi mücadeleler vermek zorunda kaldı. Batılı partiler için PDS, demokratik sistemin meşru bir aktöründen çok, dışlanması gereken bir diktatörlük kalıntısıydı. Bu dışlama, paradoksal biçimde, birleşme sürecinde kendini dışlanmış hisseden Doğulu seçmenler nezdinde partiye yeni bir meşruiyet kaynağı sağlayacaktı.

III. Doğu’nun Partisi (1994–2005)

1. İktisadi Arka Plan: Parasal Birlik ve Treuhand

PDS’yi 1990’ların ortasında ayağa kaldıran, birleşmenin iktisadi bedeli oldu. Önceki çalışmamızda ele aldığımız Doğu Alman ekonomisi, 1990’a gelindiğinde teknolojik olarak geri kalmış, Batı kredilerine bağımlı ve tıkanmış bir yapıdaydı. Parasal birlik bu yapıyı bir gecede dünya piyasasının rekabetine açtı. Ücretlerin ve cari ödemelerin büyük ölçüde 1:1 kurundan dönüştürülmesi, Doğu işletmelerinin birim emek maliyetlerini üretkenlik düzeyinin çok üzerine çıkardı. Aynı dönemde Doğu Bloku’nun çözülmesiyle COMECON pazarları da ortadan kalktı. Sinn ve Sinn’in (1991) “soğuk başlangıç” olarak nitelediği bu süreç, Doğu sanayisinin büyük bölümünü rekabet edemez hâle getirdi.

Özelleştirme görevi, 1990’da kurulan Treuhandanstalt’a verildi. Yaklaşık 8.500 işletmeyi ve 4 milyon çalışanı devralan kurum, 1994’te dağıldığında işletmelerin çoğunu satmış, bir kısmını tasfiye etmiş ve yaklaşık 256 milyar mark tutarında bir açık bırakmıştı (Seibel 2005). Sanayi istihdamı çöktü; bölgede resmî işsizlik uzun yıllar yüzde 15–20 bandında seyretti. Batı’dan Doğu’ya yapılan büyük mali transferler sosyal çöküşü önledi, ancak Doğu Alman toplumunda derin bir “birleşmenin kaybedeni” duygusunun yerleşmesine engel olamadı (Ritter 2006).

2. “Kümmererpartei” ve Doğu Kimliği

PDS bu ortamda kendini birleşmenin kaybedenlerinin ve Doğu Alman kimliğinin sözcüsü olarak konumlandırdı. Belediyelerde, kiracı derneklerinde, işsizlik ve sosyal yardım danışmanlığında gündelik sorunlarla ilgilenen bir “Kümmererpartei” (dert dinleyen parti) imajı edindi. Parti, GDR döneminin tam istihdam, ucuz konut, yaygın kreş ağı ve kadınların çalışma hayatına katılımı gibi sosyal kazanımlarını, birleşik Almanya’nın piyasa ekonomisi karşısında bir karşılaştırma ölçütü olarak yeniden gündeme taşıdı. Kamuoyunda “Ostalgie” olarak adlandırılan bu nostalji dalgası, önceki çalışmamızda ele aldığımız Honecker dönemi “tüketim sosyalizmi”nin ironik bir geç yankısıydı: Bir zamanlar rejimin iflasını hazırlayan sübvansiyonlu refah, şimdi kaybedilmiş bir güvencenin simgesi olarak hatırlanıyordu.

Sonuç olarak PDS, Doğu eyaletlerinde yüzde 15–25 aralığında oy alan, üç büyük partiden biri hâline geldi. Batı’da ise oyları yüzde 1–2’yi nadiren aştı. Parti, siyaset biliminin literatüründe bir “bölgesel kimlik partisi” olarak sınıflandırılmaya başladı (Oswald 2002; Patton 2011).

3. Temel Mandat Maddesi ve 1994

1994 federal seçiminde PDS yüzde 4,4 oy aldı ve normal koşullarda meclis dışında kalacaktı. Ancak Alman seçim yasasının 1950’lerden beri var olan “temel mandat maddesi” (Grundmandatsklausel) devreye girdi: Bir parti en az üç seçim bölgesinde doğrudan aday kazanırsa, ülke genelinde yüzde 5’in altında kalsa bile ikinci oylarına orantılı sandalye alır. PDS’nin tabanı Doğu Berlin’de son derece yoğunlaştığı için parti, burada dört doğrudan mandat kazanarak 30 milletvekiliyle meclise girdi.

