Yirmi yılı aşkın bir süredir Uluslararası Uzay İstasyonu (International Space Station – ISS), Dünya’nın ötesindeki uluslararası iş birliğinin en görünür sembollerinden biri oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Avrupa, Japonya ve Kanada’yı bir araya getiren ISS, birbirinden oldukça farklı jeopolitik çıkarlara sahip devletlerin dahi yörüngede sürekli insanlı, son derece karmaşık bir bilimsel altyapıyı birlikte işletebileceklerini gösterdi. Ancak ISS artık operasyonel ömrünün son aşamasına yaklaşıyor. NASA hâlihazırda ISS operasyonlarının yaklaşık 2030 yılında sona ermesini planlarken, istasyonun kontrollü biçimde yörüngeden çıkarılmasına yönelik hazırlıklar da başlamış durumda. SpaceX, istasyonun güvenli şekilde uzak bir okyanus bölgesine indirilmesine yardımcı olması amacıyla kullanılacak ABD Yörüngeden Çıkarma Aracı’nı geliştirmek üzere seçildi. Dolayısıyla NASA’nın planlaması, ISS’den alçak Dünya yörüngesindeki ticari destinasyonlara doğru bir geçiş öngörüyor.
Ancak ISS’nin sona ermesi, alçak Dünya yörüngesinde (Low-Earth Orbit – LEO) sürekli insan faaliyetinin de sona ereceği anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, tek bir baskın çok uluslu uzay istasyonu döneminden; ulusal, çok uluslu ve ticari yörünge platformlarından oluşan daha parçalı bir ekosisteme geçişi beraberinde getirebilir. Bu dönüşüm yalnızca geleneksel uzay güçleri açısından değil, Hindistan ve Türkiye gibi yükselen uzay aktörleri bakımından da önem taşımaktadır. Türkiye de Türkiye Uzay Ajansı’nın (TUA) kurulması, Milli Uzay Programı, İMECE yer gözlem uydusu, yerli TÜRKSAT 6A haberleşme uydusu, Türk Astronot ve Bilim Misyonu ile Ay Araştırma Programı hazırlıkları sayesinde uzay programında yeni bir aşamaya geçmiştir. Türkiye’nin Milli Uzay Programı özellikle yerli teknolojik kabiliyetlerin geliştirilmesini, dışa bağımlılığın azaltılmasını, uzaya erişimi ve ulusal uzay ekosisteminin geliştirilmesini stratejik hedefleri arasında tanımlamaktadır.
NASA da bu değişime hazırlık amacıyla özel şirketler tarafından işletilecek çeşitli ticari uzay istasyonlarını desteklemektedir. Çin hâlihazırda Tiangong Uzay İstasyonu’nu bağımsız şekilde işletmektedir. Avrupa ise ISS sonrasında alçak Dünya yörüngesine erişimini sürdürebilmek amacıyla ticari düzenlemeler üzerinde çalışmaktadır. Başka ülkeler de kendi kabiliyetlerini geliştirme seçeneklerini değerlendirmektedir. Bu yükselen aktörler arasında stratejik açıdan belki de en dikkat çekici gelişme Hindistan’da yaşanmaktadır.
Hindistan Uzay Görevlerinden Uzay Altyapısına Geçiyor
Hindistan’ın uzay programı tarihsel olarak düşük maliyetli uydu fırlatmaları, telekomünikasyon, yer gözlemi ve giderek daha iddialı hâle gelen gezegen görevleriyle özdeşleşmiştir. Chandrayaan-3’ün başarılı Ay inişi, Hindistan’ın bir uzay gücü olarak uluslararası konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Ancak Hindistan’ın uzay programının bir sonraki aşaması niteliksel açıdan farklı bir hedef ortaya koymaktadır: Hindistan artık yalnızca uzay görevleri gerçekleştirmek değil, yörüngede kalıcı bir ulusal altyapı oluşturmak istemektedir.
Bu dönüşümün merkezinde, Hindistan’ın yerli ve modüler uzay istasyonu olarak planlanan Bharatiya Antariksh Station (BAS) bulunmaktadır.
