Marka Şehirler ve Medeniyet - Divriği'den Eğine 2

Makale

Büyük şairimiz sevgili Yahya Kemal daha 1930’lu yıllarda ileriyi görüp feverân eder gibi ikaz ederken ne kadar haklıymış. “İstanbul’un imarına Anadolu’dan önce başlamak affedilmez bir hata olur.” Öyle de oldu; İstanbul -son derece kötü bir şekilde- imar, Anadolu ihmal edildi. Sonuç acı verici…...

MARKA ŞEHİRLER VE MEDENİYET

DİVRİĞİ’DEN EĞİNE 2


Mehmet Sermet MOLU
 

SİVASTA BİR KÖY VAR: TUĞUT

Büyük şairimiz sevgili Yahya Kemal daha 1930lu yıllarda ileriyi görüp feverân eder gibi ikaz ederken ne kadar haklıymış. “İstanbulun imarına Anadoludan önce başlamak affedilmez bir hata olur.“

Öyle de oldu; İstanbul -son derece kötü bir şekilde- imar, Anadolu ihmal edildi. Sonuç acı verici…

Bu acı verici örnekler o kadar çok ki. Şimdi bu coğrafyanın tahmin edilemez bir güzelliğini görmek üzere Divriğiden Sivas’ın -bir kasaba büyüklüğündeki- köyü Tuğuta doğru yol alıyoruz.

Yollar; uzun uzun yollar, çocukken ninelerimizden, annelerimizden çokça dinlediğimiz gibi dere tepe düz gidilen yollar. Kimini duyduğumuz, kimini hiç bilmediğimiz rüya gibi yerlere taşıyacak bizleri…

Burası Tuğut. Bu coğrafyada bulmayı hiç beklemediğim masalvâri bir manzara ile karşı karşıyayız. Dağlar arasında saklanmış, ama mimarisi, üslubu, coğrafyaya uyumu ve yaşantısı ile kendisi olabilmiş bir yerleşim burası.

Uyum aynı zamanda bir karşı koyma, mücadele ve sonra kendisi kalarak uzlaşma demektir. Burada en yalın hali ile karşımızda.

Taş, ormanın en değerli varlığı ağaç, ve her şeyin kendisinden olduğu toprak el ele vermiş bir ihtişam yaratmışlar. Elbette insan unsuru ve azmi başta olmak üzere… Yalçın dağların bin bir gizemi eşliğinde…

Ben bu tür yerleşimler gördüğümde oranın eski ve canlı hayatını hayal etmeye çalışırım. Yıkıntılar, taş yığınından farksız harabeler, ilk şeklini kaybetmiş eski zaman binaları. Asıllarını görmeye çalışmazsak, bugünkü halleri, o şaşılası gerçeği ustalıkla gizleyecek.

Hem aksi halde, uzun zaman önce insan aklı ve çabasının eseri müthiş bir mimarinin tüm zorluk ve imkansızlıklara rağmen, adeta tek tek örerek ortaya çıkardığı, severek ve bilinçle inşaa edenlerin mutlu yaşantılarının canlı tuttuğu değerli bir varlığa haksızlık olacak…

TUĞUTTA ISTANBUL İZİ

Bunlar bildiğimiz köy evleri değil. Bir köy evi olmak için onu düşünen, ortaya çıkaran içinde saklı akıl o kadar fazla ki… O aklın ortaya koyduğu, birlikte yaşadıkları hayvanları dahi güzellik içinde düşünen güzellik. Taş cephe üzerinde aşağı kayar gibi duran kusursuz ağaç payandaların üzerindeki şahane cumbalar, çıkmalar, o çift kanatlı, nefis demir işçilikli, kabaralı kapılar… Kadına ayrı erkeğe ayrı tokmakların süslediği, kitabeleri unutulmamış girişler…Hepsi ve her şey buranın güzelliği hak etmiş insanı için…

Elbette etkileyici bir hikayesi de var tüm bunların…

Daha Osmanlı Devleti zamanı. Bölge insanının mahareti ve yeteneği onları uzaklara İstanbula; dünya İmparatorluğunun Sarayına taşımış…

Hizmetleri ile gururlanmış, kazanmış, ama çok şey de öğrenmişler. Köylerine döndüklerinde hem altın hem altın kadar kıymetli bilgi birikimleri ile ne İstanbula ne başka yere benzemez bir büyük köy oluşturacak konaklar inşaa etmişler. Buraya köy, bu evlere köy evleri demek haksızlık olur…

Köyün hâlâ burada yaşayan muhtarı gezdirmekte bizleri. Bastıran -pek de bahar serpintilerine benzemez- müthiş bir yağmur altında… Ama gördüklerimiz ve göreceklerimiz o kadar etkileyici ki. Bu sağanak engel değil, âdetâ bir ikram. Tuğutun bir başka halini görmemizi sağlamakla ne güzel bir tesadüf.

İşte medeniyet, -inşa ettiğiniz şehirlerde- böyle çılgın yağmurlar yağmadan önce önlemleri alınmış, korkusuzca oturulabilecek doğru yere yerleşmek demektir. O zaman köyünüz, eviniz size âşiyan, sığındığınız yuvanız olur. Bu şiddetli yağmurda Tuğut yollarının adeta ince bir hesap ile inşa edildiğine şahit olmak güven vermekte insana.

Onca bozulmaya rağmen sel gibi gelen suyun yolların ortasındaki kanallardan akıp geçtiğini, taş döşeli yollarda toprağın o suyu nasıl hızla emdiğini hayranlıkla izledik.

