Az Olan Neydi, Az Olan Ne Oldu? İktisatta Kıtlık (Scarcity) Kavramının Değişen Yüzü

Makale

İktisadı diğer sosyal bilimlerden ayıran şey, çoğu zaman konusu değil, bakış açısıdır. Sosyolog da siyaset bilimci de antropolog da insan davranışını inceler; ama iktisatçıyı ayıran, davranışa “kıt kaynakların tahsisi” merceğinden bakmasıdır. Bu, kulağa basit bir tanım gibi gelir — ama tarihine bakıldığında hiç de durağan olmadığı görülür. ...

Giriş: Bir Disiplinin Tanımlayıcı Kavramı
İktisadı diğer sosyal bilimlerden ayıran şey, çoğu zaman konusu değil, bakış açısıdır. Sosyolog da siyaset bilimci de antropolog da insan davranışını inceler; ama iktisatçıyı ayıran, davranışa “kıt kaynakların tahsisi“ merceğinden bakmasıdır. Bu, kulağa basit bir tanım gibi gelir — ama tarihine bakıldığında hiç de durağan olmadığı görülür. Kıtlık kavramı iktisat düşüncesinin iki yüzyılı aşkın tarihinde en az üç köklü dönüşüm geçirmiştir: önce nesnel bir doğa/üretim olgusu olarak kavranmış, sonra öznel bir değer ilişkisine indirgenmiş, en nihayetinde de neredeyse her türlü kısıtlı kaynağı kapsayacak şekilde evrenselleştirilmiştir. Bu son evrenselleşmenin ardından kavram, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren iktisatçıların hiç beklemediği iki yeni alana sıçramıştır: zaman ve dikkat.
 
Bu yazının amacı, kıtlık kavramının bu yolculuğunu — topraktan zamana, zamandan dikkate — iktisadi düşünce tarihi içinde izlemek ve bu yolculuğun bize disiplinin kendisi hakkında ne söylediğini sormaktır. Kavram gerçekten genişledi mi, yoksa iktisat sadece kendi analitik aygıtını (marjinal fayda, fırsat maliyeti) her yeni nesneye taşıyarak bir tür emperyal yayılma mı gerçekleştirdi?
 
I. Klasik İktisatta Kıtlık: Doğanın ve Üretimin Sınırları
Klasik iktisatçılar için kıtlık, büyük ölçüde nesnel bir olguydu — doğada ve üretim sürecinde içkin, gözlemcinin tercihlerinden bağımsız bir gerçeklik. Fizyokratlardan Adam Smith’e uzanan çizgide tartışmanın merkezinde toprak, emek ve sermaye gibi üretim faktörlerinin kıtlığı vardı; zenginliğin kaynağı bu faktörlerin ne kadar verimli bir araya getirildiğiydi.
 
Ancak kıtlığın klasik iktisatta en dramatik ve en kötümser ifadesini bulduğu yer, kuşkusuz Thomas Robert Malthus’un nüfus teorisidir. Malthus’a göre nüfus geometrik oranda artma eğilimindeyken, gıda üretimi ancak aritmetik oranda artabilir; bu asimetri, insanlığı yapısal bir kıtlık durumuna mahkûm eder. David Ricardo’nun azalan verim yasası da benzer bir kötümserlikle, toprağın giderek daha az verimli parçalarının işlenmesi zorunluluğundan hareketle kâr oranlarının uzun vadede düşme eğilimini açıklar. Bu çerçevede kıtlık, insan iradesinin dışında, doğanın dayattığı bir sınırdır — iktisatçının görevi bu sınırı keşfetmek, tercihleri bu sınıra göre yönetmektir.
 
Önemli olan şudur: klasik iktisatta kıtlık henüz bir ilişki değil, bir durumdur. Toprak kıttır çünkü sınırlıdır; bu kıtlığın herhangi bir bireyin arzusuyla, tercihiyle ya da değerlendirmesiyle ilgisi yoktur. Değer teorisi de buna paralel olarak nesnelci bir çizgide ilerler — emek-değer teorisi, bir malın değerini içerdiği emek miktarına bağlar, öznel faydaya değil.
 
