Çek İktisadi Düşünce Tarihi: Kökler, Sınırlar ve Modern Dönem (1300- 2026)

Makale

İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen "Viyana" merkezli bir anlatıya hapsedilmiş olmasıdır....

Çok Uluslu Bir İmparatorluğun Görünmez Motoru


İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen "Viyana" merkezli bir anlatıya hapsedilmiş olmasıdır. Oysa Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun entelektüel, kültürel ve en önemlisi iktisadi dinamizmini besleyen nehirlerin yatakları, büyük ölçüde tarihsel Bohemya ve Moravya topraklarında —yani bugünün Çekya coğrafyasında— uzanmaktadır. Çek iktisadi düşüncesi, kendine has yerel ve ahlaki kökleri barındırmasının yanı sıra, küresel iktisat teorisine yön veren Avusturya Okulu ve evrimci/dinamik iktisat akımlarıyla da koparılamaz köksel bağlara sahiptir.


Bohemya ve Moravya’nın Sınırlar İçindeki Endüstriyel Ağırlığı


Habsburg Monarşisi ve sonrasındaki Avusturya-Macaristan ikiz monarşisi mimarisinde Çek toprakları, imparatorluğun kelimenin tam anlamıyla "ekonomik ve endüstriyel motoru" işlevini görmüştür. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlanan sanayi devrimiyle birlikte Bohemya ve Moravya havzası; zengin kömür yatakları, gelişmiş tekstil imalathaneleri, demir-çelik tesisleri ve Skoda gibi küresel ölçekli makine sanayii devleriyle imparatorluğun toplam endüstriyel üretiminin yaklaşık %70’ini tek başına sırtlar hale gelmiştir. Viyana siyasi gücün, saray diplomasisinin ve finansal elitlerin merkeziyken; bu finansal gücü ve imparatorluk ihtişamını fonlayan somut artı-değer pragmatik Çek coğrafyasında üretilmektedir. Dolayısıyla, bu topraklarda şekillenen iktisadi düşünce, hiçbir zaman sadece fildişi kulelerde üretilen spekülatif bir felsefeden ibaret olmamış; üretimin, sanayileşmenin, sendikalaşmanın ve hızlı kurumsal dönüşümlerin yarattığı somut sorunlara çözüm aramıştır. İktisatçı, bu havzada erken dönemlerden itibaren teorisyen olmanın ötesinde, sistemik dönüşümleri yönetmekle mükellef bir "klinisyen" olarak doğmuştur.


Çok Kültürlü Entelektüel İklim ve Düşünsel Geçişkenlik


İmparatorluğun çok uluslu ve kozmopolit dokusu, kimin "Çek", kimin "Alman" ya da kimin "Avusturyalı" olduğunu net hatlarla ayırmayı imkânsız kılan hibrit bir entelektüel iklim yaratmıştır. Prag, Almanca ve Çekçe konuşan entelektüellerin, Yahudi kültürünün ve kozmopolit bir burjuvazinin bir arada var olduğu, fikirlerin sınır tanımadan çarpıştığı bir havzadır. Bu durum iktisatçılar matrisine bakıldığında daha net görülür: Bugün küresel literatürde saf "Avusturyalı" veya "Alman" olarak etiketlenen pek çok deha, aslında Bohemya ve Moravya’nın sosyo-ekonomik dekorunda büyümüş, oranın havasını solumuş isimlerdir. Friedrich von Hayek’in etimolojik olarak Çekçe "Háj" (koru) kökünden gelen soyadı ve ailesinin Bohemya bağları; Joseph Alois Schumpeter’in sanayileşmenin kalbindeki bir Moravya kasabası olan Třešť’te doğup büyümesi; marjinal faydayı kamu maliyesine uygulayan Emil Sax’ın Opava doğumlu olması ya da Eugen von Böhm-Bawerk'in kariyerinin en verimli yıllarını Brno'da profesörlük yaparak geçirmesi bu geçişkenliğin en net kanıtlarıdır. Ulusal kimliklerin henüz katılaşmadığı bu evrede, Bohemya/Moravya iklimi, kurumsal analiz ile sübjektif değer teorisinin harmanlandığı özgün bir düşünsel mayalanma alanı sunmuştur.


Yöntemsel Perspektif


Bu çalışmanın temel yöntemsel amacı, Antonie Doležalová’nın A History of Czech Economic Thought adlı öncü eserinde kurduğu tarihsel ve metodolojik omurgayı referans alarak, söz konusu literatürün eksik bırakılan veya çeperde kalan halkalarını tamamlamaktır. Analiz, Orta Çağ’ın ahlak felsefesi ve reformasyon hareketlerinden (Jan Hus ve Comenius ekolü) yola çıkarak, Çek iktisadi düşüncesinin genetik kodlarındaki "ahlak, kurumsal yapı ve toplumsal fayda" vurgusunu görünür kılacaktır.

