Marka Şehirler ve Medeniyet | Sivas - Arapgir - Eğin

Makale

Bu coğrafya konaklarlar diyarı. Köy ve konak… Bir araya gelmesi zor iki şey zannederdim. Bu yörenin köyleri dahi konakları ile bir başka âlemmiş meğer… Yolumuzun üzerinde Sivas’ın yine çok eski bir köyü; Onar. Sakinlerinin sahip çıktığı köyün temiz bakımlı evlerinde, sokaklarında hâlâ hayat var. Burada karşımızda gördüğümüz yüzyılların tahribatına direnerek ayakta kalmış bir cemevi ile birlikte…...

MARKA ŞEHİRLER VE MEDENİYET

SİVAS - ARAPGİR - EĞİN

Mehmet Sermet Molu

 

Bu coğrafya konaklarlar diyarı.

Köy ve konak…

Bir araya gelmesi zor iki şey zannederdim. Bu yörenin köyleri dahi konakları ile bir başka âlemmiş meğer…

Yolumuzun üzerinde Sivas’ın yine çok eski bir köyü; Onar. Sakinlerinin sahip çıktığı köyün temiz bakımlı evlerinde, sokaklarında hâlâ hayat var. Burada karşımızda gördüğümüz yüzyılların tahribatına direnerek ayakta kalmış bir cemevi ile birlikte…

800 yıl önce yapılmış malzemesi ağaç ve kerpiç olan bir binanın öylece korunabilmiş olması ne kadar şaşırtıcı.

Ama daha şaşırtıcı olan şey dışarıdan mütevazı görünümünün içeride inanılması zor bir mekâna dönüşmesi. Girişteki uzun koridor ilginç yapısı ile sonraki meydana hazırlamakta misafirlerini.

Kocaman ağaç gövdeleri, üzerindeki toprak örtüyü taşıyan tavan olmuş. Sivasın konaklarının alt katında, camilerin girişlerinde gördüğümüz ağaç sütunlu ilginç mimari burada da karşımızda.

Divriğideki Abdullah Paşa Konağı gibi mesela; gövdesi düzgün, uzun mu uzun ağaçlar; dallarını almış, bir de üzerine cilâ, öylece evlerine direk, yüksek tavanlarını taşıyacak sütunlar yapmışlar.

Ne kadar etkileyici. Bizim bildiğimiz gibi olmasa da bu ağaç ve çamur -kerpiç- medeniyetinde her şey öyle sahici ki…

Ocak Köyü çok bakımlı. Az kalabildiğimiz, gezip göremediğimiz için mimarisi hakkında bir fikrim yok. Ama Osmanlı devleti zamanında harbe gidecek gençlerin bizzat taş taşıyıp yaptıkları bir kahve binası misafir etti bizleri. Bugün de mütebessim çehreli ev sahipleri ve lezzetli ikramları ile ağırlamak üzere misafirlerini bekliyor.

Bu coğrafyanın şehirleri adeta iç içe geçmiş gibi… Sivas ve Divriği, sonra önümüzde Malatyan Arapgiri, Elazığın Eğini var…

SESSİZLİK VE HUZUR ŞEHRİ ARAPGİR

Şimdi adını çok duyduğum -sakin şehir- Arapgirdeyiz. (Arapkir) Öyle ya; İstanbulda yaşıyor iseniz ülkemizin her bir köşesinin adını duyarsınız; her yöreden gelmiş Istanbulu yurt bilmiş dostlarınız sayesinde…

Sakin şehir; öyle bir hayatı özlediğimiz İstanbula ne kadar uzak ama ne güzel bir ifade.

İşte yaşanacak yerder gibi değil mi sizce de?…

Yine ağaç sütunlu etkileyici eyvanı ile 1700lerin başında inşaa edilmiş Mirliva Ahmet Bey Camiini ve Arapgirin zarafetini yansıtan birkaç konak daha görüyoruz. Artık yolumuz yine adını bilip kendini bilmediğim Eğine çıkacak.

Dağlar ve ormanlar arasındaki Eğini bu kadar güzel bulacağımı sanmazdım. Burası da zora ve meşakkate talip olanların yerleşimi. Dağlar; yüksek ve sarp dağlar, ormanlar arasında şehir ve hayat kurmak kolay mı?