II. Marjinalist Devrim: Kıtlığın Öznelleşmesi
1870’lerde neredeyse eş zamanlı olarak William Stanley Jevons, Carl Menger ve Léon Walras’ın geliştirdiği marjinal fayda teorisi, kıtlık kavramını kökten dönüştürür. Artık bir malın değeri, içerdiği emekten ya da doğadaki mutlak azlığından değil, o maldan bir birim daha elde etmenin bireye sağladığı marjinal faydadan türetilir. Bu, kıtlığın nesnellikten öznelliğe, mutlaklıktan göreliğe kaymasıdır: elmas kıttır çünkü insanlar ona yüksek marjinal değer atfeder — tersine değil.
 
Bu dönüşümün asıl önemi, kıtlığı artık herhangi bir mala uygulanabilir hale getirmesidir. Marjinalist çerçevede kıtlık, bir malın mutlak azlığı değil, arz ile talep (istem) arasındaki göreli gerilimdir. Su bol olduğu halde ucuzdur, elmas az olduğu halde pahalıdır — meşhur “değer paradoksu“ nun çözümü de tam burada, marjinal faydanın toplam faydadan ayrıştırılmasında yatar. Kıtlık artık doğanın bir özelliği değil, insan tercihleri ile mevcut arz arasındaki bir ilişkidir. Bu kavramsal kayma, ileride kıtlığın zamana ve dikkate taşınmasının da zeminini hazırlayacaktır — çünkü ilişkisel bir kıtlık tanımı, ilke olarak herhangi bir kaynağa uygulanabilir.
 
III. Robbins Anı: Kıtlığın Evrenselleşmesi ve İktisadın Yeniden Tanımlanması
Kıtlık kavramının tarihindeki en dönüştürücü an, hiç kuşkusuz Lionel Robbins’in 1932 tarihli An Essay on the Nature and Significance of Economic Science adlı eseridir. Robbins, iktisadı belirli bir konu alanı (mal üretimi, ticaret, para) olarak değil, belirli bir yaklaşım olarak yeniden tanımlar: iktisat, alternatif kullanımlara sahip kıt araçlarla amaçlar arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimdir.
 
Bu tanımın sonuçları devrimseldir. Artık iktisadın konusu mal ve hizmetlerle sınırlı değildir — herhangi bir kıt kaynak, alternatif kullanım alanlarına sahip olduğu ve bir amaca hizmet ettiği sürece iktisadi analizin nesnesi olabilir. Robbins’in tanımı, kıtlığı nihai olarak evrenselleştirir: kıtlık artık belirli mallara özgü bir durum değil, rasyonel seçimin kendisinin ön koşuludur. Seçim varsa, kıtlık vardır; kıtlık varsa, iktisadi analiz uygulanabilir.
 
Bu evrenselleştirme, 20. yüzyılın ikinci yarısında “iktisat emperyalizmi“ olarak adlandırılacak sürecin de kapısını aralar — Gary Becker’in aile, suç, ayrımcılık gibi geleneksel olarak iktisat dışı sayılan alanlara rasyonel seçim modelini uygulaması, doğrudan Robbins’in bıraktığı bu metodolojik mirastan beslenir. Ve bizim asıl ilgilendiğimiz iki alan — zaman ve dikkat — da bu genişlemenin ürünleridir.
 
IV. Zamanın Kıtlaşması: Becker ve Hane Halkı Üretim Teorisi
Klasik ve hatta erken neoklasik iktisatta zaman, çoğunlukla arka planda kalan, üzeri örtülü bir değişkendi. Tüketici teorisi gelir kısıtı altında fayda maksimizasyonunu modellerken, zamanın kendisinin de kıt bir kaynak olduğu, gelir kısıtından bağımsız bir ikinci kısıt oluşturduğu çoğunlukla ihmal ediliyordu.
 
