Japonya'nın İktisadi Düşünce Tarihi (1650-2026)

Makale

İktisadi düşünce tarihi, uzun süre boyunca Batı Avrupa ve Kuzey Amerika merkezli bir epistemolojik hattın tekelinde şekillenmiş; Batı dışı toplumların entelektüel üretimleri ise genellikle "gecikmiş", "çeperde kalmış" ya da "taklitçi" formlar olarak marjinalleştirilmiştir. ...

JAPONYA'NIN İKTİSADİ DÜŞÜNCE TARİHİ (1650-2026)

(Tessa Morris-Suzuki, "A History of Japanese Economic Thought, 1989)
 
Prof. Dr. Ercan EREN

İktisadi düşünce tarihi, uzun süre boyunca Batı Avrupa ve Kuzey Amerika merkezli bir epistemolojik hattın tekelinde şekillenmiş; Batı dışı toplumların entelektüel üretimleri ise genellikle "gecikmiş", "çeperde kalmış" ya da "taklitçi" formlar olarak marjinalleştirilmiştir. Ancak modern iktisat tarihinin en özgün ve çarpıcı meydan okumalarından birini sunan Japonya deneyimi, bu tek hatlı tarih yazımını metodolojik olarak sarsmaktadır. Japonya, feodal bir tecrit döneminden (Tokugawa) küresel bir sanayi devine, ardından topyekûn bir savaş enkazından "Ekonomik Mucize"nin merkezine ve nihayet 21. yüzyılın kronik durgunluk laboratuvarına uzanan döngüsel tarihinde, kendine has bir iktisadi düşünce okulu ve teorik hibridizasyon yeteneği geliştirmiştir. Tessa Morris-Suzukinin A History of Japanese Economic Thought (1989) adlı başvuru eserinin de açıkça ortaya koyduğu üzere, Japon iktisat mirası, Batı teorilerini edilgen bir şekilde yutan pasif bir alıcı değil; aksine, bu teorileri ulusal çıkarları, kurumsal hafızası ve özgün kozmolojisi doğrultusunda radikal biçimde dönüştüren dinamik bir özne konumundadır.

Japon iktisadi düşüncesini anlamak için öncelikle modern Batı literatürünün sıklıkla düştüğü "zamanlama" ve "kavramsal takas" yanılgılarından sıyrılmak gerekmektedir. Batı’da iktisat, ahlak felsefesinden ve teolojiden koparak rasyonel ve değerden bağımsız bir "bilim" olma iddiasıyla (pozitivizm) özerkleşirken; Japonyada durum çok daha bütüncül bir felsefi zeminde ilerlemiştir. Japon entelektüel havzası, iktisadi faaliyetleri modern anlamda kıt kaynakların teknik dağılımı olarak değil, etimolojik kökeni keikoku saimin (ülkeyi yönetmek ve halkın acısını dindirmek/kurtarmak) olan "Keizai" kavramı üzerinden okumuştur. Bu köklü felsefi miras nedeniyle Japonya'da iktisat; siyasetten, devletin bekasından, toplumsal uyumdan (wa) ve ahlaki sorumluluktan bağımsız, tamamen "görünmez bir elin" insafına bırakılmış soyut bir piyasa mekanizması olarak hiçbir zaman tam anlamıyla kabul görmemiştir.

Japon iktisadi düşünce tarihinin kronolojik evrimi, bu yerel matris ile küresel dalgaların karşılaşma ve sentezlenme aşamalarını yansıtır:

· Tokugawa Dönemi (16031868), dış dünyaya kapalı bir feodal düzende, Neo-Konfüçyüsçü ahlak ile para ekonomisinin genişlemesi arasındaki diyalektik çatışmaya sahne olmuştur. Bu dönem; para miktar teorisinden azalan verimler kanununa, erken ekolojik dengeden ticari kârın ahlaki meşruiyetine ve totaliter planlamacılığa kadar çok geniş bir teorik yelpaze üreterek Meiji sonrasının zihni altyapısını hazırlamıştır.

