Almanya Şansölyesi Friedrich Merz'in Temmuz ayı ortasında yaptığı ve ülkesinin, Fransa'nın "ileri caydırıcılık" (forward deterrence) politikası kapsamında yılın ilerleyen dönemlerinde ilk kez bir Fransız nükleer tatbikatına katılacağını duyuran açıklamasını, birkaç gün sonra Rusya Dış İstihbarat Servisi'nin (SVR) Almanya'nın nükleer silah geliştirme faaliyetleri yürüttüğünü iddia eden açıklaması izlemiştir. SVR açıklamasında, "NATO'nun önde gelen üyelerinden birine bağlı ilgili bakanlıklarda, Almanya'da nükleer silah geliştirilmesine odaklanan aktif araştırma ve geliştirme faaliyetlerinden duyulan endişenin dile getirildiği" belirtilmektedir.
İddiaya göre söz konusu faaliyetlerde yer alan üniversiteler arasında Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü, Ruhr Bochum Üniversitesi, Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi, RWTH Aachen Üniversitesi ve Berlin Teknik Üniversitesi bulunmaktadır. Savunma sanayii şirketleri arasında ise Rheinmetall AG, Diehl Stiftung GmbH, KNDS Group ve Umarex GmbH sayılmaktadır. Ayrıca SVR'ye göre, "yüksek enerjili patlayıcılar ve elektronik ateşleme sistemleri düzenli olarak Alman Kara Kuvvetleri'ne ait test sahalarında denenmektedir."
SVR, raporunu şu değerlendirmeyle sonlandırmaktadır: "NATO askerî uzmanları, Berlin'in gerekli bölünebilir (fissile) nükleer malzemeyi bağımsız olarak bir ila üç ay içerisinde üretebileceğine ve tam ölçekli nükleer denemeler gerçekleştirmeksizin yaklaşık bir yıl içinde işlevsel bir nükleer patlayıcı cihaz geliştirebileceğine inanmaktadır." Bununla birlikte, SVR'nin bu değerlendirmelerinin hatalı olabileceği ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Nitekim kurumun son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nin Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'i görevden uzaklaştırmayı planladığı yönündeki çeşitli iddiaları bugüne kadar doğrulanmamış ve söz konusu iddialar daha önce ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
Bununla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri'nin Rusya ile imzalanmış olan Yeni START (New START) Antlaşması'nı uzatmayı reddetmesi, yeni bir nükleer silahlanma yarışının ortaya çıkma olasılığını artırmıştır. Böyle bir gelişme, Almanya'nın yanı sıra Polonya gibi diğer Avrupa ülkelerinin de nükleer silah geliştirme arayışına girmesine zemin hazırlayabilir. Daha önce yapılan bir değerlendirmede şu sonuca ulaşılmıştır: "Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve/veya Birleşik Krallık gibi bir aktörün nükleer şemsiyesi altında bulunduğu ve bu aktörler caydırıcılık taahhütlerini sürdürme yönünde siyasi irade gösterdiği sürece, Almanya'nın nükleer silah geliştirmeye başlaması hâlinde Rusya'nın ülkeye saldırarak Üçüncü Dünya Savaşı riskini göze alması düşük bir ihtimaldir." Bu değerlendirme geçerliliğini korumaktadır.
Öte yandan, Almanya'nın yaklaşık 800 milyar avroluk yeniden silahlanma programı, ülkenin nükleer silah edinip edinmemesinden bağımsız olarak, Rusya açısından Amerika Birleşik Devletleri'nin yerini alabilecek başlıca tehdit aktörü hâline gelmesine yol açabilir. Bunun temel gerekçesi, söz konusu askerî kapasitenin Rusya tarafından 1941 yılındaki tarihsel tehdide benzer bir risk olarak algılanma potansiyelidir. Bununla birlikte, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, NATO'ya yönelik önleyici saldırı çağrısında bulunan şahin görüşlü çevrelerin taleplerini reddederek bu tür söylemleri "provokasyon" olarak nitelendirmiştir. Rusya'nın son dönemde gerçekleştirdiği Sarmat kıtalararası balistik füze (ICBM) denemesi de, Fransa'nın ilan ettiği "ileri caydırıcılık" politikasının doğurabileceği nükleer provokasyonları ve Almanya'nın uzun vadede oluşturabileceği konvansiyonel askerî tehdidi caydırmaya yönelik bir mesaj olarak yorumlanmaktadır.
Devamı için...