İktisat ve Ahlakın Çifte Yolculuğu: Antik Çağdan 2026'ya Ahlaki Ekonomi ve Etik İktisat Perspektifleri

Makale

İktisat tarihinin ve sosyal bilimlerin gelişim sürecinde "ahlaki ekonomi" (moral economy) ve "etik iktisat" kavramları, tek tip ve monolitik bir tanıma hiçbir zaman sahip olmamıştır. Aksine bu kavramlar, kökenleri, epistemolojik yöntemleri ve hedefleri bakımından belirgin şekilde farklılaşan iki ana aks etrafında şekillenmiştir. ...

GİRİŞ: İktisat Biliminin Çatallanan Yolları

İktisat tarihinin ve sosyal bilimlerin gelişim sürecinde "ahlaki ekonomi" (moral economy) ve "etik iktisat" kavramları, tek tip ve monolitik bir tanıma hiçbir zaman sahip olmamıştır. Aksine bu kavramlar, kökenleri, epistemolojik yöntemleri ve hedefleri bakımından belirgin şekilde farklılaşan iki ana aks etrafında şekillenmiştir. Bu çatallanma, iktisat “biliminin“ bir yandan bireyin felsefi doğasını, erdemi ve içsel motivasyonlarını merkeze alan normatif bir ahlak bilimi olarak konumlanması, diğer yandan ise piyasa mekanizmalarının toplumsal dokuyu, geleneksel hakları ve geçim koşullarını tehdit etmesine karşı doğan tarihsel ve sosyopolitik bir direniş alanı olarak gelişmesiyle doğrudan ilgilidir.

Bu iki aksın birbirinden bağımsız değil, sürekli etkileşim içinde geliştiğini vurgulamak gerekir. Birinci aks, iktisadi öznenin içsel dünyasına -erdem, vicdan, adalet duygusu- eğilirken; ikinci aks, iktisadi ilişkilerin dışsal-kurumsal çerçevesine -sınıf, iktidar, gelenek, direniş- odaklanır. Bu çalışmanın temel amacı, Antik Yunan'dan 2026'ya uzanan geniş zaman diliminde, bu iki farklı geleneğin -birinci aks olan Etik-Normatif Gelenek ile ikinci aks olan Tarihsel-Sosyopolitik Gelenek- evrimini, dönüşüm süreçlerini, birbirleriyle kesiştikleri uğrakları ve günümüzdeki akademik ile pratik karşılıklarını bütünlüklü bir harita halinde ortaya koymaktır. Bu haritanın kapsamına, standart anlatılarda genellikle ihmal edilen iki unsur da bilinçli olarak dahil edilmiştir: (i) Batı-merkezli olmayan bir ahlaki-iktisadi gelenek olarak Orta çağ İslam düşüncesi ve (ii) iki aksı yöntembilimsel olarak birbirine yaklaştıran bir köprü konumundaki Amerikan kurumsalcı iktisadı.

BİRİNCİ AKS: Normatif ve Etik Temelli İktisat Geleneği (Ahlak Bilimi Olarak İktisat)

Bu aks; bireyin doğasını, erdemi, adil fiyatı, toplumsal sorumluluğu ve içsel motivasyonları iktisadın merkezine alan, Antik çağdan günümüze (Aristoteles'ten Sen ve Bowles çizgisine) uzanan entelektüel hattan beslenir. Bu gelenek, iktisadi eylemi salt mekanik yasaların veya piyasa dengelerinin bir sonucu olarak değil, insan karakterinin, adalet duygusunun ve toplumsal kuralların ayrılmaz bir parçası olarak ele alır.

