Kıta Avrupası’ndan Yeni Dünyaya: Amerikan İktisadının Kurumsallaşmasında ve Akademik Dönüşümünde "Alman Modeli"
İktisat biliminin tarihsel gelişimi, ekseriyetle soyut kuramların doğrusal bir çizgide birbirini takip ettiği saf bir düşünce silsilesi olarak tasvir edilir. Ancak iktisadi düşüncenin ve bu düşünceyi üreten akademik paradigmaların evrimi, göründüğünden çok daha ampirik, kurumsal ve coğrafi yer değiştirmelere dayalı transatlantik bir öyküdür. Modern iktisat yazınını ve yükseköğrenim sistemini küresel ölçekte domine eden Amerikan iktisat paradigması, sanıldığı gibi salt Anglo-Sakson kökenli bir serbest piyasa geleneğinin pürüzsüz bir devamı değildir. Aksine, bugünkü Amerikan iktisadi aklı ve kurumsal altyapısı, 19. yüzyılın son çeyreğinde Kıta Avrupası’ndan, bilhassa da Bismarck Almanyası’ndan esen ampirik ve tarihselci bir rüzgârın yerel pragmatizmle çarpışmasından doğan melez bir sentezin ürünüdür.
19.Yüzyılın sonlarında sanayileşen ve kabuk değiştiren Amerika Birleşik Devletleri, derinleşen gelir adaletsizliği, işçi hareketleri, tekelleşme dalgaları ve kronikleşen krizlerle boğuşurken, dönemin yerleşik Amerikan kolejleri bu yakıcı sorunlara yanıt üretemez durumdaydı. İngiliz Klasik Okulu’nun soyut, tarih dışı ve evrensel olduğu iddia edilen laissez-faire (bırakınız yapsınlar) dogması, sokaktaki iktisadi gerçeklik ile kuramsal fildişi kule arasındaki makası her geçen gün daha da açıyordu. İşte bu metodolojik ve kurumsal tıkanıklık, yeni kuşak genç Amerikalı araştırmacıları radikal bir alternatif arayışına itti ve yönlerini o dönemin bilimsel mükemmeliyet merkezi olan Alman üniversitelerine çevirmelerine neden oldu.
Almanya’da Gustav von Schmoller ve Adolph Wagner gibi "Kürsü Sosyalistleri"nin (Kathedersozialisten) sürüklediği Alman Tarihçi Okulu (Historische Schule) ve Verein für Socialpolitik (Sosyal Politika Birliği) geleneği, bu genç araştırmacılara yepyeni bir ufuk sundu. Soyut formüller yerine devasa alan araştırmalarına ve ampirizme dayanan, bilgiyi pasif bir ezberden çıkarıp "Seminer" odalarında aktif bir üretim nesnesine dönüştüren ve devleti toplumsal refahın ahlaki bir düzenleyicisi olarak gören bu "Alman Modeli", Amerikan iktisadının yeniden inşasındaki ana katalizör oldu.
Bu çalışma; Alman üniversite modelinin ve iktisat anlayışının transatlantik bir entelektüel göç dalgasıyla Amerika Birleşik Devletleri'ne taşınma, kopyalanma ve kurumsallaşma süreçlerini incelemektedir. Çalışma kapsamında; Johns Hopkins Üniversitesi ile başlayan akademik devrim, Amerikan İktisat Birliği'nin (AEA) kuruluşu aşamasındaki ideolojik çatışmalar, Wisconsin Üniversitesi örneğinde bu modelin yoğun Alman göçmen tabanıyla birleşerek nasıl "ete kemiğe büründüğü" ve Amerikan Kurumsalcılığını doğurduğu tarihsel bir süzgeçten geçirilecektir.