· Meiji Restorasyonu (18681914) ile birlikte, Batı emperyalizminin tehdidi karşısında hayatta kalmak isteyen yeni devlet elitleri, Anglo-Amerikan Klasik Liberalizmini, Friedrich List'in korumacı sistemini ve Alman Tarihçi Okulu'nu (Sozialpolitik) süratle ithal etmiştir. Ancak laissez-faire ilkeleri ülkenin bebek sanayilerini ezme riski taşıdığı için, pragmatik bir refleksle bastırılmış; milliyetçi, devlet merkezci ve kalkınmacı teoriler sistemin resmi paradigması haline getirilmiştir.

· Savaşlar Arası ve Savaş Döneminde (19141945), Japon akademisi dünyada eşine az rastlanır keskin bir kutuplaşmaya (Bifurcation) sahne olmuştur. Bir yanda Walrasçı, Neoklasik ve erken Keynesyen analitik modeller üniversitelere girerken; diğer yanda Japon kapitalizminin niteliğini tartışan Marksist iktisat (Kōza-ha ve Rōnō-ha) akademiyi adeta fethetmiştir. Uno Kōzō gibi figürler Marksist metodolojiyi dogmalardan arındırarak bağımsız bir bilimsel disipline dönüştürmüştür. Savaşın topyekûn bir hal almasıyla birlikte ise bu teorik birikim; fiyat kontrolleri, zorunlu kartelleşme ve "Büyük Doğu Asya Ortak Refah Alanı" gibi bölgesel otarki teorilerinin (savaş ekonomisinin) emrine verilmiştir.

· Savaş Sonrası Dönem (19451980'ler), yıkımdan doğan küresel bir mucize çağıdır. Tsuru Shigeto gibi dehaların öncülüğünde kurulan Marksist-Keynesyen sentez, MITI (Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı) bürokrasisi ile birleşerek "Kalkınmacı Devlet" (Developmental State) modelini kuramsallaştırmıştır. Aynı dönemde Morishima Michio ve Inada Ken-Ichi gibi matematiksel iktisatçılar küresel literatüre yön verirken; büyümenin sosyal ve çevresel sınırlarıyla yüzleşen Uzawa Hirofumi, "Sosyal Ortak Sermaye" teorisiyle insan ve çevre merkezli heterodoks bir refah iktisadının temellerini atmıştır.

· 1990'lardan Günümüze ve 2026 Perspektifine uzanan son kesit ise, 1980lerin sonundaki varlık balonunun patlamasıyla başlayan "Kayıp On Yıllar"ın ve küreselleşme krizlerinin entelektüel muhasebesidir. Geleneksel Neoklasik yapısal reformların ve kemer sıkma politikalarının Japonya'nın yapısal likidite tuzağında etkisiz kalışı; Abenomics, helikopter para ve Modern Para Teorisi (MMT) gibi heterodoks para politikası deneylerini tetiklemiştir. Günümüz 2026 dünyasında ise Japonya; nüfus azalması, yaşlanma ve iklim krizi sarmalında, Kişida hükümetiyle başlayan paydaş odaklı "Yeni Kapitalizm" vizyonu ve Saito Kohei'nin büyük yankı uyandıran "Eko-Sosyalist Küçülme" (Degrowth) felsefesiyle, niceliksel büyüme fetişizmini reddeden ve özü itibarıyla geleneksel Keizai mefhumuna rücu eden yeni bir paradigmanın arayışı içindedir.

I: Tokugawa Dönemi ve İktisadın Ahlaki/Siyasi Kökleri (16031868)

Tokugawa Şogunluğu dönemi (16031868), Japonyanın dış dünyaya büyük ölçüde kapalı kaldığı (sakoku) ve toplumsal düzenin keskin feodal sınıflarla (shi-nō-kō-shō: samuray, köylü, zanaatkâr, tüccar) yapılandırıldığı özgün bir tarihsel kesiti ifade eder. Bu dönemde, Batı tarzı pozitivist, soyut ve değerden bağımsız bir "iktisat bilimi" henüz mevcut değildir. Ancak bu durum, derin bir iktisadi düşüncenin var olmadığı anlamına gelmez. Japon entelektüel havzası, iktisadi faaliyetleri modern anlamda kıt kaynakların rasyonel dağılımı olarak değil, etimolojik kökeni keikoku saimin (ülkeyi yönetmek ve halkın acısını dindirmek) olan "Keizai" kavramı etrafında şekillendirmiştir. Dolayısıyla Tokugawa dönemi iktisadi düşüncesi; ahlak, siyaset, kozmik düzen ve toplumsal refahın birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturduğu, kendine has iç dinamiklere sahip organik bir felsefi altyapıya dayanmaktadır.