1. Antik Çağ ve Klasik Öncesi Ahlaki-İktisadi Düşünce

Aristoteles, Politika ve Nikomakhos'a Etik adlı eserlerinde iktisadi faaliyeti ahlaki bir çerçeveye oturtan ilk sistematik ayrımlardan birini kurar: hane yönetimi anlamına gelen oikonomia ile salt kazanç ve mübadele sanatı anlamına gelen chrematistike arasındaki ayrım. Aristoteles'e göre oikonomia, hanenin ve kentin (polis) iyi yaşamına (eudaimonia) hizmet eden, doğal sınırları olan bir faaliyettir; buna karşılık paranın para doğurması yoluyla sınırsız zenginlik biriktirme çabası (özellikle faizcilik, tokos) doğaya aykırı (para physin) görülür ve ahlaki bakımdan kınanır. Platon'un Devlet'inde de mülkiyetin ve ortaklaşa yaşamın adalet kavramıyla ilişkisi tartışılır. Bu erken dönem katkının önemi, iktisadın hiçbir zaman "değerden bağımsız" bir teknik alan olarak tasarlanmamış olmasıdır; tam tersine, iktisadi faaliyet baştan itibaren erdem, ölçülülük (sophrosyne) ve adalet kavramlarının sınadığı bir alan olarak kurgulanmıştır.

2. Orta Çağ Skolastik Düşüncesi ve Paralel Bir Gelenek: İslam İktisadi Ahlakı

Orta Çağ Skolastik düşüncesi (özellikle Thomas Aquinas çizgisi) Aristotelesçi mirası devralarak piyasa eylemlerini teolojik ve etik bir süzgeçten geçirmiştir. Aquinas'ın Summa Theologica'sında mübadelenin meşruiyeti "adil fiyat" (justum pretium) ilkesine bağlanmış; tekelcilik, haksız kazanç ve aşırı faiz (usura) hem ahlaki hem de hukuki olarak sınırlandırılmıştır. İktisat, bu evrede doğrudan bir ahlak teolojisinin alt dalı konumundadır.

Standart iktisadi düşünce tarihi anlatılarında genellikle göz ardı edilen bir husus, bu döneme paralel olarak İslam düşünce dünyasında da güçlü bir ahlaki-iktisadi geleneğin geliştiğidir. İbn Haldun'un 14. yüzyılda kaleme aldığı Mukaddime'sinde emeğin değerin kaynağı olduğuna, iş bölümünün toplumsal dayanışmayla (asabiyet) ilişkisine ve devletin aşırı vergilendirme yoluyla üretimi nasıl boğabileceğine dair gözlemler, modern iktisadın "bilimsel öncülleri" arasında sayılır. Gazali ve İbn Teymiyye gibi düşünürler ise adil fiyat, ihtisab (piyasa denetimi kurumu) ve stokçuluğun (ihtikâr) ahlaki-hukuki yasaklanması üzerine yazmışlardır. Bu paralel gelenek, birinci aksın Batı-merkezli bir anlatıya indirgenmemesi gerektiğini hatırlatması bakımından önemlidir: adil fiyat ve faiz karşıtlığı, aynı dönemde birbirinden bağımsız iki büyük teolojik-hukuki gelenekte eşzamanlı olarak gelişmiştir.

3. Rönesans'tan Klasik İktisada Geçiş: Merkantilizm ve Fizyokrasi Arakesiti

Skolastik dönem ile Klasik Politik İktisat arasındaki geçiş, sıklıkla atlanan fakat ahlaki-iktisadi düşüncenin laikleşme sürecini anlamak bakımından kritik bir arakesittir. Merkantilist yazarlar için iktisadi faaliyetin nihai ölçütü artık bireysel erdem değil, ulusun zenginliği ve gücüdür; ahlaki kaygı, devlet çıkarına (raison d'état) tabi kılınır. Fizyokratlar (Quesnay, Turgot) ise buna karşı "doğal düzen" (ordre naturel) fikrini geliştirerek iktisadi süreçlerin, tıpkı fizik yasaları gibi, insan iradesinden bağımsız fakat yine de ahlaki bir zemine -tabii hukuka- dayanan bir düzenlilik taşıdığını savunmuşlardır. Bu iki akım, iktisadın teolojik çerçeveden çıkıp laik-doğal hukuk çerçevesine geçişinin köprüsünü kurar ve Adam Smith'in sentezine zemin hazırlar.

