Körfez’le Normalleşme: BAE, Suudi Arabistan Güvenlik Anlaşmaları ve Tatbikatlar

Makale

Orta Doğu jeopolitiği, son yıllarda uzun süredir devam eden kamplaşma ve çatışma odaklı dinamiklerin yerini diyalog, uzlaşı ve pragmatik çıkar ortaklıklarına bıraktığı kapsamlı bir dönüşüm sürecine sahne olmaktadır. 2010’lu yılların başında patlak veren Arap Baharı, 2013’te Mısır’da yaşanan askerî müdahale ve 2017 Katar Krizi ile derinleşen bölgesel kutuplaşma, Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan arasındaki diplomatik ve siyasi ilişkilerin gerilmesine yol açmıştır....

Orta Doğu jeopolitiği, son yıllarda uzun süredir devam eden kamplaşma ve çatışma odaklı dinamiklerin yerini diyalog, uzlaşı ve pragmatik çıkar ortaklıklarına bıraktığı kapsamlı bir dönüşüm sürecine sahne olmaktadır. 2010’lu yılların başında patlak veren Arap Baharı, 2013’te Mısır’da yaşanan askerî müdahale ve 2017 Katar Krizi ile derinleşen bölgesel kutuplaşma, Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan arasındaki diplomatik ve siyasi ilişkilerin gerilmesine yol açmıştır. Ancak Ocak 2021’de gerçekleştirilen El-Ula Zirvesi ile Körfez içi ablukanın sona erdirilmesi, bölgesel gerilimlerin yatışmasında ve taraflar arasında yeni bir diyalog zeminine geçilmesinde kritik bir eşik oluşturmuştur.
Oluşan bu elverişli şartlarda Türkiye, 2021 yılından itibaren karşılıklı üst düzey temaslar ve diplomatik girişimlerle BAE ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini yeniden tesis etme sürecine girmiştir. Başlangıçta gerilimlerin düşürülmesi ve ticari yatırımların canlandırılması ekseninde şekillenen bu süreç, kısa sürede stratejik iş birlikleri, güvenlik mekanizmaları ve savunma sanayii ortaklıkları ile derinleştirilmiştir. Özellikle Türkiye’nin insansız hava araçları (İHA/SİHA), elektronik harp sistemleri ve gelişmiş muharebe platformlarında ulaştığı teknolojik olgunluk ile sahada kanıtlanmış operasyonel kapasitesi; Körfez başkentlerinin askerî modernizasyon ve tedarik kanallarını çeşitlendirme stratejileriyle örtüşmüştür.
Körfez ülkeleri açısından Suudi Arabistan’ın Vision 2030 hedefleri doğrultusunda savunma harcamalarını yerelleştirme ve yerli üretim yeteneklerini geliştirme önceliği ile BAE’nin ileri teknoloji ve ortak yatırım odaklı savunma vizyonu, Türkiye ile ilişkilerde doğrudan alımın ötesine geçen bir iş birliği modelini gündeme getirmiştir. Bu model; teknoloji transferi, ortak Ar-Ge ve müşterek üretim imkânlarını merkeze almaktadır. Bununla birlikte; küresel aktörlerin bölgedeki güvenlik taahhütlerine dair belirsizlikler, İran merkezli bölgesel güvenlik kaygıları, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz havzalarındaki asimetrik riskler, söz konusu savunma ve güvenlik ilişkilerinin geleceğini şekillendiren temel faktörler arasında yer almaktadır.
Bu çalışma; Türkiye’nin BAE ve Suudi Arabistan ile yürüttüğü normalleşme süreçlerinin savunma sanayii ve güvenlik boyutunu çok yönlü bir yaklaşımla analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel argümanı; tesis edilen savunma sanayii projeleri, güvenlik anlaşmaları ve müşterek askerî eğitim/tatbikat mekanizmalarının yalnızca ekonomik kazanımlar üretmekle kalmayıp, ikili ilişkilerin kurumsallaşmasını hızlandırdığı ve bölgesel güvenlik mimarisinde dengeleyici bir stratejik zemin inşa ettiğidir.
Çalışmanın kavramsal çerçevesi ve araştırma tasarımı için açık kaynak literatür taramasının yanı sıra, yazarın Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) bünyesindeki staj döneminde edindiği sektörel okumalar, stratejik analiz disiplini ve araştırma birikimiyle zenginleştirilmiştir.