Bu dönemin simgesel anlarından biri, önceki çalışmamızda 1945 sonrasında Doğu’ya yerleşen aydınlar arasında andığımız yazar Stefan Heym’e aitti. GDR döneminde rejimle çatışmış olan Heym, parti üyesi olmadan PDS adayı olarak Berlin’de doğrudan seçildi ve meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla Kasım 1994’te yeni Bundestag’ı açılış konuşmasıyla açtı. CDU/CSU milletvekillerinin konuşmayı alkışlamaması, PDS’nin Bonn siyasetindeki dışlanmışlığını bütün çıplaklığıyla gösterdi.

1998’de parti yüzde 5,1 ile barajı ilk kez kendi gücüyle aştı ve 36 milletvekiliyle grup kurdu.

4. İktidarın Eşiğinde: Magdeburg, Schwerin, Berlin

Doğu’daki seçim gücü, partiyi yerel ve bölgesel iktidarın eşiğine taşıdı. 1994’te SaksonyaAnhalt’ta SPD azınlık hükümetini dışarıdan destekledi; bu formül “Magdeburg modeli” olarak anıldı. 1998’de Mecklenburg-Ön Pomeranya’da SPD ile ilk eyalet koalisyonuna girdi. 2002’de ise Berlin’de, Klaus Wowereit liderliğindeki SPD ile koalisyon ortağı oldu.

Berlin deneyimi partinin sonraki tarihini belirleyecek bir ikilemi ilk kez somut biçimde yaşattı. Ağır bir borç yükü altındaki eyalet hükümeti, kamu istihdamında kesintiler ve kamu konut stokunun bir bölümünün özelleştirilmesi gibi kemer sıkma politikaları uyguladı. Parti tabanının bir kısmı bu politikaları, PDS’nin kendi programıyla çelişen bir teslimiyet olarak gördü. “Hükümete katılım mı, muhalefette ilkeli duruş mu” ikilemi, o günden bu yana partinin en temel iç gerilimlerinden biri olarak kalacaktır.

5. Geçmişle Hesaplaşma

PDS’nin SED mirasıyla ilişkisi, bu dönemde de tartışma gündeminden hiç düşmedi. 2001’de, zorunlu birleşmenin 55. yıldönümünde parti yönetimi, 1946’da sosyal demokratlara karşı uygulanan baskılar nedeniyle üzüntü ve özür niteliğinde bir açıklama yaptı. Bu adım, partinin demokratik sosyalist kimliğinin 1989’daki kopuş ilanından sonraki en önemli simgesel teyidiydi. Ne var ki Berlin Duvarı, sınırda öldürülenler ve Stasi gibi konularda parti içindeki tartışmalar hiçbir zaman tam olarak kapanmadı.

6. 2002 Hezimeti

2002 federal seçimi, bölgesel bir parti olmanın sınırlarını açıkça gösterdi. PDS yüzde 4,0’da kaldı ve yalnızca iki doğrudan mandat kazanabildi. Temel mandat maddesinin üç mandat eşiğine ulaşılamadığı için parti grup olarak meclisten silindi; Berlin’den seçilen iki milletvekili dışında Bundestag’da temsil edilmedi. Parti, Doğu’ya hapsolmuş, üye tabanı yaşlanan ve Batı’da hiçbir karşılığı olmayan bir bölge partisi olarak kalma tehlikesiyle yüz yüzeydi.

IV. Batı ile Buluşma: Hartz IV, WASG ve Die Linke’nin Kuruluşu (2003– 2007)

1. Agenda 2010 ve Hartz IV

Çıkış yolu beklenmedik bir yerden, SPD’nin kendisinden geldi. Şansölye Gerhard Schröder’in Mart 2003’te açıkladığı Agenda 2010 programı, emek piyasasının esnekleştirilmesini ve sosyal devletin yeniden yapılandırılmasını hedefliyordu. Programın en tartışmalı ayağı olan ve Ocak 2005’te yürürlüğe giren Hartz IV düzenlemesi, uzun süreli işsizlik yardımını sosyal yardım düzeyine indiriyor ve yardımı iş kabul etme koşuluna daha sıkı biçimde bağlıyordu.