4. Klasik Politik İktisat ve Adam Smith Sentezi

Adam Smith'in düşünce dünyası, genellikle indirgendiği gibi yalnızca piyasanın görünmez eline değil, insan doğasının ahlaki temellerine dayanır. Smith'in Ahlaki Duygular Kuramı (The Theory of Moral Sentiments, 1759) ile Milletlerin Zenginliği (The Wealth of Nations, 1776) eserleri arasındaki organik bağ, "sempati" (sympathy), adalet, vicdan ve toplumsal düzen anlayışının iktisadi teorinin omurgasını oluşturduğunu gösterir. 19. yüzyıl sonunda Alman akademik çevrelerinde ortaya atılan ve iki eser arasında bir çelişki bulunduğunu ileri süren "Adam Smith Problemi" (das Adam Smith Problem) tezi, bugün büyük ölçüde terk edilmiş durumdadır; Amartya Sen'in de vurguladığı gibi, Smith'te sempati ve öz-çıkar birbirini dışlayan değil, farklı toplumsal ilişki alanlarında (aile/yakın çevre karşısında piyasa) farklı ağırlıklarla işleyen tamamlayıcı motivasyonlardır. Smith'e göre ekonomik birey, bencil olduğu kadar başkalarının kaderine duyarlı bir ahlaki öznedir; piyasa düzeni ancak bu etik ve kurumsal zemin üzerinde işlevsellik kazanabilir.

5. Mill, Walras ve J. N. Keynes: Bilimcilik Çağında Ahlaki Sorunun Sürekliliği

19. yüzyılın ikinci yarısında iktisat, marjinalist devrimle birlikte giderek matematikleşen, "bilimcilik" (scientism) iddiası taşıyan bir disipline dönüşür. Ancak bu dönüşüm, çoğu zaman varsayıldığının aksine, ahlaki sorgulamanın tamamen terk edilmesi anlamına gelmez; klasik ve erken neoklasik iktisadın en önde gelen isimleri bile normatif boyutu, sistemin dışına atmak yerine, onun içinde ayrı fakat meşru bir katman olarak korumuşlardır.

John Stuart Mill, 1848 tarihli Principles of Political Economy adlı eserinde üretim yasaları (laws of production) ile bölüşüm yasaları (laws of distribution) arasında temel bir ayrım yapar: üretim yasaları doğa yasaları gibi değişmezdir, ama bölüşüm yasaları toplumsal kurumların, hukukun ve insan iradesinin ürünüdür ve dolayısıyla ahlaki-siyasi müdahaleye açıktır. Bu ayrım, bilimcilik yükselişteyken bile bölüşüm sorununun -kimin ne kadar pay alacağının- teknik bir hesap değil, temelde bir adalet meselesi olarak kaldığını gösterir; Mill'in kâr-ortaklığı düzenlemelerine, kooperatifçiliğe ve toprak reformuna duyduğu ilgi bu ahlaki kaygının pratik uzantılarıdır.

Léon Walras, saf matematiksel genel denge kuramının kurucusu olmasına rağmen iktisadı üçe ayırır: saf iktisat (économie politique pure), uygulamalı iktisat (économie appliquée) ve sosyal iktisat (économie sociale). Sosyal iktisat, servetin mülkiyetini ve bölüşümünü, adalet ilkelerini ele alan açıkça normatif bir alandır; Walras bu yazılarını Études d'économie sociale (1896) derlemesinde toplamıştır. Yani döneminin en matematikçi iktisatçısı bile saf teoriyi ahlaki-toplumsal analizden tamamen ayırmamış, onu sistemin üçüncü bir bileşeni olarak korumuştur.