Ardından, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dönemindeki çok kültürlü havza incelenerek, Hayek ve Schumpeter gibi küresel devlerin bu coğrafyadaki köksel ve kuramsal izleri metodolojik bir analize tabi tutulacaktır. Çalışma, kronolojik sürekliliği bozmadan, 1948-1989 arası Marksist planlama ve Prag Baharı dönemi "Üçüncü Yol" arayışlarını değerlendirecek ve nihayetinde kitabın kronolojik olarak kapsam dışı bıraktığı 1989-2026 yayını ele alacaktır. Kadife Devrim'den günümüze (2026) uzanan süreç; şok terapiler, kupon özelleştirmeleri ve AB entegrasyonu ekseninde, soyut teorilerin kendi ana vatanında nasıl devasa bir "klinik ekonomi laboratuvarına" dönüştüğünü gösteren bir sentezle son bulacaktır.


I. Erken Dönem: Ahlak Felsefesi, Reformasyon ve Kameralizm (14. Yüzyıl- 19. Yüzyıl Başı)


Çek iktisadi düşüncesinin erken dönemi, Batı Avrupa ana akım iktisat tarihçiliğinin seküler ve rasyonalist başlangıç anlatılarından farklı olarak, teoloji, ahlak felsefesi ve toplumsal adalet arayışıyla iç içe şekillenmiştir. Bu evrede iktisadi eylem ve kuramlar, zenginliğin bizzat kendisini maksimize etmekten ziyade, "ebedi kurtuluş, toplumsal denge ve ahlaki meşruiyet" çerçevesinde ele alınmıştır. Bohemya Reformasyonu'ndan Habsburg Kameralizmine uzanan bu süreç, Çek entelektüel havzasının kurumsal ve normatif karakterinin genetik kodlarını oluşturmuştur.


Hristiyan Kökler ve Toplumsal Adalet: Jan Hus ve Petr Chelčický


Çek topraklarında iktisadi meselelerin felsefi bir derinlikle tartışılmaya başlanması, 14. ve 15. yüzyıl Bohemya Reformasyonu'na (Hussit Hareketi) dayanır. Bu dönemin kurucu figürü olan Jan Hus (1371–1415), Katolik Kilisesi'nin dünyevileşmesini ve endüljans satışlarını teolojik olarak eleştirmenin ötesinde, mülkiyet ve servetin ahlaki sınırlarına dair özgün tezler ileri sürmüştür. Hus, mülkiyet hakkını mutlak bir seküler hak olarak değil, Tanrı'nın adaletine ve toplumsal faydaya hizmet ettiği sürece meşru kabul edilen koşullu bir emanet olarak görmüştür. Onun iktisat tarihindeki en radikal çıkışlarından biri, iktisadi nesnelerin ve eylemlerin değerini piyasadaki mekanik arz-talep ilişkisinden ziyade, bireyin niyeti ve ahlaki sorumluluğu üzerinden tanımlamasıdır. Hus’un adil fiyat (just price) ve tefecilik yasağı üzerine yorumları, bir anlamda öznel değer teorisinin ahlak felsefesi içindeki erken ve ilkel bir formu olarak okunabilir.

Hus'un idama mahkûm edilmesinin ardından hareketi daha radikal bir toplumsal eleştiri çizgisine taşıyan Petr Chelčický (1390–1460) ise Orta Çağ'ın feodal yapısını ve kilise destekli "üç zümre" (dua edenler, savaşanlar, çalışanlar) teorisini tamamen reddetmiştir. Chelčický, Ağlar İnancı (The Net of Faith) adlı eserinde, ticareti, lüks tüketimi ve faiz mekanizmasını toplumsal çürümenin ve sömürünün ana kaynağı olarak ilan etmiştir. Devletin ve feodal hukukun zorba aygıtlarına karşı, mülkiyetin ortaklaşa paylaşıldığı, herkesin kendi emeğiyle geçindiği, paranın ve alıcı-satıcı ilişkilerinin minimize edildiği otonom ve pasifist tarım topluluklarını savunmuştur. Chelčický’nin bu erken dönem ütopyacı ve Hıristiyan anarşist yaklaşımları, Çek düşünce tarihinde mülkiyetin toplumsal işlevine dair kalıcı bir kurumsal duyarlılık bırakmıştır.