Ovalardaki rahatlık uğramaz buralara…

Bu coğrafya sarp ama bir o kadar da çekici ve güzel…

APÇAĞA; O KÖY BİZİM KÖYÜMÜZ

Önce anlatılması gereken Apçağa isminde bir köy var…Bilmiyorum hangi lisana ait bir kelime?

Burası Eğin seyahatimizde yolumuzun üzerindeymiş. O kadar güzel bir köy ki… Hem bakımlı da… Karşımızda, -besbelli ki- görmüş geçirmiş insanların yaptırdığı güzel ve güngörmüş ahşap konakları, dağdan taştan fışkıran bin çeşit yeşili, her taraftan akan lezzetli suları ve her köşede bir tanesini daha gördüğümüz suyu kesilmez çeşmeleri ile Apçağa… Buraya ne kadar çabuk ısındık. Elbette buranın çocuğu şairin dediği gibi O köy bizim köyümüzdür…“

Apçağa ve Eğinde (Kemaliye) seneler sonra çocukluğumun bir tadını yeniden bulacağım hiç aklıma gelmezdi. Burası sular, nehirler ve şelaleler şehri. Seneler sonra benzersiz lezzetiyle Eğinin, Apçağanın suyunu avucumu bardak yaparak binbir hatıra eşliğinde kana kana içtim. Böyle su içmeyi ne kadar özlemişim. İstanbulun artık aslını bulamadığımız içimi hem safalı hem şifalı suları; Sırmakeş, Karakulak, Kayışdağı, Çırçır, Hünkâr…Şimdi hiçbiri eskisi gibi değiller.

Meğer lezzetli ve tertemiz suyunu tehassürle içtiğim Eğin ve Apçağa baştan sona su demekmiş… Biraz daha tanımak üzere tepelere tırmanırken aşağılardan ve ormanlar içinden kayalara çarparak gelen su seslerinin musikisini duyuyorsunuz. Görmeseniz de nasıl güzel çağlayarak aktığını hissederek…

Dağlar ve ormanlar arasındaki Apçağa Köyüne bayıldığımı söylemeliyim. Bir köy demek bu kadar güzel olabilirmiş’ demekten de mutluyum. Yine tepelere kurulmuş şahane, ama bu sefer -taş yerine- ahşap ağırlıklı zengin bir medeniyet ve estetik duygusunun eseri olduğu hemen anlaşılan konakları var.

Ahşap bir binanın uzunlamasına dizilmiş kaplamalarına ilk defa burada rastladım. Ne kadar da yakışmış. Elbette bu tercihin coğrafyanın gerektirdiği bir sebebi vardır. Hem güzel hem faydalı…

Yine de bu uzunlamasına dizim bir yerlerden tanıdık geliyor. Hatırladım: Avusturyada Hallstatt isimli Eğin gibi yalçın dağlara kurulmuş bir kasabada benzerlerini görmüş, ahşap binanın o hâlini orada da çok beğenmiştim. Demek uzak, çok uzak da olsa benzer coğrafyalar benzer çözümleri getiriyormuş insanların akıllarına… Boşuna mı söylenmiş; aklın yolu bir…

Eğin; (Kemaliye) daha önce beni bu kadar şaşırtan bir yerleşim olmamıştı. Şelaleleri, köprüleri, harika mimarinin baş öğesi Konakları ile…

Konak her yerde-Eğinde ve Apçağada da olduğu gibi- hayatı paylaşmakla yaşar.

Önce içinde yaşayan aile sonra bir aile ferdi gibi her işe koşan yardımcıları aynı hayatı paylaşarak yaşamakla var etmişler konakları. Kültür ve medeniyetimiz, yardımcılarımızı aileden, evin, konağın halkından sayan köklü bir görgü ile sadece mekânın değil tüm yaşantının paylaşılması ile ayakta durmuş yüzyıllarca…

Aileyi küçülterek değil büyüterek…

Önce aile fertleri. Bizim kültürümüzde büyükannesiz, büyükbabasız, dedesiz, ninesiz ev olamazdı… Bugünümüzden farklı olarak…

Hâlâ hayatı paylaşabilir miyiz? Toplumumuzun üzerinde yeterince düşünmeye fırsat bulamadan yaşadığı değişim hayatımızın bambaşka bir yöne savrulmasına sebep oldu. Yazık; hiç hesaplanamamış bir son.