Hindistan hükümeti Temmuz 2026’da BAS’ın beş modülden oluşacağını ve tamamlanmış istasyonun 2035 yılı itibarıyla kurulmasının hedeflendiğini açıkladı. Daha da önemlisi, proje artık genel bir siyasi hedef olmanın ötesine geçmiş durumdadır. Hindistan Parlamentosu’na verilen yazılı bir yanıta göre ISRO, ilk modül olan BAS-01 için Temel Tasarım İncelemesini ve Sistem Mühendisliği çalışmalarını tamamlamıştır. Otuz bir temel tasarım dokümanı yayımlanmış, uzman komitesi incelemesini tamamlamış ve istasyonun alt sistemlerine yönelik tasarım çalışmalarına başlanmıştır.
İlk BAS modülünün, genişletilmiş Gaganyaan programının bir parçası olarak BAS-01’in Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmasının ardından 2028 yılında fırlatılması planlanmaktadır. Dolayısıyla Hindistan’ın uzay istasyonuna giden yolu tek bir gösterişli fırlatmaya değil, bilinçli olarak aşamalı bir ilerlemeye dayanmaktadır.
Bu durum stratejik açıdan önemlidir. Hindistan; Gaganyaan, kenetlenme teknolojisi, fırlatma araçları, mürettebat kurtarma sistemleri, yaşam destek sistemleri, yörüngesel araştırmalar ve BAS’ın birbirini desteklediği bütünleşik bir insanlı uzay uçuşu mimarisi inşa etmektedir.
Teknolojik Temel Olarak Gaganyaan
Bharatiya Antariksh Station, Hindistan’ın bağımsız bir insanlı uzay uçuşu kapasitesi geliştirmeyi amaçlayan Gaganyaan programından ayrı düşünülemez.
Hindistan Uzay Bakanlığı; Gaganyaan kapsamında geliştirilen insanlı uçuşa uygun fırlatma aracı, yörünge modülü, Mürettebat Kaçış Sistemi, iletişim ağları, yer altyapısı, uçuş operasyonları ve mürettebat kurtarma sistemleri gibi teknolojileri, daha sonra BAS’ın inşa edileceği temel kabiliyetler arasında tanımlamaktadır. ISRO ayrıca yörüngede kenetlenme için gerekli elektrik ve mekanik arayüzleri geliştirmiş ve uzayda yakıt ikmali mekanizmasına ilişkin bir konsepti başarıyla göstermiştir.
Testler farklı düzeylerde devam etmektedir. Temmuz 2026’da ISRO, Gaganyaan’ın paraşüt ve mürettebat modülü yavaşlatma sistemlerinin doğrulanması için farklı koşulları yeniden üretmek üzere geliştirilen yeni Deneysel Yörünge Altı Fırlatma Aracı’nın (Sub-Orbital Launch Vehicle for Experiments – SOLVE) katı yakıtlı motorunu başarıyla test etti. Nihai mürettebat kapsülü, iniş ve kurtarma sürecinde on paraşütten oluşan bir sistem kullanacaktır.
Özellikle önemli olan bir başka teknolojik gelişme ise ISRO’nun Uzay Kenetlenme Deneyi SpaDeX olmuştur. ISRO, iki SpaDeX uzay aracını Ocak 2025’te başarıyla kenetlemiştir. Kenetlenme teknolojisi Hindistan’ın gelecekteki insanlı uzay uçuşu mimarisi açısından kritik öneme sahiptir; çünkü modüler bir uzay istasyonunda ayrı ayrı fırlatılan araçların yörüngede buluşması ve birbirine bağlanması gerekmektedir.
Robotik araştırmalar da gelecekte kurulacak uzay istasyonuna paralel biçimde geliştirilmektedir. Hindistan’ın PSLV Yörüngesel Deney Modülü kapsamında gerçekleştirilen deneylerde; mikro yerçekiminde robotik kol kullanımı, otonom görsel inceleme, nesne manipülasyonu, uzaktan operasyon ve dijital ikiz uygulamaları gibi BAS açısından önem taşıyan teknolojiler araştırılmıştır. ISRO bu deneylerin bazılarını açık biçimde BAS’a yönelik öncü teknoloji gösterimleri olarak tanımlamaktadır.