Bu boşluğu dolduran, Gary Becker’in 1965 tarihli “A Theory of the Allocation of Time“ makalesidir. Becker’in temel önermesi şudur: hane halkları piyasadan satın aldıkları malları doğrudan tüketmezler; bu malları kendi zamanlarıyla birleştirerek “temel mallar“ (basic commodities) üretirler — bir yemek malzemesi almak yetmez, onu pişirecek zamana da ihtiyaç vardır. Bu çerçevede zaman, gelirle birlikte ikinci bir kısıt olarak modele girer ve zamanın fırsat maliyeti, bireyin piyasadaki saatlik ücretiyle ilişkilendirilir. Yüksek ücretli bir kişi için bir saatlik boş zamanın maliyeti, düşük ücretli bir kişininkinden daha yüksektir — bu da zengin toplumların, tüm nesnel bolluğuna rağmen, neden sürekli bir “zaman baskısı“ hissi içinde olduğunu açıklamaya yardımcı olur.
 
Bu paradoksu en çarpıcı biçimde formüle eden isimlerden biri İsveçli iktisatçı Staffan Linder’dir. Linder, 1970 tarihli The Harried Leisure Class (Telaşlı Boş Zaman Sınıfı) adlı eserinde, ekonomik büyümenin gelir başına düşen zamanı sabit tutarken, o zamanın alternatif maliyetini sürekli yükselttiğini, dolayısıyla zenginleşmenin paradoksal biçimde bir “zaman kıtlığı“ yarattığını öne sürer. Burada kıtlığın niteliğinde önemli bir kayma vardır: artık kıt olan mal değil, o malı tüketecek zamandır. Klasik iktisatta kıtlık mal darlığından kaynaklanırken, gelişmiş toplumlarda kıtlık tam tersine mal bolluğunun zamanı yetersizleştirmesinden doğar.
 
V. Dikkatin Kıtlaşması: Simon’dan Platform Ekonomisine
Zamanın kıtlaşmasından sonraki adım, mantıksal olarak dikkatin kıtlaşmasıdır — çünkü zamanın nasıl kullanılacağı sorusu, o zaman içinde neye odaklanılacağı sorusundan ayrılamaz. Bu bağlantıyı ilk kez sistematik biçimde kuran isim, Nobel ödüllü iktisatçı ve bilişsel bilimci Herbert Simon’dır. Simon, 1971 tarihli “Designing Organizations for an Information-Rich World“ başlıklı çalışmasında, artık klasikleşmiş bir önermeyi ortaya atar: bilgi bolluğu, zorunlu olarak dikkat kıtlığı yaratır, çünkü bilgiyi tüketen şey alıcının dikkatidir ve bu kaynak sabittir.
 
Bu önerme, kıtlık kavramının tarihindeki üçüncü büyük kaymayı işaret eder. Klasik iktisatta kıtlık üretim girdisi tarafındaydı (toprak, emek, sermaye); Becker’le birlikte kıtlık tüketimin zamansal boyutuna taşındı; Simon’la birlikte ise kıtlık, bilginin işlenme kapasitesine, yani bilişsel bir darboğaza indirgenir. Simon’ın vurgusu özellikle dikkat çekicidir: iktisadın geleneksel kıtlık sorunu — yeterli bilgiye nasıl ulaşılır — dijital çağda tersine döner; artık sorun bilgiye erişim değil, bilgi seli karşısında neyin göz ardı edileceğine karar vermektir.
 
Bu kavramsal temel, 2000’ler sonrasında dijital platformların yükselişiyle birlikte hızla genişleyen bir “dikkat ekonomisi“ literatürüne dönüşür. Bu literatürün güncel durumunu kapsamlı biçimde özetleyen bir çalışma, George Loewenstein ve Zachary Wojtowicz’in 2025 yılında Journal of Economic Literature’da yayımlanan “The Economics of Attention“ makalesidir. Yazarlar, dikkatin artık modern ekonomide önemli bir kaynak olarak iktisadi analizde giderek daha belirgin bir rol oynadığını, dikkat-temelli fayda fonksiyonlarının, dijital teknolojinin yarattığı dikkatsel dışsallıkların ve yapay zekânın dikkat ekonomisi üzerindeki olası etkilerinin yeni araştırma alanları olarak öne çıktığını gösterirler. Burada dikkat, artık sadece bilişsel bir kısıt değil, doğrudan bir mübadele nesnesidir: platformlar kullanıcı dikkatini “ücretsiz“ hizmetler karşılığında toplar ve bu dikkati reklam verenlere satar. Bazı yazarlar bu süreci daha da ileri götürerek dikkatin sosyal medya ve ötesinde evrensel bir simgesel para birimi haline geldiğini öne sürmüştür.
 