2004 yazında Doğu Alman kentlerinde Hartz IV’e karşı kitlesel protestolar başladı. Göstericilerin bu eylemleri “Pazartesi Gösterileri” (Montagsdemonstrationen) olarak adlandırması, 1989 sonbaharının Leipzig yürüyüşlerine bilinçli bir göndermeydi. Bir zamanlar SED rejimine karşı kullanılan protesto biçimi, şimdi birleşik Almanya’nın sosyal politikalarına karşı yöneltiliyordu.

2. WASG ve Lafontaine

Hartz IV, Batı’da da sendikalarda ve SPD tabanında derin bir kırgınlık yarattı. Bu tepkiden 2004–2005’te Batı Almanya’da, sendikacıların ve SPD’den kopan solcuların öncülüğünde “Çalışma ve Sosyal Adalet Seçim Alternatifi” (WASG) doğdu. Dengeleri asıl değiştiren ise,

SPD’nin eski genel başkanı ve 1999’da Schröder ile anlaşmazlığı nedeniyle maliye bakanlığından istifa etmiş olan Oskar Lafontaine’in Haziran 2005’te SPD’den ayrılarak WASG’ye katılması oldu.


Devamı için...

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

23 Eylül’de Andrews Üssü’nde Amerikan askerlerinin Şi Cinping için kırmızı halıyı düzeltirken çekilen görüntüleri, zirvenin belki de en fazla şey anlatan karesiydi. Trump misafirini uçağın merdiveninde karşıladı. Papalar hariç, altmış yılı aşkın süredir bir ABD başkanının Andrews'te bizzat karşıla...;

9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, kırk yıl boyunca Doğu Almanya’yı yöneten Almanya Sosyalist Birlik Partisi’ni (SED) tarihsel bir soruyla baş başa bıraktı: Devleti, anayasası, ordusu ve gizli polisiyle birlikte çöken bir parti-devletin iktidar partisine ne olur? 1946’da KPD ile SPD’nin zo...;

Birleşik Devletler uzun süredir Rusya’yı nihai bir çöküş sürecindeki güç olarak gördü. Bu değerlendirme, 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin açık emperyal aşırı yayılma belirtileri göstermesiyle şekillendi; önce Varşova Paktı’nın, ardından Sovyetler Birliği’nin kendisinin dağılmasıyla pekişti.;

Modern siyaset ve iktisat düşüncesi, kamu hukuku ile özel hukuku, devlet ile piyasayı, kamu iktidarı ile özel mülkiyeti birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış iki antagonist ya da en iyi ihtimalle dengelenmesi gereken bağımsız alanlar olarak kurgulama eğilimindedir. Ancak iktisat tarihi, bu kavramsal...;

Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Yönetmeliği’nde (Türk Boğazları Yönetmeliği) Türk Boğazlarından “uğraksız geçiş” ve “uğraklı geçiş” olmak üzere iki tür geçiş rejimi düzenlenmiştir. Bunlardan uğraksız geçiş, Türk Boğazlarından herhangi bir liman ve iskeleye uğramaksızın yapılan geçişi ifade eder (...;

Tarihte pek çok ulusun geçmişine bakıldığında, kültürel üst kimliklerin bugünün dar siyasi haritaları üzerinden değerlendirildiği görülür. Bu yüzeysel bakış açısı nedeniyle, dışarıdan bakan bir göz için "Türk" kavramı yalnızca "Türkiye Cumhuriyeti" sınırlarına, "Türkiye" ise ne yazık ki Orta Doğu ek...;

Kentsel iktisat yazınında sosyal konut politikaları, genellikle piyasanın tamamen dışlandığı hantal devlet mülkiyetleri ya da alt gelir gruplarını kentin çeperlerine süren neoliberal kota zorlamaları arasında kutuplaşmaktadır. Hollanda’nın Amsterdam ve Rotterdam metropolleri ekseninde somutlaşan kon...;

Arktik güvenlik tartışması çoğu zaman askerî hareketlilik, Rus üsleri, NATO tatbikatları ve Kuzey Atlantik savunması üzerinden yürütülüyor. Bu çerçeve gerekli, fakat artık yeterli değil. Arktik’teki asıl açık yalnızca bir askerî saldırı ihtimali değildir.;

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2025 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 31 May 2025 - 28 Haz 2025
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...

Somali Cumhuriyeti; Afrika’nın doğusunda yer almakta olup Afrika Boynuzu olarak adlandırılan ve dünya gündemine açlığın, kıtlığın ve bulaşıcı hastalıkların yol açtığı felaketler nedeniyle sık sık gelen bir bölgede konumlanmış durumdadır.