1. Konu: Düzen, Doğa ve Erdem Olarak İktisat

Neo-Konfüçyüsçü Çerçeve: İktisadi Faaliyetlerin Ahlak ve Kozmik Düzenle İlişkisi

Tokugawa rejiminin resmî ideolojisi olarak benimsenen Neo-Konfüçyüsçülük (özellikle Zhu Xi ekolü), evrensel bir rasyonalite ve ahlaki kozmoloji üzerine kurulmuştur. Bu düşünceye göre gökyüzü, yeryüzü ve insan toplumu tek bir evrensel yasa (ri) ile birbirine bağlıdır. Bu bağlamda iktisadi faaliyetler, ahlaki düzenden bağımsız özerk bir alan (piyasa mekanizması gibi) olarak kabul edilemez; aksine, toplumsal uyumu ve erdemi koruma amacına hizmet eden siyasi/ahlaki bir sorumluluktur. Hükümdarın ve yönetici elit olan samuray sınıfının temel görevi, kaynakları adil bir şekilde yöneterek halkın refahını sağlamak ve kozmik dengenin bozulmasını (kıtlıklar, isyanlar, yozlaşma) engellemektir. Bu teorik çerçevede üretim, tüketim ve bölüşüm ilişkileri doğrudan doğruya ahlaki birer sınav ve toplumsal statü gereğidir.

Kumazawa Banzan (16191691): Kikoku Senkin Felsefesi, Fizyokratik Eğilimler ve Erken Ekolojik Keşifler

Neo-Konfüçyüsçü düşünceyi pratik ve bölgesel sorunlara uygulayan Kumazawa Banzan, döneminin en kurucu iktisat filozoflarından biridir. Banzan, ticaretin ve para ekonomisinin genişlemesinin feodal ahlakı ve köylü sınıfını yozlaştırdığını savunarak radikal bir fizyokratik duruş sergilemiştir. Onun iktisat felsefesinin merkezinde Kikoku Senkin (Tahıla saygı duy, altını küçümse) ilkesi yer alır. Banzan'a göre gerçek zenginlik paranın soyut değerinde değil, toprağın somut üretimindedir.

Metodolojik açıdan Banzan, Batı iktisat literatüründe daha sonra kavramsallaştırılacak olan Azalan Verimler Kanunu'nu son derece erken bir tarihte, tarımsal genişlemenin fiziksel sınırları üzerinden fark etmiştir. Ormanların tahrip edilerek yeni tarım alanları açılmasının erozyona, nehir yataklarının dolmasına ve nihayetinde büyük sel felaketlerine yol açacağını öngörmüştür. Bu yönüyle Banzan, iktisadi büyüme ile doğanın taşıma kapasitesi arasındaki diyalektik bağı kurarak, erken dönem bir ekolojik denge ve sürdürülebilirlik teorisyeni olarak öne çıkmaktadır.

2. Konu: Para, Enflasyon ve Piyasa Tartışmaları

Arai Hakuseki (16571725): Sıkı Para Politikası, Metalizm ve Para Miktar Teorisi Yaklaşımı

17.Yüzyılın sonu ve 18. yüzyılın başında Tokugawa ekonomisi, madeni para arzının yetersizliği ve şogunluğun mali açıkları kapatmak için paranın ayarını düşürmesi (debasement) nedeniyle ciddi bir enflasyon kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Şogun danışmanı ve rasyonalist bir tarihçi olan Arai Hakuseki, bu krize katı bir Metalizm cephesinden yaklaşmıştır.

