Kürsüden Klinik Odasına: Yapay Zekâ Çağında İktisadı Nasıl Öğretmeli?

Makale

Bir iktisat dersini hayal edin: öğretim üyesi tahtaya bir arz-talep eğrisi çiziyor, denge noktasını buluyor, öğrenciler defterlerine geçiriyor. Şimdi aynı sahneyi bir kaç yıl sonrasına taşıyın — tahtanın yerini bir ekran, tebeşirin yerini bir sohbet kutusu almış. ...

Kürsüden Klinik Odasına: Yapay Zekâ Çağında İktisadı Nasıl Öğretmeli?

Bir iktisat dersini hayal edin: öğretim üyesi tahtaya bir arz-talep eğrisi çiziyor, denge noktasını buluyor, öğrenciler defterlerine geçiriyor. Şimdi aynı sahneyi bir kaç yıl sonrasına taşıyın — tahtanın yerini bir ekran, tebeşirin yerini bir sohbet kutusu almış. Öğrenci artık soruyu hocasına değil, önündeki yapay zekâya soruyor; hatta bazen ödevini de o yazıyor. Peki bu, iktisat eğitiminin sonu mu, yoksa daha önce de yaşadığımız bir şeyin son perdesi mi?

İkincisi. Ve bunu anlamak için biraz geriye, çok geriye gitmek gerekiyor.

Bu ilk kriz değil

İktisat eğitiminin tarihine bakınca ilginç bir şey fark ediyorsunuz: disiplinin kendini nasıl öğreteceği sorusu hiçbir zaman rahat bırakılmamış. Her kuşak, elindeki teknolojiye ve zamanın ruhuna göre bu soruyu yeniden sormuş.

İşe en baştan başlayalım. "İktisat" kelimesinin atası olan oikonomia, Antik Yunan'da "ev idaresi" anlamına geliyordu ve Ksenophon'un yazdığı diyalogda ortaya net bir soru çıkıyor: Bu, tıp ya da marangozluk gibi öğretilebilir bir zanaat mı, yoksa doğuştan gelen bir yetenek mi? Cevap "öğretilebilir bir zanaat" olarak veriliyor. Aristoteles bu çerçeveyi biraz daha ileri götürüyor ve bugün hâlâ tartıştığımız bir ayrımı koyuyor ortaya: ev idaresinin amacı yeterli ve dengeli bir yaşam sürdürmekken, sınırsız kâr peşinde koşmak — özellikle faizcilik yoluyla — "doğaya aykırı" bir şey sayılıyor. Yani daha o zamandan, iktisadın öğrettiği şeyin sınırlı, insani bir amaca mı hizmet ettiği, yoksa kendi başına bir hedefe mi dönüştüğü sorusu var.

Orta Çağ'a geldiğimizde işler daha da çarpıcı bir hal alıyor: dönemin üniversitelerinde okutulan "yedi özgür sanat" listesinde iktisadi faaliyete yer bile yok. Ticaret, "mekanik sanatlar" denen, özgür bir insana yakışmayan, neredeyse aşağılanan bir kategoriye konuyor. İktisadın bugünkü saygın, "bilimsel" konumuna gelmesi, aslında oldukça yakın tarihli ve kırılgan bir kazanım.

Bu statü sıçraması nasıl oldu? 1615'te Antoine de Montchrétien, "hane" ölçeğindeki bu bilgiyi doğrudan devlet ölçeğine taşıyıp krala sunulan bir danışmanlık metni yazdığında. Ya da fizyokratların, özellikle sarayın hekimi olan Quesnay'ın, ekonomiyi kan dolaşımına benzeterek kendi iç yasalarıyla işleyen bir organizma gibi tasvir ettiğinde. İlginç bir ayrıntı: iktisatçıyı bir "hekim" gibi düşünme fikri, bu yazının ileride önereceği "klinisyen" benzetmesinden çok önce, disiplinin kurucu metinlerinde zaten gizliydi.

Kürsüden kürsüye

Adam Smith, Ulusların Zenginliği'ni yazdığında bağımsız bir iktisat kürsüsünde değil, Glasgow Üniversitesi'nde Ahlak Felsefesi Kürsüsü'nde profesördü. Dersleri doğal teoloji, etik, hukuk ve "politika-vergi-silahlar" olmak üzere dört bölümden oluşuyordu; bugün "iktisat" dediğimiz şey, o zaman hukuk dersinin bir yan koluydu. Halefi Dugald Stewart da aynı yolu izledi — iktisadı ayrı bir kürsü değil, ahlak felsefesinin bir alt başlığı olarak okuttu.

Gerçek kopuş 19. yüzyıl ortasında geliyor. Cambridge'de "Doğa Bilimleri" ile "Ahlak Bilimleri" bölümleri tam olarak aynı yıl, 1851'de kuruluyor — ikisi de "eski müfredat yetersiz" eleştirisine karşı aynı reform dalgasıyla doğuyor. İktisat henüz bağımsız değil, "Ahlak Bilimleri" şemsiyesinin altında. Bağımsız bir iktisat bölümü ancak 1903'te, Alfred Marshall'ın ısrarıyla kuruluyor. Yani bugün iktisat ile ahlak/toplum bilimleri arasında çizdiğimiz keskin çizgi, aslında yüz yıllık bir kurumsal tercihten ibaret.