Bu gelişmeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Bharatiya Antariksh Station’ın Hindistan’ın daha önce ayrı ayrı ilerleyen uzay kabiliyetlerini uzun vadeli ulusal bir insanlı uzay uçuşu stratejisi altında bir araya getiren bir şemsiye programa dönüştüğü görülmektedir.
Stratejik Özerklik, Ancak İzolasyon Değil
“Yerli“ kavramı Hindistan’ın vizyonunda merkezi bir yere sahiptir. Hindistan hükümeti BAS’ı kritik insanlı uzay uçuşu teknolojilerinde ve yüksek teknoloji üretiminde kendine yeterlilik hedefiyle açık biçimde ilişkilendirmektedir. Gaganyaan kapsamında kullanılan uçuş kıyafetleri, pencereler ve mürettebat koltukları gibi bazı bileşenler hâlen dış kaynaklardan temin edilmekle birlikte, bunların yerli alternatifleri onaylanmış ve prototip geliştirme süreci başlatılmıştır.
Ancak Hindistan’ın stratejik özerklik anlayışı teknolojik izolasyon şeklinde yorumlanmamalıdır.
Hindistan’ın son yıllardaki yaklaşımı, yerli kapasite inşasını seçici uluslararası iş birliğiyle birleştirmektedir. Hint astronot Shubhanshu Shukla’nın Axiom-4 görevi kapsamında ISS’ye katılması, Hindistan’a mevcut çok uluslu yörünge sistemi içinde doğrudan insanlı uzay uçuşu deneyimi kazandırmıştır. Aynı zamanda Hindistan, ABD ve diğer uluslararası ortaklarla uzay araştırmalarına yönelik iş birliğini de genişletmektedir.
Ulusal kabiliyetler ile çeşitlendirilmiş uluslararası ortaklıkların bu şekilde bir araya gelmesi, BAS’ı kendi bağımsız uzay istasyonlarını kuracak kaynaklara sahip olmayan orta ölçekli güçler açısından gelecekte özellikle ilgi çekici hâle getirebilir.
Hindistan ilerleyen dönemde Asya, Orta Doğu, Afrika ve daha geniş anlamda Küresel Güney ülkelerine bilimsel deneyler, astronot görevleri, ticari hizmetler veya araştırma olanakları sunabilir. Böyle bir gelişme yaşanması hâlinde BAS yalnızca teknolojik değil, diplomatik bir önem de kazanacaktır.
Devamı için...
Ancak ISS’nin sona ermesi, alçak Dünya yörüngesinde (Low-Earth Orbit – LEO) sürekli insan faaliyetinin de sona ereceği anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, tek bir baskın çok uluslu uzay istasyonu döneminden; ulusal, çok uluslu ve ticari yörünge platformlarından oluşan daha parçalı bir ekosisteme geçişi beraberinde getirebilir. Bu dönüşüm yalnızca geleneksel uzay güçleri açısından değil, Hindistan ve Türkiye gibi yükselen uzay aktörleri bakımından da önem taşımaktadır. Türkiye de Türkiye Uzay Ajansı’nın (TUA) kurulması, Milli Uzay Programı, İMECE yer gözlem uydusu, yerli TÜRKSAT 6A haberleşme uydusu, Türk Astronot ve Bilim Misyonu ile Ay Araştırma Programı hazırlıkları sayesinde uzay programında yeni bir aşamaya geçmiştir. Türkiye’nin Milli Uzay Programı özellikle yerli teknolojik kabiliyetlerin geliştirilmesini, dışa bağımlılığın azaltılmasını, uzaya erişimi ve ulusal uzay ekosisteminin geliştirilmesini stratejik hedefleri arasında tanımlamaktadır.
