Son 20 yıldır ABD öngörülemeyen mali krizlerle boğuşuyor. Ama 2020’den beri salgın ve savaşlar nedeniyle arz zincirlerindeki aksamaların hortlattığı enflasyon, ülkeyi köklerinden sallıyor. Amerikalı, gıda enflasyonuna alışık değil. Zaten asıl tedirginlik temel gıda fiyatlarındaki fahiş artışlar. Petrol krizi yıllarında bile görülmeyen gıda enflasyonu, aynı zamanda Trump’ın tarife savaşlarının sonucu. Artan belirsizliklerin yarattığı olumsuzluk, şimdi geleneksel siyasi çizgiyi temsil eden kırmızı ve mavi dışında renk tonlarına da kapı aralamaya başlıyor.
Oysa Temel Göstergelerde İyileşme Var
Geçen haftanın iki büyük enflasyon raporundan ilki 12 Ağustos Çarşamba açıklandığında, ABD deki TÜFE düzeyinin oldukça iyi olduğu anlaşıldı. Hem yıllık artış oranı hem de çekirdek enflasyon (yani gıda ve enerji hariç) TÜFE’nin yüzde 0,1 gerilemesi, FED’e nefes aldırsa bile oranların çeyrek ve yıllık olarak yüzde 3,4 ve yüzde 3.2 olması, temel enflasyon baskısı nispeten hafiflese bile tüketiciye ümit vermiyor. Tabii bir de 14 Ağustos’ta açıklanan istihdam raporu var. Yüzde 4.1 oranında seyreden işsizlik oranının, ayın ikinci yarısında hem yükselme eğilimine girebileceği tahmin ediliyor, hem de ücret artışlarının enflasyonun erişinde kalması memnuniyetsizliği arttırıyor. Yani, enflasyon baskısı azalmış olsa da, ortalama bir Amerikan hane halkının satın alma gücünün gıda ve pompada benzin enflasyonu nedeni ile gerilediği aşikâr. Uyum yeteneği yüksek Amerikan ekonomisi zevahiri kurtarmış durumda. Ama satın alma gücündeki zayıflama, ekonominin itici gücü olan, perakende satışların düşmesine neden olarak, bir ekonomik durgunluk tuzağı hazırlıyor. Hayat pahalılığı büyük rahatsızlık. Ancak henüz ABD ekonomisinde, alışkın oldukları tüketim alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda hissetmeyecek kadar iyi durumda olan yeterince insanın olması ve bu insanların sayısı, fiyatların yukarı yönlü hareketini sürdürmesini sağlayacak kadar harcama yapmaya yetmesi bir başka tuzak.
Fütursuzca Bozulan Gelir Dağılımı
Amerika’yı iktisadi, toplumsal ve siyasi anlamda tehdit eder hale gelmiş durumda. Ülkede gelir eşitsizliği, en yüksek gelire sahip kesim ile ülkenin geri kalanı arasındaki kalıcı ve büyük uçurumun tarihi olarak en derin seviyeye yakın bir düzeye geldiğini gösteriyor. ABD Nüfus Sayım Bürosu verileri, sermaye gelirindeki farklılıklar ve piyasa dinamiklerinin etkisiyle, en üst gelir grubundaki hane gelirinin ve üst düzey yönetici ücretlerinin, ortalama ücret artışının çok üzerinde seyrettiğinin işaret ediyor. Temel Eşitsizlik Göstergeleri, yani en üst yüzde 1 ile en alt yüzde 99 karşılaştırıldığında ilk dilimdeki gelir sahipleri, en alttaki yüzde 99'luk kesimin yıllık ortalama 50.107 dolarlık gelirine kıyasla, neredeyse bunun on katına yaklaşan ve hatta bu rakamı aşan yıllık gelire sahip olduğu anlaşılıyor. Artan oranlı vergi sistemine rağmen vergi sonrası gelir uçurumlarının sürmesi ve 2019'dan bu yana tüketici harcamalarındaki artışın, en alt yüzde 40'lık dilimdeki hanelere kıyasla, en üst yüzde 20'lik dilimdeki hanelerde iki kat daha hızlı olması, gelir ve servet eşitsizliğinin de artmasını sonuçlandırıyor. Halen şirket hisselerinin ve finansal varlıkların büyük çoğunluğunun en üst yüzde 10'luk kesimin elinde olması, derinleşen iktisadi ve toplumsal huzursuzluğun ve Amerikan demokrasinin içine düştüğü bunalımın nedeni olarak yorumlanıyor.