Hakuseki, paranın değerinin şogunluğun mühründen veya iradesinden değil, içerdiği değerli maden (altın ve gümüş) miktarından kaynaklandığını savunmuştur. Paranın ayarının düşürülmesinin fiyatları doğrudan yükselttiğini görerek, Batı'da Jean Bodin ve David Hume ile özdeşleşen Para Miktar Teorisi'ne benzer bir analitik çerçeve geliştirmiştir. Çözüm olarak, tedavüldeki kalitesiz paraları toplatıp maden oranı yüksek, eski standartlara uygun paraları yeniden basmış ve sert bir sıkı para politikası (deflasyonist program) uygulamıştır. Hakusekinin yaklaşımı, iktisadi olguları ahlaki bir çöküşten ziyade, paranın metalik yapısı ve arzı üzerinden açıklayan erken dönem bir parasal rasyonalizm örneğidir.

Ogyū Sorai (16661728): Enflasyonun Yapısal Nedenleri ve Piyasanın Sosyolojisi

Arai Hakusekinin çağdaşı ve entelektüel rakibi olan Ogyū Sorai, enflasyon ve piyasa hareketlerini çok daha yapısal, kurumsal ve sosyolojik bir düzlemde analiz etmiştir. Sorai, Hakusekinin parasalcı çözümlerini eleştirerek, iktisadi krizin temel nedeninin paranın ayarı değil, feodal yapının geçirdiği mekânsal ve kültürel dönüşüm olduğunu ileri sürmüştür.

Sorai'ye göre asıl sorun, samuray sınıfının kendi topraklarından koparak kale-kentlerde (jōkamachi) toplanması ve burada "bir handa misafir gibi yaşayarak" her türlü ihtiyaçlarını nakit para karşılığında tüccarlardan satın almak zorunda kalmalarıdır. Bu kentleşme süreci, samurayları piyasaya bağımlı kılmış, lüks tüketimi körüklemiş ve fiyatları yapısal olarak yukarı çekmiştir. Sorai, piyasayı sadece fiyatların oluştuğu soyut bir mekanizma olarak değil, sınıfsal ilişkilerin ve yaşam tarzlarının belirlediği sosyolojik bir alan olarak görmüştür. Çözüm olarak ise paranın piyasadan çekilmesini değil, samurayların köylerine geri dönmesini ve ekonominin yeniden ayni temellere oturtulmasını içeren kökten kurumsal reformlar önermiştir.

3. Konu: Ticari Sermayenin ve Devlet Müdahaleciliğinin Meşrulaşması

Ishida Baigan (16851744) & Shingaku Hareketi: Ticari Kârın Ahlaki Savunusu ve "Japon Protestan Ahlakı"

Konfüçyüsçü feodal hiyerarşide tüccarlar, kendileri doğrudan üretim yapmadıkları ve sadece değer transferi üzerinden kazanç sağladıkları için en alt tabaka olarak konumlandırılmış ve ahlaken dışlanmıştır. Bu meşruiyet krizini aşan figür, halk felsefesi hareketi olan Shingakunun (Kalp Bilimi) kurucusu Ishida Baigan olmuştur.

Baigan, Max Weberin Batı kapitalizminin doğuşu için kurguladığı "Protestan Ahlakı" tezini andıran yerel bir tüccar etiği geliştirmiştir. Tüccarların elde ettiği kârın, samurayların aldığı maaştan ya da köylülerin mahsulünden farkı olmadığını; bu kârın, malın uzak mesafelerden getirilmesi sürecinde üstlenilen riskin ve verilen emeğin adil bir karşılığı olduğunu savunmuştur. Ancak bu meşrulaştırma, sınırsız bir rasyonalizasyon değil, dürüstlük (shōjiki) ve tutumluluk (seiken) ilkelerine bağlanmıştır. Baigana göre hile yapmadan, adil fiyatla ve toplumsal refahı gözeterek kazanılan kâr ahlakidir. Shingaku hareketi, ticari sermayenin feodal düzen içinde entelektüel ve ahlaki bir zemin kazanmasını sağlayarak, sonraki dönemlerin proto-kapitalist dönüşümüne zihni bir hazırlık teşkil etmiştir.