2. Kuramsal Çerçeve

Uluslararası ilişkiler disiplininde dış politika dönüşümlerini, ittifak kalıplarını ve devletler arası savunma sanayii ortaklıklarını açıklamak amacıyla muhtelif teorik yaklaşımlardan yararlanılmaktadır. Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan arasında 2020’li yılların başından itibaren ivme kazanan normalleşme süreçleri ve bu süreçlerin merkezinde yer alan askerî-sınai iş birlikleri; sistemik baskılar, bölgesel güvenlik dinamikleri ve kurumsallaşan iktisadi entegrasyon boyutlarını içeren çok katmanlı bir teorik zemine oturmaktadır. Bu doğrultuda çalışma; Neorealizm ve Güç Dengesi Kuramı, Bölgesel Güvenlik Kompleksi Kuramı ile Karşılıklı Bağımlılık Yaklaşımını sentezleyen analitik bir çerçeve üzerinden yapılandırılmıştır (Aydın, 2004; Sönmezoğlu, 2014).
İlk olarak, Neorealizm ve Güç Dengesi Kuramı, uluslararası sistemin anarşik yapısı altında devletlerin temel motivasyonunun güvenlik, bekâ ve caydırıcılık olduğunu ileri sürmektedir (Waltz, 1979; Walt, 1987). Bu teorik perspektiften bakıldığında; Körfez başkentlerinin geleneksel müttefiklerinin bölgedeki güvenlik taahhütlerinde beliren belirsizlikler karşısında savunma tedarikinde kaynak çeşitlendirmesine gitmesi ve Türkiye’nin sahada kanıtlanmış yerli savunma yetenekleriyle bu ihtiyaca cevap vermesi, rasyonel bir denge arayışı olarak değerlendirilmektedir (Yeşiltaş, 2020). Tarafların bağımsız operasyonel kabiliyetlerini artırma ve dış aktörlere olan bağımlılıklarını asgariye indirme gayretleri, anarşik sistemde devletlerin kendi kendini koruma (self-help) ve bölgesel güç dengesini yeniden tanzim etme refleksleriyle doğrudan örtüşmektedir.
İkinci olarak, Bölgesel Güvenlik Kompleksi Kuramı, güvenlik dinamiklerinin ve tehdit algılarının öncelikle bölgesel düzeyde kümelendiğini, bir aktörün ulusal güvenliğinin çevre coğrafyalardaki gelişmelerden bağımsız ele alınamayacağını savunmaktadır (Buzan & Wæver, 2003). Orta Doğu, Basra Körfezi ve Kızıldeniz havzalarını kapsayan bu bölgesel alanda; sınır güvenliği açıkları, balistik füze riskleri, kritik ticaret yollarına yönelen tehditler ve devlet dışı silahlı unsurlar aktörlerin ortak güvenlik gündemini şekillendirmektedir (Kardaş, 2021). Bu kuram çerçevesinde Türkiye-Körfez yakınlaşması; coğrafi yakınlık ve karşılıklı güvenlik geçirgenliği nedeniyle ortak tehdit algılarına karşı geliştirilen bölgesel bir istikrar arayışının somut yansıması niteliğindedir.
Üçüncü olarak, Karşılıklı Bağımlılık Yaklaşımı, devletler arasındaki ekonomik, sınai ve teknolojik bütünleşmenin çatışma ihtimalini azaltarak iş birliğini kurumsallaştırdığını vurgulamaktadır (Keohane & Nye, 2011). Türkiye ile BAE ve Suudi Arabistan arasında yürütülen savunma projeleri; doğrudan ürün tedarikinin ötesine geçerek teknoloji transferini, ortak üretim hatlarını, yatırım fonlarını ve Vision 2030 benzeri yapısal kalkınma belgeleriyle örtüşen sanayi entegrasyonlarını kapsamaktadır. Tesis edilen bu çok katmanlı sınai ve teknolojik bağlar, dönemsel krizlerin maliyetini yükseltmekte ve hükümetler arası komisyonlar vasıtasıyla ikili ilişkilerin kurumsal bir zemine kavuşmasına teorik dayanak sunmaktadır (Kurç & Oktay, 2018).
Netice itibarıyla ele alınan bu üç teorik yaklaşım, incelenen vakanın farklı boyutlarını birbirini tamamlayacak şekilde aydınlatmaktadır. Neorealizm, aktörlerin savunma ortaklıklarına yönelmesindeki yapısal zorunlulukları ve güç dengesi arayışlarını açıklarken; Bölgesel Güvenlik Kompleksi Kuramı, ortak güvenlik havzasındaki asimetrik tehditlere karşı geliştirilen bölgesel dinamikleri konumlandırmaktadır. Karşılıklı Bağımlılık Yaklaşımı ise savunma sanayii ve sermaye bütünleşmesinin ilişkileri kurumsallaştıran ve sürdürülebilir kılan mekanizmalarını temellendirerek araştırmanın bütüncül bir kuramsal omurga üzerine inşa edilmesini sağlamaktadır.