NASA da bu değişime hazırlık amacıyla özel şirketler tarafından işletilecek çeşitli ticari uzay istasyonlarını desteklemektedir. Çin hâlihazırda Tiangong Uzay İstasyonu’nu bağımsız şekilde işletmektedir. Avrupa ise ISS sonrasında alçak Dünya yörüngesine erişimini sürdürebilmek amacıyla ticari düzenlemeler üzerinde çalışmaktadır. Başka ülkeler de kendi kabiliyetlerini geliştirme seçeneklerini değerlendirmektedir. Bu yükselen aktörler arasında stratejik açıdan belki de en dikkat çekici gelişme Hindistan’da yaşanmaktadır.
Hindistan Uzay Görevlerinden Uzay Altyapısına Geçiyor
Hindistan’ın uzay programı tarihsel olarak düşük maliyetli uydu fırlatmaları, telekomünikasyon, yer gözlemi ve giderek daha iddialı hâle gelen gezegen görevleriyle özdeşleşmiştir. Chandrayaan-3’ün başarılı Ay inişi, Hindistan’ın bir uzay gücü olarak uluslararası konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Ancak Hindistan’ın uzay programının bir sonraki aşaması niteliksel açıdan farklı bir hedef ortaya koymaktadır: Hindistan artık yalnızca uzay görevleri gerçekleştirmek değil, yörüngede kalıcı bir ulusal altyapı oluşturmak istemektedir.
Bu dönüşümün merkezinde, Hindistan’ın yerli ve modüler uzay istasyonu olarak planlanan Bharatiya Antariksh Station (BAS) bulunmaktadır.
Hindistan hükümeti Temmuz 2026’da BAS’ın beş modülden oluşacağını ve tamamlanmış istasyonun 2035 yılı itibarıyla kurulmasının hedeflendiğini açıkladı. Daha da önemlisi, proje artık genel bir siyasi hedef olmanın ötesine geçmiş durumdadır. Hindistan Parlamentosu’na verilen yazılı bir yanıta göre ISRO, ilk modül olan BAS-01 için Temel Tasarım İncelemesini ve Sistem Mühendisliği çalışmalarını tamamlamıştır. Otuz bir temel tasarım dokümanı yayımlanmış, uzman komitesi incelemesini tamamlamış ve istasyonun alt sistemlerine yönelik tasarım çalışmalarına başlanmıştır.
İlk BAS modülünün, genişletilmiş Gaganyaan programının bir parçası olarak BAS-01’in Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmasının ardından 2028 yılında fırlatılması planlanmaktadır. Dolayısıyla Hindistan’ın uzay istasyonuna giden yolu tek bir gösterişli fırlatmaya değil, bilinçli olarak aşamalı bir ilerlemeye dayanmaktadır.
Bu durum stratejik açıdan önemlidir. Hindistan; Gaganyaan, kenetlenme teknolojisi, fırlatma araçları, mürettebat kurtarma sistemleri, yaşam destek sistemleri, yörüngesel araştırmalar ve BAS’ın birbirini desteklediği bütünleşik bir insanlı uzay uçuşu mimarisi inşa etmektedir.
Teknolojik Temel Olarak Gaganyaan
Bharatiya Antariksh Station, Hindistan’ın bağımsız bir insanlı uzay uçuşu kapasitesi geliştirmeyi amaçlayan Gaganyaan programından ayrı düşünülemez.
Hindistan Uzay Bakanlığı; Gaganyaan kapsamında geliştirilen insanlı uçuşa uygun fırlatma aracı, yörünge modülü, Mürettebat Kaçış Sistemi, iletişim ağları, yer altyapısı, uçuş operasyonları ve mürettebat kurtarma sistemleri gibi teknolojileri, daha sonra BAS’ın inşa edileceği temel kabiliyetler arasında tanımlamaktadır. ISRO ayrıca yörüngede kenetlenme için gerekli elektrik ve mekanik arayüzleri geliştirmiş ve uzayda yakıt ikmali mekanizmasına ilişkin bir konsepti başarıyla göstermiştir.