Sonra şehirlerimizin ve konaklarda şekillenen hayatımızın iki düşmanı oldu; beklenmeyen fakirlik ve kaybettiğimiz kültürümüz üzerine erken gelen zenginlik. Istanbul meselâ; önce fakirliğin darbesini yedi. Bu çok büyük sorun değildi. Telafi edilmesi mümkündü. Ama sonra gelen bilinçsiz -ve görece- zenginliğin darbesi daha beterdi. Kaybedilmiş zevkler konaklarımızı elimizden aldığı gibi yerleşimlerimizi, ruhsuz, kişiliksiz, ve hepsi birbirinin tekrarı çirkin şehirler haline getirdi. Aah sevgili Bedri Rahmi; Koca Sinan’ın cüce torunları“ derken ne kadar haklıydın…

Yine de kalan güzellikler ile mutlu olmanın yolunu bulmalı…

MEDENİYETİMİZİN İFTİHARI KONAKLAR

Eğinin bir sürprizi daha var. Zamanda bir, hatta birkaç yüzyıl geri gitmiş gibi olacaksınız. Asırlarca yaşanan özgün ve kendi asil kuralları olan hayatın bir parçası yaşıyor burada. Bu kendine has bir medeniyet gösterisi…Erkek ya da kadın; misafirlerin farklı seslerle kapılar çalacak tokmakları, o kapıların göz okşayıcı süsleri, asırlara damga vurmuş akıl ve sanat dolu kilitler, metalden ne aksamı varsa bir evin, nesillerdir aynı yerde aynı ailenin ellerine emanet edilmiş.

Dedeler, torunlar, evlatlar hâlâ severek üreterek hizmet etmekte… Bir üslubun, bir kıymetli geleneğin devam ettiricileri olarak. Bu şehir halkı için ne güzel ve ne mutlu.

Hem artık sadece yöreye değil her gelen misafire hitab edecek eserleri var. Buraya mahsus desenler, Selçuklu kartalları, kuşları birer kolye, küpe, bilezik kılığına girmişler, zevk sahibi misafirlere beğendirmekteler kendilerini…

Bu küçük meydandan hafifçe çiseleyen yağmur altında yürüyoruz. Değiyor ıslandığımıza. Hem belli oldu; gördüklerimiz gibi göreceklerimiz de her yorgunluğu unutturacak. Yolumuzun üzerinde ahşabın sımsıcak görünümü ile asırlık mescitler, evler ve yine imrenilesi konaklar ve bu konaklarda yaşam var…

Lök tatlısını hiç duymuş muydunuz bilmem. Ama benim gibi çok kişinin de tatmamış olduğuna şüphe yok. Her şehirde, kasabada karşımıza çıkacak fabrika üretimi lezzetlerden sonra buraya ait bir şey bulmak ne hoş. Tadına bakmadan olmaz elbette.

Şimdi adı Lökhane olan hoş bir mekandayız. Çayının, kahvesinin ve adı tuhaf da olsa tatlısının davetini aldık… Lezzetine de söyleyecek sözümüz yok…

Yöre halkı maharetli olduğu kadar esprili imiş de meğer. Gördüğümüz mütebessim çehreler isbatı.

Bu şahane konakların bir yeni gelini; kolay mı kayınvalideyi memnun etmek?.. Ama o güzel ve hamarat yeni gelin, elinin harika lezzeti ile lökgibi oturmadığını yaptığı şahane tatlısı ile çoktan isbat etmiş… Emin olmalı; o artık evin gelini değil sevgili kızı olmuştur.

Eğinde evlerin arasından akan müthiş bir şelale ile büyüledim. Saniyede 6 ton su veren çılgınca ama taşkınlık yapmadan ve durup dinlenmeden akan muhteşem kaynak. Buranın insanı gibi o da hem coşkun hem ölçülü olmayı biliyor olmalı…Ve başımı kaldırdığımda yukarıda adeta boşlukta asılı gibi duran, şelale sularının neredeyse duvarlarını yalayarak aktığı bir cami görünmekte.

Yeri, mimarisi, aşağıdan baktığımda gördüğüm renkli camlarla süslü ve şık tepe pencereleri ile hem şaşırtıcı hem hayranlık uyandırıcı olduğunu düşündüm. Burada her şeyi doya doya görebilmek, şehrin, suyun, ağacın, ormanın ve yerleşimin tadına varabilmek için birkaç gün daha kalamadığıma nasıl üzüldüğümü elbette söylemeliyim.