3. Türkiye-BAE ve Türkiye-Suudi Arabistan İlişkilerinde Normalleşme Süreci

2010’lu yılların başında patlak veren kitlesel halk hareketleri, Orta Doğu’daki güç dengelerini altüst ederken bölge devletlerinin dış politika paradigmalarında da sert kırılmalar yarattı. Türkiye’nin dönüşüm süreçlerinde tabandan gelen siyasi meşruiyet arayışlarına ve değişime arka çıkan bir tutum takınması, bölgesel statükoyu ve rejim güvenliğini korumaya odaklanan Körfez ekseniyle—özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’la—doğrudan bir jeopolitik sürtüşme alanı açtı. Nitekim 2013’te Mısır’daki askerî darbe, tarafların Libya iç savaşında karşıt aktörleri silahlandırması, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı çekişmeleri ve 2017’deki Katar ablukası ilişkileri açık bir hesaplaşma zeminine sürükledi.
Fakat bu yıpratıcı rekabet ortamı uzun vadede sürdürülebilir olmadı. Washington’ın Orta Doğu’daki güvenlik taahhütlerini kademeli olarak geri çekmesi, Körfez başkentlerinde derin bir stratejik belirsizlik yarattı; sıfır toplamlı çekişmelerin getirdiği ağır iktisadi fatura ise tarafları daha rasyonel ve çıkara dayalı bir çizgiye itti. Nihayetinde Ocak 2021’de toplanan El-Ula Zirvesi ile Katar ablukasının kaldırılması, Körfez içi tıkanıklığı aşmakla kalmadı; Ankara-Abu Dabi-Riyad hattında karşılıklı güven inşasına kapı aralayan asıl diplomatik kırılma noktasını oluşturdu.

3.1. Türkiye-BAE İlişkilerinde Normalleşme Süreci

Ankara ile Abu Dabi arasındaki buzların erimesi, arka planda istihbarat ve diplomasi bürokrasisinin yürüttüğü yoğun temaslarla başladı. Bu zemin arayışı, 24 Kasım 2021’de dönemin Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan’ın Ankara ziyaretiyle ilk somut meyvesini verdi. Görüşmelerde BAE Kalkınma Fonu (ADQ) öncülüğünde enerji, lojistik, liman işletmeciliği ve teknoloji alanlarına 10 milyar dolarlık doğrudan yatırım ayrılması kararlaştırıldı. Taraflar, siyasi güven krizini iktisadi bağları sıkılaştırarak aşma yolunu seçti (Dışişleri Bakanlığı [MFA], 2021).
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14-15 Şubat 2022’deki Abu Dabi ziyareti ise süreci liderler düzeyinde resmileştirdi. İmzalanan 13 ayrı mutabakat zaptı; iş birliğinin finansal sermaye akışıyla sınırlı kalmayacağını, savunma ve sanayi gibi kritik sektörlere de uzanacağını gösterdi. Bu yöndeki en somut kurumsal adım, 3 Mart 2023’te imzalanıp aynı yılın eylül ayında yürürlüğe giren Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması (CEPA) oldu. Gümrük vergilerinin %82’sini kademeli olarak sıfırlayan bu anlaşma, ikili ticaret hacmini 5 yıl içinde 25 milyar dolara taşımayı hedefleyerek ekonomik ilişkilere bağlayıcı bir zemin kazandırdı (Ticaret Bakanlığı, 2023).
19 Temmuz 2023 tarihindeki en üst düzey temaslar ise ortaklığın niteliğini değiştirdi; Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey mekanizmasının kurulmasıyla ilişkiler resmen "Stratejik Ortaklık" seviyesine yükseltildi (MFA, 2023a). Ziyarette açıklanan 50,7 milyar dolarlık stratejik anlaşma paketi; enerjiden ulaştırmaya ve savunma sanayiine uzanan geniş bir yatırım portföyünü kapsadı. Kurulan ortak komisyonlar ve teknoloji çalışma grupları, 2010’ların yıpratıcı rekabet modelini rafa kaldırarak yerini ortak güvenlik ve karşılıklı kazanıma dayalı dengeli bir iş birliği yapısına bıraktı.