Kapitalizmin Dönüşümü için Gerekli Zemin Hazır
Yıllardır adını duymadığımız işçi sendikaları, CEO'ların, kendi kazançlarını maksimize etmek amacıyla kısa vadeli kararlar almalarının ve işçi haklarını gözetmemelerinin hem şirketlerinin uzun vadeli çıkarlarını, hem de Amerikan ekonomisinin geleceğini tehlikeye attığını açıklıyor. Yükselmeye başlayan seslere karşı yılbaşından beri başta New York Belediye Başkanı Mamdani’den gelen kapitalizm eleştirileri yankılanıyor. Sistemin özüne zarar vermeksizin "katı bireyciliğin soğukluğunu ve acımasızlığını, kolektivizmin sıcaklığı ve şefkatiyle değiştirmek" düşüncesinin ne kadar gerçekçi olduğu pek anlaşılmıyor. Ancak böyle sözler veren adaylar seçim kazanıyor. Sistem tartışmalarının kısa vadede hayat pahalılığına pek çözüm vaat etmediği kesin. Bununla birlikte Amerika’da uzun zamandan beri ilk defa devletin denetleyici ve destekleyici rolünün arttırılması beklentilerinin arttığı görülüyor. Göçmen ve sosyal yardım düşmanı Trump yönetimine karşı doğan bu tepkilerin, Kasım 2026 seçimlerinde ne kadar etkili olduğunu göreceğiz. Ama şimdilik pek revaçta olan “tüketici sosyalizmi“ ABD de ne ifade ettiğine biraz bakalım. “Tüketici sosyalizmi“, düşüncesinin işçi hakları açısından bir vaadi yok. Hayat pahalılığı yükünden kurtarma sözü ise bir ölçüde İskandinav ülkelerindeki demokratik sosyalizmi andırıyor ki bu, yüksek oranlı müterakki vergilendirmeyi öngören toplumsal uzlaşmayı gerektiriyor. Obama’nın “uygun fiyatlı sağlık sistemi“ denemesi sağlam bir eşik olarak dönüşüme zemin.
Fiyat Denetimi Öngörüsü : Gelire göre sosyal destek, gıda yardımı kuponları, çalışma motivasyonunu bozmayacak ve yeniden nitelik ve meslek kazanmayı özendirecek işsizlik tazminatları çok uzun bir zamandan beri hem eyalet, hem de federal boyutlarıyla ABD de bilinen uygulamalar. Trump yönetiminin israf ve istismar iddiasıyla kestiği sosyal harcamaları gerisin geri sisteme daha etkin bir şekilde getirmek zor olmasa gerek. Ama fiyat denetimleri, karneyle tüketim, savaş dönemlerinde bile pek görülmeyen uygulamalar. Özellikle fiyat denetimlerinin hangi düzeyde yapılacağı “tüketici sosyalizmi“ düşüncesinin anlaşılamayan halkası. Sosyal yardım programları aracılığıyla yoksulluğun azaltılmasına üstünlüğü, “tüketici sosyalizminin“ herkes için olduğu ifadesiyle açıklanmaya çalışılansa bile bu da kafa karıştırmakta. İşçilerden de alınan yüksek vergilere dayalı İskandinav refah modeline karşılık, şirketlerden ve zenginlerden sadece “yeterli“ vergi almayı öneren sistemdeki “yeterli“ ölçüsünün nasıl takdir edileceği belirsiz. “Tüketici sosyalizminin“ aslında bir karma ekonomi modeline özendiği ve ABD idari sisteminin özelliğine göre uyarlanacak bir devlet planlamacılığının piyasaları şekillendirme yeteneğini ön plana çıkarmaya çalıştığı anlaşılıyor. “Tüketici sosyalizminin“ savunucuları artıyor. New York’tan sonra Seattle'da da belediye başkanı çocuk bakımı ve sendika işçiliğiyle inşa edilecek sosyal konutlar için 1 milyar dolarlık bir bütçe önermiş bulunuyor. Devlet veya belediyenin işleteceği marketlerden bahsedilmesi, ABD’deki dönüşümün habercisi.
“Tüketici Sosyalizminin“ Ön Koşulları
Ülkenin kapitalist yapısıyla çatışmayan ve onunla uzlaşmaya razı, dürüst, yozlaşmamış bir yönetim ve her kademede güvenilir kamu yönetimi beklenen dönüşümün ön şartları. Ama fiziki alt yapının güçlendirilmesi, teknolojik alt yapının tüm toplumun kullanımına amade kılınması, sağlık ve eğitim alt yapısının güçlendirilmesi vaktiyle "yavaş sosyalizm"(slow socialism) olarak eleştirilere maruz kalan uygulamaları çağrıştırıyor gibi. Ama federal devletin yerel sorunlara çözüm getiremeyecek kadar meşgul, sadece kendini önemseyen ve kırtasiyeye boğulduğu düzende, bireyin refahına odaklanmanın önemi, şimdi takdire şayan.
Devamı için...