Almanca konuşulan dünyada işler farklı gelişiyor. Kameralwissenschaft denen gelenek, geleceğin devlet memurlarını yetiştirmek için kurulmuş bir idari bilim müfredatı. Bu geleneğin en önemli ismi Gustav von Schmoller, iktisatçıyı masa başında soyut teoriler kuran bir matematikçi olarak değil, toplumun sorunlarını somut verilerle teşhis edip tedavi öneren bir klinisyen olarak tanımlıyor. Kurduğu dernek üzerinden akademik atamalara kadar uzanan bir etki kuruyor; onun onayından geçmeyen bir iktisatçının kariyer yapması neredeyse imkânsız hale geliyor. Bu "klinik" yaklaşımın somut sonucu: 1883-1889 arasında yürürlüğe giren Bismarck sosyal sigorta yasaları. Bismarck'ın ünlü sözü tam da bu teşhis-reçete mantığını özetliyor: "Devlet, insanları köprüden atlamaya bırakmak yerine bir köprü kurmalı."

Schmoller'in karşısında Carl Menger duruyordu; aralarındaki "Yöntem Tartışması" bugün ders kitaplarında genellikle Menger'in kesin zaferiyle anlatılır — oysa dönemin kendi atmosferinde Schmoller'in ağırlığı çok daha büyüktü. Birkaç yıl sonra bu kez Max Weber, Schmoller'e karşı "değerden arınıklık" ilkesini savunarak ikinci bir cepheyi açtı: iktisatçıya öğretilen şey sadece "ne olduğunu" anlatan bir teknik mi, yoksa "ne yapılması gerektiğine" dair bir muhakeme mi olmalı? Bu soru, aşağıda önereceğimiz modelin de tam kalbinde duruyor.

Bu kısa tarih turundan çıkan ders şu: iktisat eğitiminin "doğru" biçimi hiçbir zaman tek bir kalıba oturmadı. Her kuşak, kendi teknolojik ve kurumsal koşullarına göre bu dengeyi yeniden kurdu. "Klinisyen iktisatçı" fikri de bu yazıda ilk kez ortaya atılan bir icat değil — 140 yıllık bir soyağacına sahip.
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

Gruplar arasındaki kalıcı eşitsizlikleri açıklarken iktisat uzun süre aynı yere baktı: geride kalan grubun eksiklerine. Daha az eğitim, daha az beceri, farklı tercihler, "uygun olmayan" kültürel alışkanlıklar. Bu bakışta eşitsizlik, dezavantajlı bireylerin özelliklerinin toplamıdır; çözüm de o birey...;

Son on beş yılın üç olayı, iktisatçıların uzun süre kenarda bıraktığı bir soruyu yeniden merkeze taşıdı: İnsanlar ekonomiyi nasıl algılıyor, bu algılar nasıl oluşuyor ve hangi hikâyeler onları harekete geçiriyor? Birincisi 2008 küresel finansal krizidir. Krizin teknik ayrıntıları, yani menkul kıym...;

2026'nın en büyük iktisadi olayı kuşkusuz enerji şoku oldu. Hürmüz Boğazı'ndaki enerji altyapısına yönelik saldırılar ve sevkiyat aksamaları, kayıtlardaki en büyük petrol arz şokunu tetikledi; küresel arz başlangıçta günde yaklaşık 10 milyon varil azaldı.;

Eylül başında ABD Merkez Bankası (Fed) ekonomistleri kısa ve teknik görünen bir not yayımladı. Sordukları soru şuydu: stablecoin denen dijital dolarlar, resmî para istatistiklerine dahil edilmeli mi? Cevapları temkinliydi: şimdilik hayır, ama yakında belki (Payne ve Styczynski, 2026).;

BRICS’in geleceğine ilişkin belirsizlikler, 2026 yılının başlarında zaten belirgin biçimde artmıştı. Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapanmış olması, İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik saldırılarına rağmen İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin aynı oluşum içerisinde yer almaya devam etmesi ...;

Eylül 2026'nın ikinci yarısında, yapay zekanın "kontrolden çıkabileceği" tartışması bir anda sektörün merkezine oturdu. Bu not, WSJ takibimize dayanarak tartışmanın yaklaşık iki haftalık seyrini kronolojik olarak diziyor, ardından kısa bir değerlendirmeyle çerçeveliyor. Temel argümanımız şu: tartışm...;

İktisat teorisi uzun süre iki tür soru sordu. Birincisi "homo economicus ne yapardı?" sorusuydu. Bir insan modeli alırsınız, ona tercihler, bir bütçe kısıtı ve bilgi verirsiniz, davranışını da kalem kâğıtla, tümdengelim yoluyla çıkarırsınız. İkincisi "homo sapiens gerçekte ne yaptı?" sorusuydu. Bu k...;

Bütünlük, birlik, uyum ve denge, yalnızca İslami programların ve eğitim sistemlerinin geliştirilmesinde değil, mikrokozmostan makrokozmosa, benlikten evrene kadar tüm durumlarda önemli kavramlardır. Kutuplaşma ve çelişkiler, yaşamın her yerinde doğaldır. Olumsuz ve olumlu güçler, canlıları ayakta tu...;

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir. Değişimin çok hızlı ve ola...

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...