Devamı için...
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

21. yüzyılın güvenlik inşası, konvansiyonel savaş bölgesinin çok ötesinde bir konuma geçerek siber uzayın sınırsız ve soyut coğrafyasına yayılmıştır. Gelenekselleşmiş güvenlik yaklaşımları önemli bir oranda kritikleşmiş altyapıların, fiziki sınırların ve askeri kabiliyetin muhafaza edilmesine odakla...;

Yapay zekânın verimliliği artırdığına dair firma düzeyinde kanıtlar birikiyor, ama ulusal istatistikler henüz aynı hikâyeyi anlatmıyor. Bu tablo iktisatçılara tanıdık geliyor: kırk yıl önce bilgisayar için de aynı bilmeceyi konuşuyorduk. Bugünkü bilmecenin çerçevesi şöyle. ABD'de istihdam artışı dur...;

23 Eylül’de Andrews Üssü’nde Amerikan askerlerinin Şi Cinping için kırmızı halıyı düzeltirken çekilen görüntüleri, zirvenin belki de en fazla şey anlatan karesiydi. Trump misafirini uçağın merdiveninde karşıladı. Papalar hariç, altmış yılı aşkın süredir bir ABD başkanının Andrews'te bizzat karşıla...;

BRICS’in geleceğine ilişkin belirsizlikler, 2026 yılının başlarında zaten belirgin biçimde artmıştı. Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapanmış olması, İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik saldırılarına rağmen İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin aynı oluşum içerisinde yer almaya devam etmesi ...;

Eylül 2026'nın ikinci yarısında, yapay zekanın "kontrolden çıkabileceği" tartışması bir anda sektörün merkezine oturdu. Bu not, WSJ takibimize dayanarak tartışmanın yaklaşık iki haftalık seyrini kronolojik olarak diziyor, ardından kısa bir değerlendirmeyle çerçeveliyor. Temel argümanımız şu: tartışm...;

TASAM Milli Savunma ve Güvenlik Enstitüsü yürütücülüğünde hayata geçirilen "TASAM Yıllık Asimetrik Güvenlik Tehditleri ve Risk Değerlendirme Raporu", yıllık periyotlarla yayımlanması planlanan stratejik bir çalışma projesidir. Proje; küresel ve bölgesel ölçekteki asimetrik tehditlerin derinlemesine ...;

Mercatura (Latince: ticaret, ticaret sanatı)2, Batı düşünce tarihinde nadiren tarafsız bir terim olmuştur. Antik Yunan'dan 18. yüzyıl sonuna kadar geçen yaklaşık iki bin yıllık süre boyunca bu faaliyet — malın el değiştirmesi, kâr amacıyla alım-satım — kimi zaman bir günah, kimi zaman hoş görülen bi...;

Orta Doğu jeopolitiği, son yıllarda uzun süredir devam eden kamplaşma ve çatışma odaklı dinamiklerin yerini diyalog, uzlaşı ve pragmatik çıkar ortaklıklarına bıraktığı kapsamlı bir dönüşüm sürecine sahne olmaktadır. 2010’lu yılların başında patlak veren Arap Baharı, 2013’te Mısır’da yaşanan askerî m...;

Asimetrik Güvenlik Tehditleri ve Risk Değerlendirme Raporu

TASAM Güvenlik ve Strateji Merkezi yürütücülüğünde hayata geçirilen "TASAM Yıllık Asimetrik Güvenlik Tehditleri ve Risk Değerlendirme Raporu", yıllık periyotlarla yayımlanması planlanan stratejik bir çalışma projesidir. Proje; küresel ve bölgesel ölçekteki asimetrik tehditlerin derinlemesine analizine odaklanarak, değişen güvenlik mimarisi karşısında proaktif stratejik öngörüler ve karara esas yol haritaları sunmayı amaçlamaktadır.

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

1 - İKT Üyesi Ülkeler Düşünce Kuruluşları Forumu 28 - 30 Ocak 2010 tarihleri arasında İstanbul’da yapıcı ve samimi bir ortam içinde cereyan etmiştir.

“III. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi“ 4 - 6 Aralık 2007 tarihleri arasında İstanbul'da Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi - TASAM'ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi. III. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi'ne, Afrika Birliği'ne üye ülkelerden Afrika Birliği nezdinde kıta hakkındaki çalı...