Bu sentezi en açık biçimde formüle eden isim, J. M. Keynes'in babası John Neville Keynes'tir. 1891 tarihli The Scope and Method of Political Economy adlı eserinde iktisadı üç katmana ayırır: (i) pozitif bilim-"olan"ı inceleyen sistemli bilgi; (ii) normatif/regülatif bilim-"olması gereken"e dair ölçütleri tartışan sistemli bilgi; (iii) sanat (art) -belirli bir amaca ulaşmak için kurallar bütünü. J. N. Keynes'in bu üçlü ayrımı, hem Alman Tarihçi Okulu ile Avusturya Okulu arasındaki Methodenstreit'a bir uzlaşma önerisi sunar, hem de -kritik biçimde- normatif bilimi pozitif bilimden ayrı ama eşit meşruiyette bir kategori olarak korur. Milton Friedman'ın 1953 tarihli "Pozitif İktisadın Metodolojisi" makalesi bu üçlü ayrımı alıntılamış fakat pratikte pozitif/normatif ikilisine indirgeyerek "sanat" katmanını geri plana itmiştir; bu da 20. yüzyıl ana akım iktisadının J. N. Keynes'in dengeli sentezinden zamanla nasıl uzaklaştığının bir göstergesidir.

Bu üç örnek -Mill'in bölüşüm sorunu, Walras'ın sosyal iktisadı, J. N. Keynes'in üçlü ayrımı- 19. yüzyıl klasik ve neoklasik iktisatçılarının, iktisadı matematikleştirme ve pozitivize etme çabası içinde bile ahlaki-normatif boyutu tamamen terk etmediklerini; onu ya ayrı bir alt-disiplin (Walras) ya da ayrı bir katman (Mill, J. N. Keynes) olarak sistemin içinde tuttuklarını gösterir.

6. Alman Tarihçi Okulu ve Yöntem Tartışması (Methodenstreit)

19. yüzyılda Wilhelm Roscher (Grundriss zu Vorlesungen über die Staatswirthschaft, 1843), Bruno Hildebrand ve Karl Knies gibi figürlerin öncülük ettiği Alman Tarihçi Okulu, klasik ve erken neoklasik iktisadın evrensel, soyut ve matematiksel yasalar iddialarına kökten karşı çıkmıştır. Bu okul, iktisadı doğa bilimlerinden ayırarak bir Geisteswissenschaft (tarih ve tinsel/ahlak bilimleri) olarak konumlandırmıştır; iktisadi olaylar ve kurumlar, tarihin, ulusal kültürün, hukukun ve etiğin süzgecinden bağımsız düşünülemezdi.

Genç Tarihçi Okul'un lideri Gustav von Schmoller ile Avusturya Okulu'nun kurucusu Carl Menger arasında 1880'lerde patlak veren Methodenstreit (yöntem kavgası), bu geleneğin en görünür kırılma noktasıdır: Schmoller iktisadın tümevarımsal, tarihsel-tasviri bir bilim olması gerektiğini, Menger ise tümdengelimsel, soyut-teorik ilkelerin evrensel geçerliliğini savunmuştur. Bu tartışma, aslında birinci aksın merkezi sorusunu -iktisadın bir "ahlak bilimi" mi yoksa fizik benzeri bir "doğa bilimi" mi olduğu sorusunu- en keskin biçimde sahneye taşımıştır. Onlara göre iktisat politikası, ahlaki birer amaca (ulusal kalkınma, toplumsal uyum ve refah) hizmet etmek zorundaydı.