Şelale üstü cami… Sen ve Eğin çok güzelsiniz…

İçinde olmayı, seyretmeyi, hiç konuşmadan havasını solumayı, maneviyatını tatmayı ne çok istedim. Aşağıdan görünüşü büyüleyici… Pencerelerindeki vitrayler ile ne kadar da şık ve sade, onun için eğine bir kere daha gitmek ve konaklamak gerek. Anladım; burası birkaç saatlik bir yer olamaz.

Eğin, Haziran 2026

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2072

Bu çalışma, BM/UNESCO raporları eşliğinde Balkanlar'daki tahribatın savaşların bahane edilerek sistematik şekilde yıkılmış yapılardaki tarihi ve mimari yapılara verilen zararları ve bu süreçte TİKA çalışmalarını ve bu yapıların koruma ve ihyasını ele almaktadır;

Balkanlar iktisat tarihi ve doktrinler tarihi literatüründe sıklıkla homojen, "gecikmiş" veya çevre (periferi) bir coğrafya olarak ele alınma eğilimindedir. Oysa Doğu Avrupa ve Balkan iktisadi düşünce gelenekleri derinlemesine incelendiğinde, alanın sınırlarını çizen devasa kurumsal ve zihinsel fay ...;

“Türkiye Markası; Yerelden Kürese 21. Yüzyıl İçin Stratejik Yol Haritası” isimli kitap, TASAM Yayınları tarafından yayımlandı. Prof. Dr. Abdullah Özkan, Dr. Öğretim Üyesi Erol Dönek, Dr. Mehmet Sali editörlüğünde hazırlanan kitapta konunun uzmanı 18 bilim insanının 17 makalesi yer alıyor.;

Bu coğrafya konaklarlar diyarı. Köy ve konak… Bir araya gelmesi zor iki şey zannederdim. Bu yörenin köyleri dahi konakları ile bir başka âlemmiş meğer… Yolumuzun üzerinde Sivas’ın yine çok eski bir köyü; Onar. Sakinlerinin sahip çıktığı köyün temiz bakımlı evlerinde, sokaklarında hâlâ hay...;

İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen...;

İktisat tarihi ve jeopolitik literatür, coğrafi kaderin ve doğal kaynak kısıtlarının toplumlar üzerindeki belirleyici etkisini sıklıkla vurgular. Bu bağlamda Malta, ekonomi-politik bir paradoksun en somut ve uç örneklerinden birini teşkil eder. ;

Öteden beri görmek isterdim, fotoğraflarından, hakkında yazılıp çizilenlerden bildiğim Divriği Ulu Camii’ni. Konakları, günlük yaşamı, insanı dünyada en tabii hali ile görebileceğimiz tek mekan olduğunu düşündüğüm arastası, sakin ve huzurlu sokakları ile Divriği’yi.;

Modern iktisat teorisi, uzun bir süredir firmayı yalnızca girdi ve çıktı hatları arasında mekanik bir optimizasyon yapan, üretim faktörlerini dar finansal verimlilik parametreleriyle yöneten ve yegâne varlık amacını hissedar değeri (shareholder value) maksimizasyonu olarak gören sığ bir soyutlamaya ...;

5. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi -
  • İstanbul - Türkiye

3. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 05 Kas 2020 - 06 Kas 2020
  • İnteraktif Ortam -
  • İstanbul - Türkiye

4. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 05 Kas 2020 - 06 Kas 2020
  • İnteraktif Ortam -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul İktisat Konuşmaları - 2

TASAM tarafından başlatılan ve iktisat teorisindeki gelişmelerin tartışıldığı, dünya ile Türkiye iktisadı analizinin farklı

  • 02 Eki 2018 - 02 Eki 2018
  • Boğaziçi Hilton Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

1 - İKT Üyesi Ülkeler Düşünce Kuruluşları Forumu 28 - 30 Ocak 2010 tarihleri arasında İstanbul’da yapıcı ve samimi bir ortam içinde cereyan etmiştir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir. Değişimin çok hızlı ve ola...

Dünyadaki ve kültür coğrafyamızdaki ( Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika ) iktisadi, siyasi ve sosyo-kültürel gelişmeler ve değişimler baş döndürücü bir hızla yaşanmaktadır.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.