Comenius’un Eğitim ve Kalkınma Modeli: Beşerî Sermaye ve İktisadi Özgürlük


17.Yüzyıla gelindiğinde, Otuz Yıl Savaşları'nın yıkımı ve Bohemya'nın Habsburg egemenliğine kesin olarak girmesi (1620 Beyaz Dağ Savaşı), entelektüel üretimin sürgünde devam etmesine neden olmuştur. Modern eğitimin kurucu babası olarak kabul edilen modern hümanist Jan Amos Comenius (Komenský) (1592–1670), küresel çapta bir eğitim reformcusu olmasının yanı sıra, iktisadi kalkınmayı "beşerî sermaye" üzerinden kurgulayan ilk düşünürlerdendir.

Comenius, Evrensel Islahat (Consultatio Catholica) projesinde, toplumsal refahın ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasının yolunun mekanik bir zenginlik birikimiyle değil, rasyonel ve evrensel bir eğitim sistemiyle mümkün olduğunu savunmuştur. Eğitim, bireyi iktisadi olarak üretken ve bağımsız kılan en temel araçtır. Comenius, üretimin ve ticaretin önündeki feodal engeller ile tekelci lonca yapılarına karşı çıkmış; serbest rekabeti, rasyonel iş bölümünü ve çalışkanlığı ahlaki birer ödev olarak tanımlamıştır. Onun sisteminde iktisadi özgürlük, bireyin ahlaki ve zihinsel olgunlaşmasının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu yönüyle Comenius, çağdaşı olan Batılı Merkantilistlerin "ticaret bilançosu fazlası" odaklı sığ yaklaşımlarını aşarak, iktisadi kalkınmayı beşerî gelişmişlik, kurumsal rasyonalite ve özgürlükle bağdaştıran erken bir kalkınma modeli ortaya koymuştur.


Habsburg Kameralizmi: İmparatorluk Sınırlarında Korumacılık


Beyaz Dağ Savaşı'nın ardından Bohemya, Habsburg Monarşisi'nin merkeziyetçi mali politikalarının ve Cizvit etkisindeki Karşı-Reformasyon'un uygulama alanı haline geldi. Bu yeni siyasi gerçeklik, iktisadi düşüncenin "Kameralizm" (Kraliyet hazinesini ve devlet yönetimini optimize etmeyi amaçlayan Alman/Avusturya tipi merkantilizm) çerçevesinde kurumsallaşmasını sağladı.

Bu dönemin entelektüel omurgasını "Büyük Üçlü" olarak bilinen Johann Joachim Becher, Philipp Wilhelm von Hornigk ve Wilhelm von Schröder oluşturmuştur. Bu düşünürler, Bohemya ve Moravya’yı imparatorluğun ham madde ve üretim üssü olarak yeniden kurgulamışlardır.

J. J. Becher, iktisadi süreci organik bir "dolaşım" (tüketim ve nüfus artışı) mekanizması olarak görmüş, Bohemya'da el sanatları ve imalatın devlet eliyle desteklenmesi gerektiğini savunmuştur.

P. W. von Hornigk, 1684 tarihli ünlü Oestereich ueber alles, wann es nur will (İsterse Avusturya Her Şeyin Üstündedir) adlı manifestosunda, Bohemya’nın stratejik önemini açıkça ortaya koymuştur. Hornigk, imparatorluğun ekonomik bağımsızlığı için Bohemya’nın zengin ham maddelerinin (yün, keten, madenler) kesinlikle yurt dışına ihraç edilmemesini, bunun yerine yerli imalathanelerde işlenerek katma değerli nihai ürün haline getirilmesini savunan katı korumacı 9 ilkeyi formüle etmiştir. İthalatın sınırlandırılması ve altın-gümüş stoklarının içeride tutulması felsefesi, Bohemya topraklarında sanayi altyapısının (manifaktür) kurulmasının kuramsal gerekçesi olmuştur.

W. von Schröder ise mutlakiyetçi devletin mali gücünü artırmak adına vergi sisteminin rasyonelleştirilmesi ve Bohemya’da devlet bankacılığı altyapısının kurulması fikrini işlemiştir. Kameralistler sayesinde iktisat, ahlak felsefesinin bir alt dalı olmaktan çıkıp, devlet aygıtının idari ve mali etkinliğini artırmaya yönelik disiplinlerarası bir egemenlik bilimi haline gelmiştir.


Bernard Bolzano: Aydınlanma, Matematik ve Refahın Dağılımı


18.Yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başında Çek iktisadi düşüncesi, Kameralizmin bürokratik sınırlarını aşarak Aydınlanma felsefesi ve erken dönem sosyal adalet arayışlarıyla yeniden buluşmuştur. Bu geçiş döneminin en özgün ve dahi figürü, Prag doğumlu İtalyan-Çek kökenli matematikçi, mantıkçı ve Katolik ilahiyatçı Bernard Bolzano (1781–1848)’dur.