7. Amerikan Kurumsalcı İktisadı: Veblen ve Commons

Alman Tarihçi Okulu'nun tarihselci-eleştirel duruşu, Atlantik'in öte yakasında Amerikan kurumsalcı iktisadına da ilham vermiştir. Thorstein Veblen, Aylak Sınıfın Teorisi (The Theory of the Leisure Class, 1899) adlı eserinde gösterişçi tüketimi (conspicuous consumption) ve iktisadi davranışın rasyonel hesaptan çok kurumsal alışkanlıklar ve statü arayışından türediğini göstererek neoklasik homo economicus varsayımına ilk köklü darbelerden birini indirmiştir. John R. Commons ise Institutional Economics (1934) adlı eserinde iktisadi analizin temel biriminin bireysel mübadele değil, hukuki-kolektif bir kategori olan "işlem" (transaction) olması gerektiğini savunmuştur.

Bu okul, birinci aksın normatif-felsefi kaygısı ile ikinci aksın kurumsal-tarihsel bakışını buluşturan bir köprü işlevi görür: iktisat, ona göre, hukuk ve alışkanlıkların biçimlendirdiği kolektif eylemin bir ürünüdür.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

Son on beş yılın üç olayı, iktisatçıların uzun süre kenarda bıraktığı bir soruyu yeniden merkeze taşıdı: İnsanlar ekonomiyi nasıl algılıyor, bu algılar nasıl oluşuyor ve hangi hikâyeler onları harekete geçiriyor? Birincisi 2008 küresel finansal krizidir. Krizin teknik ayrıntıları, yani menkul kıym...;

2026'nın en büyük iktisadi olayı kuşkusuz enerji şoku oldu. Hürmüz Boğazı'ndaki enerji altyapısına yönelik saldırılar ve sevkiyat aksamaları, kayıtlardaki en büyük petrol arz şokunu tetikledi; küresel arz başlangıçta günde yaklaşık 10 milyon varil azaldı.;

Eylül başında ABD Merkez Bankası (Fed) ekonomistleri kısa ve teknik görünen bir not yayımladı. Sordukları soru şuydu: stablecoin denen dijital dolarlar, resmî para istatistiklerine dahil edilmeli mi? Cevapları temkinliydi: şimdilik hayır, ama yakında belki (Payne ve Styczynski, 2026).;

BRICS’in geleceğine ilişkin belirsizlikler, 2026 yılının başlarında zaten belirgin biçimde artmıştı. Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapanmış olması, İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik saldırılarına rağmen İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin aynı oluşum içerisinde yer almaya devam etmesi ...;

İktisat teorisi uzun süre iki tür soru sordu. Birincisi "homo economicus ne yapardı?" sorusuydu. Bir insan modeli alırsınız, ona tercihler, bir bütçe kısıtı ve bilgi verirsiniz, davranışını da kalem kâğıtla, tümdengelim yoluyla çıkarırsınız. İkincisi "homo sapiens gerçekte ne yaptı?" sorusuydu. Bu k...;

Bir iktisat dersini hayal edin: öğretim üyesi tahtaya bir arz-talep eğrisi çiziyor, denge noktasını buluyor, öğrenciler defterlerine geçiriyor. Şimdi aynı sahneyi bir kaç yıl sonrasına taşıyın — tahtanın yerini bir ekran, tebeşirin yerini bir sohbet kutusu almış. ;

Dünya iktisat tarihi ve siyasal düşünce perspektifinden bakıldığında Çin, 16. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar uzanan süreçte, bir medeniyetin kendi mükemmeliyetinin ve ölçeğinin yarattığı "atalet" (inertia) ile bu ataletin dışsal bir şokla parçalanması arasındaki gerilimin en çarpıcı örneğin...;

İktisadı diğer sosyal bilimlerden ayıran şey, çoğu zaman konusu değil, bakış açısıdır. Sosyolog da siyaset bilimci de antropolog da insan davranışını inceler; ama iktisatçıyı ayıran, davranışa “kıt kaynakların tahsisi” merceğinden bakmasıdır. Bu, kulağa basit bir tanım gibi gelir — ama tarihine bakı...;

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir. Değişimin çok hızlı ve ola...

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...