GİRİŞ VE KURAMSAL ÇERÇEVE
Modern siyaset ve iktisat düşüncesi, kamu hukuku ile özel hukuku, devlet ile piyasayı, kamu iktidarı ile özel mülkiyeti birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış iki antagonist ya da en iyi ihtimalle dengelenmesi gereken bağımsız alanlar olarak kurgulama eğilimindedir. Ancak iktisat tarihi, bu kavramsal ayrımın kesintisiz bir gerçeklikten ziyade, 19. yüzyılın Westphalyacı ulus-devlet paradigması tarafından inşa edilmiş geçici bir tarihsel parantez olduğunu göstermektedir. Özel sermayenin kamusal egemenliği icra etmesi veya devlet aygıtının ticari bir teşebbüs gibi yapılanması, kapitalizmin arızi bir sapması değil; sermaye birikim rejimlerinin meşruiyet ve zor kullanma ihtiyacıyla kurduğu süreklilik arz eden bir yapıdır.
Bu çalışmanın kuramsal omurgasını oluşturan "Şirket-Devlet" (Company-State) kavramı, kamu ve özel iktidar alanlarının hibrit bir biçimde iç içe geçtiği, sermaye birikimi ile hükümranlık yetkilerinin tek bir kurumsal bünyede birleştiği tarihsel ve çağdaş yapıları çözümlemek için anahtar bir analitik araç sunmaktadır.
Kavramsal Tanım: "Şirket-Devlet" (Company-State) Nedir?
Siyasal iktisat literatüründe "Şirket-Devlet", en yalın ifadesiyle; kâr arayışındaki ticari/sermaye odaklı bir özel hukuk tüzel kişisinin, geleneksel olarak kamu otoritesine (devlete) ait kabul edilen hükümranlık yetkilerini (jura regalia) —yasa yapma, vergi toplama, yargılama, para basma, kendi ordusunu ve donanmasını kurarak savaş ilan etme gibi— bizzat veya fiilen icra etmesi durumunu tanımlar.Tarihçi Philip J. Stern’in, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin (EIC) erken dönem kurumsal yapısını incelerken kavramsallaştırdığı biçimiyle Şirket-Devlet; yalnızca ticari monopol hakkı elde etmiş bir tüzel kişilik değil, aynı zamanda idari, hukuki ve askeri özerkliğe sahip, meşruiyetini hem hükümdarın fermanından (charter) hem de kendi kurduğu kolonyal düzenin idari pratiklerinden alan "hibrit bir siyasal topluluk" (corporate sovereign) olarak belirmektir.Şirket-Devlet olgusunu tarihsel ve teorik açıdan iki temel biçimde kategorize etmek mümkündür:
Hukuki (De Jure) Şirket-Devlet: 17. ve 18. yüzyıllarda Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (VOC) veya İngiliz Doğu Hindistan Şirketi (EIC) örneklerinde görüldüğü üzere; devletin kraliyet fermanı ya da parlamento yasasıyla kamu yetkilerini, fiziki şiddet tekelini ve yargı yetkisini doğrudan ticari bir şirkete devrettiği açık yapılar. Burada şirket, tüzel kişiliğe sahip bir kamusal hükümdardır. 2. Fiili (De Facto) Şirket-Devlet: 20. yüzyılın "Muz Cumhuriyetleri" veya 21. yüzyılın teknoloji/platform devleri (Big Tech) ile özel askeri şirketlerinde (PMC) görüldüğü üzere; kâğıt üzerinde bağımsız bir ulus-devlet varlığını sürdürürken, iktisadi, teknolojik, askeri veya finansal tekel gücünü elinde tutan şirketlerin, devlet bürokrasisini rehin alarak (state capture) veya devletin kapsama alanı dışında "ekstra-territoryal" (toprak dışı) özerk alanlar kurarak egemenliği fiilen icra etmesi durumudur.Her iki modelde de temel iktisadi dinamik aynıdır: Kamusal kamusallığın özel mülkiyet mantığıyla yönetilmesi ve kâr marjının toplumsal düzenin ve hukukun kurucu ilkesi haline getirilmesi.
İktisadi ve Siyasi Eksen: Max Weber’in Şiddet Tekelinden Sermayenin Fiziki ve Dijital Egemenlik Arayışına
Siyaset sosyolojisinin klasik kuramında Max Weber, modern devleti tanımlarken merkeze tek bir kurucu öge koyar: "Belirli bir sınır dahilinde meşru fiziki şiddet tekelini elinde tutan insan topluluğu." Weberci perspektifte meşruiyet, şiddetin kullanımının tek bir merkeze, ulusal kamu hukukuna bağlı kamusal bürokrasiye devredilmesiyle sağlanır.Ancak iktisat tarihi, sermayenin büyüme ve birikim süreçlerinde bu fiziki şiddet tekelini ve kural koyma yetkisini hiçbir zaman tek taraflı olarak devlete bırakmadığını, aksine onu sürekli kiraladığını, paylaştığını veya araçsallaştırdığını göstermektedir. Bu iktisadi ve siyasi eksen üç temel safhada dönüşmüştür.
Devamı için...