Ayrıca modelin Amerikan iktisat tarihindeki sıra dışı ve dolaylı izleri, Almanya'ya hiç gitmediği halde bu felsefeyi hocalarından alan Thorstein Veblen ile Weimar Almanyası'nın hiperenflasyon travmasında paranın içselliğini gözlemleyen Henry Simons vakaları üzerinden derinleştirilecektir. Nihayetinde çalışma, Alman ampirik-kurumsal altyapısı (birlikler, dergiler, araştırma merkezleri) ile Anglo-Sakson neoklasik teorisinin evliliğinden doğan bugünkü melez, matematikselleşmiş küresel Amerikan iktisat paradigmasının kurumsal genetiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
I.Anglo-Sakson Dünyasında Bir Alman Esintisi
19.Yüzyılın sonlarında sanayileşen ve kabuk değiştiren Amerika Birleşik Devletleri, derinleşen gelir adaletsizliği, işçi hareketleri, tekelleşme dalgaları ve kronikleşen krizlerle boğuşurken, dönemin yerleşik Amerikan kolejleri bu yakıcı sorunlara yanıt üretemez durumdaydı. İngiliz Klasik Okulu’nun soyut, tarih dışı ve evrensel olduğu iddia edilen laissez-faire (bırakınız yapsınlar) dogması, sokaktaki iktisadi gerçeklik ile kuramsal fildişi kule arasındaki makası her geçen gün daha da açıyordu. İşte bu metodolojik ve kurumsal tıkanıklık, yeni kuşak genç Amerikalı araştırmacıları radikal bir alternatif arayışına itti ve yönlerini o dönemin bilimsel mükemmeliyet merkezi olan Alman üniversitelerine çevirmelerine neden oldu.
Almanya’da Gustav von Schmoller ve Adolph Wagner gibi "Kürsü Sosyalistleri"nin (Kathedersozialisten) sürüklediği Alman Tarihçi Okulu (Historische Schule) ve Verein für Socialpolitik (Sosyal Politika Birliği) geleneği, bu genç araştırmacılara yepyeni bir ufuk sundu. Soyut formüller yerine devasa alan araştırmalarına ve ampirizme dayanan, bilgiyi pasif bir ezberden çıkarıp "Seminer" odalarında aktif bir üretim nesnesine dönüştüren ve devleti toplumsal refahın ahlaki bir düzenleyicisi olarak gören bu "Alman Modeli", Amerikan iktisadının yeniden inşasındaki ana katalizör oldu.
Bu çalışma; Alman üniversite modelinin ve iktisat anlayışının transatlantik bir entelektüel göç dalgasıyla Amerika Birleşik Devletleri'ne taşınma, kopyalanma ve kurumsallaşma süreçlerini incelemektedir. Çalışma kapsamında; Johns Hopkins Üniversitesi ile başlayan akademik devrim, Amerikan İktisat Birliği'nin (AEA) kuruluşu aşamasındaki ideolojik çatışmalar, Wisconsin Üniversitesi örneğinde bu modelin yoğun Alman göçmen tabanıyla birleşerek nasıl "ete kemiğe büründüğü" ve Amerikan Kurumsalcılığını doğurduğu tarihsel bir süzgeçten geçirilecektir.
Ayrıca modelin Amerikan iktisat tarihindeki sıra dışı ve dolaylı izleri, Almanya'ya hiç gitmediği halde bu felsefeyi hocalarından alan Thorstein Veblen ile Weimar Almanyası'nın hiperenflasyon travmasında paranın içselliğini gözlemleyen Henry Simons vakaları üzerinden derinleştirilecektir. Nihayetinde çalışma, Alman ampirik-kurumsal altyapısı (birlikler, dergiler, araştırma merkezleri) ile Anglo-Sakson neoklasik teorisinin evliliğinden doğan bugünkü melez, matematikselleşmiş küresel Amerikan iktisat paradigmasının kurumsal genetiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
I.Anglo-Sakson Dünyasında Bir Alman Esintisi
19.Yüzyılın son çeyreği, Amerikan yükseköğrenimi ve iktisadi düşünce dünyası için köklü bir kırılmanın ve yeniden yapılanmanın eşiğini ifade eder. Bu dönemde Amerikan entelektüel hayatı, iki farklı coğrafyanın ve metodolojinin derin etkisi altında şekillenmiştir: Bir yanda yerleşik, dogmatik ve soyut karakteriyle Anglo-Sakson klasik iktisat geleneği; diğer yanda ise ampirik, tarihselci ve kurumsal yapısıyla Kıta Avrupası’ndan esen Alman rüzgârı. Amerikan iktisadının bugünkü kurumsal ve akademik gücüne ulaşması, bu iki farklı geleneğin çatışmasından ve nihayetinde melezleşmesinden doğmuştur.