Kaiho Seiryō (17551817): Radikal Ticarileşme ve Evrenin Meta/Piyasa İlişkileri Üzerinden Tanımlanması

Ishida Baigan’ın ahlaki çerçevesini çok daha seküler ve radikal bir boyuta taşıyan Kaiho Seiryō, Tokugawa döneminin en şaşırtıcı piyasa teorisyenlerindendir. Seiryō, Konfüçyüsçü ahlaki söylemleri tamamen bir kenara bırakarak evrenin ve toplumsal ilişkilerin temelinde "meta değiş tokuşu" (ticaret) olduğunu iddia etmiştir.

Seiryō’ya göre, "Gökyüzü ve yeryüzü arasındaki her şey birer emtiadır". Bu radikal yaklaşımla, feodalizmin kutsal saydığı Lord-teba (daimyō-samuray) ilişkisini bile rasyonel bir piyasa kontratı olarak yeniden tanımlamıştır: Lord, samuraya maaş (pirinç) vererek onun askeri ve idari emeğini satın almaktadır; dolayısıyla bu ilişki bir tür ticari alışveriştir. Feodal beylerin ticaret yapmayı ayıp saymasını cehalet olarak nitelendiren Seiryō, devletlerin (hanlıkların) hayatta kalabilmek için piyasa rasyonalitesini benimsemesi, tefecilik yapması ve ticari işletmeler gibi yönetilmesi gerektiğini savunarak saf bir ticari rasyonalizmin savunuculuğunu yapmıştır.

Satō Nobuhiro (17691850): Totaliter Kalkınmacılık ve Proto-Sosyalist/Merkantilist Ütopya

Seiryō’nun serbest piyasa ve ticarileşme eğiliminin tam karşısında yer alan Satō Nobuhiro ise Japon iktisadi düşüncesinde kalkınmacı devlet ve merkezi planlama fikrinin ekstrem bir modelini çizmiştir. Batı dışı dünyadaki erken dönem merkantilist ve proto-sosyalist sentezlerden biri olan Nobuhironun teorisi, devletin mutlak egemenliğine dayanır.

Nobuhiro, tüm doğal kaynakların, toprağın ve hatta insanların doğrudan devlete ait olması gerektiğini savunmuştur. Tasarladığı ütopik yönetim modelinde ekonomi; üretim, tarım, denizcilik, madencilik ve ormancılık gibi alanlara ayrılmış merkezi bakanlıklar (kurullar) eliyle bizzat devlet tarafından işletilecektir. Devlet sadece üretimi planlamakla kalmayacak; eğitimi, evlilikleri, meslek seçimlerini ve sosyal refah yardımlarını da mutlak surette kontrol edecektir. Nobuhiro'nun bu totaliter planlamacılığı, dış tehditlere (Batı emperyalizmine) karşı ulusal gücü maksimize etme amacını gütmektedir ve bu yönüyle Meiji dönemi ve sonrasındaki "tepeden inmeci/güdümlü" devlet kapitalizminin kuramsal bir habercisidir.

Ninomiya Sontoku (17871856): Tarımsal Kooperatifçilik, Borç Yapılandırma ve Köylü Ahlakı

Tokugawa döneminin kapanış safhasında, kırsal alandaki çözülme ve yoksulluğa pratik çözümler üreten figür ise "Köylü Aziz" olarak anılan Ninomiya Sontoku olmuştur. Sontoku, iktisadi kalkınmayı teknik bir planlamadan ziyade, tarımsal emeğin ve ahlakın yeniden canlandırılması süreci olarak kurgulamıştır.

Sontokunun geliştirdiği sistemin temel yapı taşı, Hotokusha adı verilen erken dönem tarımsal kooperatifçilik ve yardımlaşma sandıklarıdır. Bu sandıklar vasıtasıyla köylülerin biriken fahiş borçları yapılandırılmış, faizsiz kredi imkânları sunulmuş ve teknik tarım yöntemleri (sulama, gübreleme) kolektif bir bilinçle yaygınlaştırılmıştır. Sontoku'nun ekonomi felsefesi, çalışmayı ve üretmeyi doğaya ve atalara karşı bir "şükran ödemesi" (hōtoku) olarak gören bir köylü ahlakına dayanır. Onun pratik ve mikro düzeydeki bu başarıları, makro düzeyde çökmekte olan feodal tarım ekonomisini tabandan gelen bir ahlaki disiplinle rasyonalize etme çabasını temsil eder.

