Chrematistike (Mal Edinme Sanatı) ve Mercatura'nın (Ticaret) İtibar Arayışı: Mekanik Sanattan Episteme'ye ('Bilim'e') Düz Olmayan ve Tamamlanmamış Bir Yükseliş
I.Giriş: İtibar Neden Bir Analiz Kategorisi Olmalı?
Mercatura (Latince: ticaret, ticaret sanatı), Batı düşünce tarihinde nadiren tarafsız bir terim olmuştur. Antik Yunan'dan 18. yüzyıl sonuna kadar geçen yaklaşık iki bin yıllık süre boyunca bu faaliyet — malın el değiştirmesi, kâr amacıyla alım-satım — kimi zaman bir günah, kimi zaman hoş görülen bir zorunluluk, kimi zaman bir yurttaşlık erdemi, kimi zaman da bilimsel bir mekanizma olarak tanımlanmıştır. Bu bölümün tezi şudur: mercatura'nın tarihini düz bir "itibar kazanma" çizgisi olarak okumak yanıltıcıdır. Bunun yerine, itibarın dört ayrı ve birbirinden bağımsız hareket eden eksende dağıtıldığını görmek gerekir.
Bu dört eksen şöyle tanımlanabilir:
-
Epistemik eksen — mercatura hangi bilgi kategorisine dahildir: zihinsel/özgür bilgiye (ratio) mi, yoksa bedensel/pratik bilgiye (manus) mi?
-
Ahlaki-teolojik eksen — ticaret günah mıdır, koşullu meşru mudur, yoksa erdem midir?
-
Kurumsal-pedagojik eksen — mercatura nerede, nasıl öğretilir; kendi kürsüsü, kendi metodolojisi var mıdır?
-
İktisadi-üretkenlik ekseni — mercatura yeni bir değer üretir mi, yoksa var olanı sadece el değiştirtip "kısır" mı kalır?
Bu dört eksenin her biri kendi hızında, kendi mantığıyla ve çoğu zaman diğerlerinden bağımsız biçimde ilerler; bazen biri yükselirken diğeri sabit kalır, hatta bazen — Fizyokratlarda göreceğimiz gibi — biri geriler. Bölümün ana tezi, mercatura'nın hiçbir zaman "liberal sanatlar" kategorisine resmî olarak terfi etmediğidir: 1776'ya gelindiğinde, mercatura eski kategoriye girmek yerine kendi kategorisini — siyasal iktisadı (political economy) — inşa ederek "terfi" sorusunu geçersiz kılmıştır.
I.Kökenler: Karışık Bir Miras (Ksenefon'dan Aristoteles'e)
Ksenefon, Poroi (Gelir Kaynakları Üzerine) adlı eserinde Atina'nın gelirlerini artırma yollarını tartışırken yabancı tüccarları (metoikoi) ve ticareti açıkça teşvik eder: vergi kolaylığı, güvenlik ve liman altyapısı önerir, çünkü ticaret şehre servet getirir. Burada mercatura, ahlaki bir sorun değil, bir kamu yararı aracıdır — dört eksenimizden hiçbiri henüz olumsuz yönde harekete geçmemiştir.
Asıl kırılma Aristoteles'le gelir. Politika'nın I. Kitabı'nda, oikonomike (hane idaresi — amacı sınırlı, kullanım değerine dayalı "doğal" servet edinme) ile chrematistike (mal edinme sanatı) arasına keskin bir ayrım koyar. Chrematistike'nin "doğaya aykırı" (para physin) alt-türü olan kapelike (perakende ticaret) mahkûm edilir, çünkü mal üretmez, yalnızca el değiştirtir ve amacı sınırsızdır. En keskin mahkûmiyet ise tokismos (faizcilik) içindir: para, değişim aracı olsun diye icat edilmiştir, kendi kendini üretsin diye değil. Bu tek pasaj hem epistemik hem de ahlaki-teolojik eksenlerin felsefi temelini aynı anda atar — ileride Eriugena'da göreceğimiz "mekanik sanat" sınıflamasının ve Patristik dönemde göreceğimiz teolojik günah dilinin ortak kökeni burasıdır.
II.Roma'da Ölçekli İtibar: Cicero
Cicero, De Officiis'te Aristoteles'in mahkûmiyetini tamamen benimsemez; onun yerine bir ölçek ayrımı getirir. Küçük ölçekli perakende ticaret (mercatura tenuis) "bayağı" (sordida) sayılır, çünkü kâr maldan değil abartıdan/yalandan gelir. Büyük ölçekli, uluslararası ticaret (mercatura magna et copiosa) ise övgüye değerdir — özellikle tüccar kazandığı serveti toprak sahipliğine (villa) dönüştürürse.5 İtibar burada ölçeğe ve nihai olarak toprağa dönüşme koşuluna bağlanır: Roma hukukunda senatocu sınıfın doğrudan ticaretle uğraşması yasaklanmış, ama azat edilmiş köleler üzerinden dolaylı yatırım yaygınlaşmıştır. Mercatura, seçkinler için doğrudan yapılmaması ama dolaylı yoldan yararlanılması gereken bir faaliyettir.