Bolzano, saf matematik ve mantık alanındaki devrimsel çalışmalarının (örneğin fonksiyonlar teorisi) yanı sıra, sosyal ve iktisadi felsefeye dair çok kıymetli eserler (özellikle En İyi Devlet Üzerine) bırakmıştır. Bolzano’nun iktisadi yaklaşımı, Aydınlanma rasyonalizmi ile Katolik ahlak dokusunun ütopik bir sentezidir. O, döneminin yükselen laissez-faire (bırakınız yapsınlar) kapitalizmini ve mülkiyetin mutlaklaştırılmasını sert bir dille eleştirmiştir. Bolzano'ya göre, toplumsal zenginliğin ölçüsü toplam üretim miktarı değil, bu zenginliğin bireyler arasındaki "adil dağılımı" ve genel refah seviyesidir.

İktisadi rasyonaliteyi toplumsal fayda (en yüce ahlak yasası) ile eşitleyen Bolzano; miras hakkının sınırlandırılmasını, yoksullar için devlet güvenceli eğitim, sağlık ve barınma haklarının sağlanmasını ve mülkiyetin kamusal denetime tabi tutulmasını savunmuştur. Onun refahın dağılımına ve sosyal adalete odaklanan bu insani ve matematiksel yaklaşımı, 19. yüzyılın ortalarından itibaren Çek topraklarında gelişecek olan ulusal uyanış (National Awakening) hareketinin iktisadi vizyonunu derinden etkilemiş ve Çek iktisatçıların kurumsalsosyal politika ekolüne olan yatkınlığını pekiştirmiştir.



Devamı için...

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

Bu çalışma, Sierra Leone’de iç savaş sonrası uygulanan Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR) programının ‘teknik başarı’ ölçütleri ile (silahsızlanma/terhis/yeniden uyum) sınırlı kalmasının, devletin şiddet tekelinin yeniden tesisi ve pozitif barışın kurumsallaşmasında yeterli olup olma...;

Tarihte pek çok ulusun geçmişine bakıldığında, kültürel üst kimliklerin bugünün dar siyasi haritaları üzerinden değerlendirildiği görülür. Bu yüzeysel bakış açısı nedeniyle, dışarıdan bakan bir göz için "Türk" kavramı yalnızca "Türkiye Cumhuriyeti" sınırlarına, "Türkiye" ise ne yazık ki Orta Doğu ek...;

Son yıllarda Çin’in atıl kapasitesine dair şikâyetler eksik olmadı. Pekin’in ihracatı teşvik etme ve ne pahasına olursa olsun dış ticaret fazlasını büyütme kararlılığı; ABD ve Avrupa ülkeleri gibi gelişmiş ekonomilerin yanı sıra Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki gelişmekte olan ülkelerin sanayileşm...;

Kentsel iktisat yazınında sosyal konut politikaları, genellikle piyasanın tamamen dışlandığı hantal devlet mülkiyetleri ya da alt gelir gruplarını kentin çeperlerine süren neoliberal kota zorlamaları arasında kutuplaşmaktadır. Hollanda’nın Amsterdam ve Rotterdam metropolleri ekseninde somutlaşan kon...;

Arktik güvenlik tartışması çoğu zaman askerî hareketlilik, Rus üsleri, NATO tatbikatları ve Kuzey Atlantik savunması üzerinden yürütülüyor. Bu çerçeve gerekli, fakat artık yeterli değil. Arktik’teki asıl açık yalnızca bir askerî saldırı ihtimali değildir.;

İktisat bilimi, özü itibarıyla "kıtlık" (scarcity) üzerine inşa edilmiş bir disiplindir. Adam Smith’ten Keynes’e, üretim faktörlerinin (toprak, emek ve sermaye) sınırlılığı ve bu sınırlı kaynakların en yüksek toplumsal refahı sağlayacak şekilde dağıtımı, iktisadi düşüncenin ana eksenini oluşturmuştu...;

Çok şey gibi İstanbul’un o güzelim çay bahçeleri de gün gün eksilmekte. Halbuki Onlar şehir hayatının vazgeçilmez unsurları idiler. Gün içinde küçük bir kaçamak ya da uzun yaz günlerinde iş çıkışı bir nefeslenme için ne güzel bir imkan. ;

Modern ekonomi, sanayi devriminden bu yana en köklü dönüşümünü "platformlaşma" (platformization) süreciyle yaşamaktadır. Geleneksel üretim modellerinde değer, bir firmanın kontrolündeki doğrusal bir zincirde yaratılırken; platformlar bu hiyerarşiyi yıkarak değeri, bağımsız aktörlerin (arz ve talep) ...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...