Dikkatin siyasal iktisadı da bu genişlemenin bir parçasıdır: medya gündeminin hangi konuları “görünür“ kıldığı, seçmenlerin sınırlı bilişsel kapasitesi altında hangi bilgilerin siyasal hesap verebilirliğe konu olabildiğini belirler. Bu çizgi, sınırlı dikkatin sadece tüketici davranışını değil, demokratik hesap verebilirlik mekanizmalarını da nasıl şekillendirdiğini göstererek, kıtlık kavramını iktisadın klasik sınırlarının çok ötesine, siyaset teorisinin alanına taşır.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

Son on beş yılın üç olayı, iktisatçıların uzun süre kenarda bıraktığı bir soruyu yeniden merkeze taşıdı: İnsanlar ekonomiyi nasıl algılıyor, bu algılar nasıl oluşuyor ve hangi hikâyeler onları harekete geçiriyor? Birincisi 2008 küresel finansal krizidir. Krizin teknik ayrıntıları, yani menkul kıym...;

2026'nın en büyük iktisadi olayı kuşkusuz enerji şoku oldu. Hürmüz Boğazı'ndaki enerji altyapısına yönelik saldırılar ve sevkiyat aksamaları, kayıtlardaki en büyük petrol arz şokunu tetikledi; küresel arz başlangıçta günde yaklaşık 10 milyon varil azaldı.;

Eylül başında ABD Merkez Bankası (Fed) ekonomistleri kısa ve teknik görünen bir not yayımladı. Sordukları soru şuydu: stablecoin denen dijital dolarlar, resmî para istatistiklerine dahil edilmeli mi? Cevapları temkinliydi: şimdilik hayır, ama yakında belki (Payne ve Styczynski, 2026).;

BRICS’in geleceğine ilişkin belirsizlikler, 2026 yılının başlarında zaten belirgin biçimde artmıştı. Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapanmış olması, İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik saldırılarına rağmen İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin aynı oluşum içerisinde yer almaya devam etmesi ...;

İktisat teorisi uzun süre iki tür soru sordu. Birincisi "homo economicus ne yapardı?" sorusuydu. Bir insan modeli alırsınız, ona tercihler, bir bütçe kısıtı ve bilgi verirsiniz, davranışını da kalem kâğıtla, tümdengelim yoluyla çıkarırsınız. İkincisi "homo sapiens gerçekte ne yaptı?" sorusuydu. Bu k...;

Bir iktisat dersini hayal edin: öğretim üyesi tahtaya bir arz-talep eğrisi çiziyor, denge noktasını buluyor, öğrenciler defterlerine geçiriyor. Şimdi aynı sahneyi bir kaç yıl sonrasına taşıyın — tahtanın yerini bir ekran, tebeşirin yerini bir sohbet kutusu almış. ;

Dünya iktisat tarihi ve siyasal düşünce perspektifinden bakıldığında Çin, 16. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar uzanan süreçte, bir medeniyetin kendi mükemmeliyetinin ve ölçeğinin yarattığı "atalet" (inertia) ile bu ataletin dışsal bir şokla parçalanması arasındaki gerilimin en çarpıcı örneğin...;

İktisadı diğer sosyal bilimlerden ayıran şey, çoğu zaman konusu değil, bakış açısıdır. Sosyolog da siyaset bilimci de antropolog da insan davranışını inceler; ama iktisatçıyı ayıran, davranışa “kıt kaynakların tahsisi” merceğinden bakmasıdır. Bu, kulağa basit bir tanım gibi gelir — ama tarihine bakı...;

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir. Değişimin çok hızlı ve ola...

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...