Metodolojik Değerlendirme
Bölüm genelinde görüldüğü üzere, Tokugawa Japonyası modernite öncesinde statik bir entelektüel dönem geçirmemiş; aksine para teorisinden ekolojik sınırlara, piyasa sosyolojisinden ticari meşruiyete ve devlet güdümlü planlamaya kadar çok geniş bir teorik yelpaze üretmiştir. Bu düşünce mirası, ahlaki ve siyasi bağlamından koparılmadan, Meiji dönemiyle birlikte Batı’dan gelecek olan Klasik, Neoklasik ve Alman Tarihçi Okulu teorilerinin üzerine oturacağı en temel zihni ve kurumsal matrisi oluşturmuştur.
elsefesi üzerinden şekillenen ve modern Japon toplumunda büyük yankı uyandıran eko-sosyalist küçülme teorisi.

Devamı için...

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2072

Türkiye’nin ekonomi tarihi, krizler ve bu krizlerden çıkış reçeteleriyle dolu bir kroniktir. Ancak 2001 krizi, sadece bir likidite daralması veya döviz şoku olmanın ötesinde; Cumhuriyet tarihinin en köklü "sistemik çöküşü" olarak kayıtlara geçmiştir. ;

İnsanlık tarihi boyunca savaşın ve stratejinin temel birimi "toprak" olmuştur. Westphalia düzeninden bu yana egemenlik; sınırların korunması, kaynakların fiziksel işgali ve orduların cephe hattındaki yıpratıcı mücadelesiyle ölçülmüştür. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreği tamamlanırken, özellikle 2025-20...;

Yüzyılın başında devletlerarası çatışmalar giderek cepheden cepheye değil, koridordan koridora aktarılmaktadır. Ekonomi, enerji, savunma ve diplomasi artık haritalarda sınırlarla değil, bağlantı hatlarıyla tarif edilmektedir (Fırat, 2021; Kirişci, 2022). Zengezur Koridoru da tam bu bağlamda, yalnızc...;

İktisat tarihi, sadece rakamların ve ticaret yollarının hikayesi değil, aynı zamanda toplumların kurumsal zekâlarının ve zihniyet dünyalarının bir yansımasıdır. 1300 ile 1800 yılları arasındaki İspanya örneği, bu bağlamda dünya tarihindeki en öğretici laboratuvarlardan biridir. Bu dönemde İspanya; A...;

Balkanlar iktisat tarihi ve doktrinler tarihi literatüründe sıklıkla homojen, "gecikmiş" veya çevre (periferi) bir coğrafya olarak ele alınma eğilimindedir. Oysa Doğu Avrupa ve Balkan iktisadi düşünce gelenekleri derinlemesine incelendiğinde, alanın sınırlarını çizen devasa kurumsal ve zihinsel fay ...;

Geleneksel polisiye kahramanları ipuçlarını parmak izlerinde, balistik raporlarda veya tanık ifadelerindeki duygusal boşluklarda ararlar. Ancak Henry Spearman, bir cinayet mahalline girdiğinde cebinden büyüteç değil, bir "iktisatçı gözlüğü" çıkarır. Onun için her suç, rasyonel bir aktörün kısıtlı ka...;

Ulusların iktisadi düşünce tarihleri, salt soyut kuramsal metinlerin kronolojik bir dökümü değil; o ulusların küresel kapitalist sisteme eklemlenme biçimlerinin, kurumsal dönüşümlerinin ve karşı karşıya kaldıkları yapısal krizlerin entelektüel bir aynasıdır. Brezilya iktisadi düşünce tarihi de bu ku...;

Temeli 1998 tarihli Afrika Açılım Eylem Planı’na dayansa da özellikle 2008’den itibaren büyükelçilik sayısında ve THY Afrika destinasyonlarındaki artışlarla birlikte ivme kazanan Türkiye-Afrika ilişkileri ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri stratejik boyutlarıyla geniş bir zemine oturmaktadır. ;

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir. Değişimin çok hızlı ve ola...

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...