Testler farklı düzeylerde devam etmektedir. Temmuz 2026’da ISRO, Gaganyaan’ın paraşüt ve mürettebat modülü yavaşlatma sistemlerinin doğrulanması için farklı koşulları yeniden üretmek üzere geliştirilen yeni Deneysel Yörünge Altı Fırlatma Aracı’nın (Sub-Orbital Launch Vehicle for Experiments – SOLVE) katı yakıtlı motorunu başarıyla test etti. Nihai mürettebat kapsülü, iniş ve kurtarma sürecinde on paraşütten oluşan bir sistem kullanacaktır.
Özellikle önemli olan bir başka teknolojik gelişme ise ISRO’nun Uzay Kenetlenme Deneyi SpaDeX olmuştur. ISRO, iki SpaDeX uzay aracını Ocak 2025’te başarıyla kenetlemiştir. Kenetlenme teknolojisi Hindistan’ın gelecekteki insanlı uzay uçuşu mimarisi açısından kritik öneme sahiptir; çünkü modüler bir uzay istasyonunda ayrı ayrı fırlatılan araçların yörüngede buluşması ve birbirine bağlanması gerekmektedir.
Robotik araştırmalar da gelecekte kurulacak uzay istasyonuna paralel biçimde geliştirilmektedir. Hindistan’ın PSLV Yörüngesel Deney Modülü kapsamında gerçekleştirilen deneylerde; mikro yerçekiminde robotik kol kullanımı, otonom görsel inceleme, nesne manipülasyonu, uzaktan operasyon ve dijital ikiz uygulamaları gibi BAS açısından önem taşıyan teknolojiler araştırılmıştır. ISRO bu deneylerin bazılarını açık biçimde BAS’a yönelik öncü teknoloji gösterimleri olarak tanımlamaktadır.
Bu gelişmeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Bharatiya Antariksh Station’ın Hindistan’ın daha önce ayrı ayrı ilerleyen uzay kabiliyetlerini uzun vadeli ulusal bir insanlı uzay uçuşu stratejisi altında bir araya getiren bir şemsiye programa dönüştüğü görülmektedir.
Stratejik Özerklik, Ancak İzolasyon Değil
“Yerli“ kavramı Hindistan’ın vizyonunda merkezi bir yere sahiptir. Hindistan hükümeti BAS’ı kritik insanlı uzay uçuşu teknolojilerinde ve yüksek teknoloji üretiminde kendine yeterlilik hedefiyle açık biçimde ilişkilendirmektedir. Gaganyaan kapsamında kullanılan uçuş kıyafetleri, pencereler ve mürettebat koltukları gibi bazı bileşenler hâlen dış kaynaklardan temin edilmekle birlikte, bunların yerli alternatifleri onaylanmış ve prototip geliştirme süreci başlatılmıştır.
Ancak Hindistan’ın stratejik özerklik anlayışı teknolojik izolasyon şeklinde yorumlanmamalıdır.
Hindistan’ın son yıllardaki yaklaşımı, yerli kapasite inşasını seçici uluslararası iş birliğiyle birleştirmektedir. Hint astronot Shubhanshu Shukla’nın Axiom-4 görevi kapsamında ISS’ye katılması, Hindistan’a mevcut çok uluslu yörünge sistemi içinde doğrudan insanlı uzay uçuşu deneyimi kazandırmıştır. Aynı zamanda Hindistan, ABD ve diğer uluslararası ortaklarla uzay araştırmalarına yönelik iş birliğini de genişletmektedir.
Ulusal kabiliyetler ile çeşitlendirilmiş uluslararası ortaklıkların bu şekilde bir araya gelmesi, BAS’ı kendi bağımsız uzay istasyonlarını kuracak kaynaklara sahip olmayan orta ölçekli güçler açısından gelecekte özellikle ilgi çekici hâle getirebilir.
Hindistan ilerleyen dönemde Asya, Orta Doğu, Afrika ve daha geniş anlamda Küresel Güney ülkelerine bilimsel deneyler, astronot görevleri, ticari hizmetler veya araştırma olanakları sunabilir. Böyle bir gelişme yaşanması hâlinde BAS yalnızca teknolojik değil, diplomatik bir önem de kazanacaktır.
Devamı için...