Zamanımızın -İstanbulda da dahi- hesapsız ve sorumsuzca dere yataklarına kurulmuş yeni yerleşimlerinde yağmurun sele dönüşüp koca ağaçları söktüğünü otomobilleri dahi oyuncak misali önünde sürükleyip götürdüğünü hatırlayarak…

Sonra daracık sokakların köşelerindeki evlerin, geçişi rahatlatmak için köşe duvarlarının adeta oyularak yapılmış olması da hem o medeniyetin hem zevk inceliğinin eseri. Bugünün, bahçe duvarından dahi bir santim fedakarlık olsun istemeyen, en azından böyle bir nezaketi akıl edemeyen anlayışına inat... Üstelik göze daha hoş görünecek olması da kimseyi ilgilendirmiyor.

Artık şehirlerimizde, mahallelerimizde -hem mimari, hem insan olarak- muhite intibak kuralını boş yere arayıp duruyoruz. Çevreye en uyumsuzu seçmekte ne kadar da mahirmişiz…

Bugün de yerleşimlerimiz genişliyor. Ama biz şehirciliği mi unutmuşuz, yoksa hiçbir şeyi umursamıyor da ne olursa olsun mu diyoruz?..

Bu sorunları dedelerimizin nasıl çözdüğünden habersiz…

Oysa doğa verdiğini mutlaka geri alıyor…

50li yaşlardaki muhtar şimdi çok çok 8, belki 10 -herhalde- çocuksuz evin kapısının hâlâ açık olduğu köyünü geçmişin güzel günlerini hatırlayarak tanıtmakta. İlkokulu burada okumuş. Çok değil, pek uzak sayılmaz bir zaman önce burada bir ilkokul olduğunu, sınıfı dolduracak kadar öğrencisi olduğunu hüzünlenerek anlatmakta. Bir ilkokul, okulun sınıfları, öğrencileri ve öğretmenleri vardı. Şimdi yok…

Çocuk sesinin olmadığı, ilkokulunun öğrencisizlikten kapandığı yer bitmiş demektir. Ne kadar hüzünlü bir son...

Buranın insanları da yaşadıkları yerde yapamadıklarını yabancısı oldukları başka yerlerde arayacaklar. O güzel evleri, kâşaneleri var eden insanların torunları, zorlaşan hayatlarını devam ettirebilmek üzere gittikleri şehirde mesela İstanbulda berbat gecekondu benzeri beton evlerde yaşamaya çalışıyorlar ise şaşırmamalı. İçinde uzun yıllar yaşadıkları güzellikler -köhneleştikçe- zamanla sıradanlaşıp gözlerine görünmez olmuş demektir. Zor bir hayat her güzelliği fütursuzca yok etmekte, değersizleştirmekte…

HÜZÜN DOLU İHTİŞAM

Şimdiki adı Çiğdemli olan Tuğut köyünden hüzün yüklü, ama gördüklerimizden adeta başımız dönmüş olarak ayrılıyoruz. Orası kimilerine göre sadece süpürülüp atılması gereken yıkıntı, gören bir göz için ise ne yaptığını bilen zevk sahibi insanlar elinden çıkma muhteşem bir yerleşim…

Burada insanın coğrafyaya ne kadar uyum sağlayabildiğini ve birbirinden çok farklı konakların imrenilesi bir uyumla bir diğerini nasıl tamamladığını ve bunun insan ve şehir için önemini fark etmeli…

Yazık ki bu güzel belde şu an yaşamıyor.

Gördüğüm -harap da olsa- bir beldenin en güzel zamanlarını hayalimde canlandırırım demiştim ya; şunun olmasını ne çok isterdim:

Kıymetli ve büyük fotoğraf ustamız Afrodisyas diye bir harikayı dünyaya tanıtan, sayısız fotoğraf karesi için kendisine şükran borçlu olduğumuz, en saf, en tabii hâli ile yaşanan hayatın fotoğrafını çeken Ara Güler…

40, 50 yıl önce ilkokulundan, sokaklarından neşeli çocuk seslerinin geldiği zamanlarda orada olmuş, bir tesadüf eseri yolu bu güzel köye düşmüş olsaydı, bugün imrenerek bakacağımız, basit evlerine, kocaman ve soylu konaklarına, konaklar arasından kıvrılarak giden taş döşeli sokaklarına hayran olacağımız kim bilir ne muhteşem sahneler gösterecekti bize… Nasıl bir medeniyet eseri ile karşı karşıya olduğumuzun canlı şahitleri olarak…

Orada insanlar var ve gerçek bir hayat yaşanırken…

Unutmayın Ara Güler insan fotoğrafçısıdır. İçine ruh katılmış“ taşın, ahşabın, kerpicin; köy, şehir ya da her neresi ise, havası, suyu mimarisi ile birlikte yaşayan insanın fotoğrafçısıdır.

Bu şaşırtıcı beldenin adı şimdi Çiğdemli… Bu ismi orada yaşayanlar, o beldeyi kuranların evlatları, torunları koymadı. Eminim onlara sorulmadı da…

İsim değiştirmeler ülkeye, ismi değiştirilen şehir, köy ya da kasabaya ne kazandırdı bilmiyorum. Geçmişi gözlerden ve hafızalardan saklamak köksüzleştirmek demektir.

Hocam Süheyl Ünver babasının Hasekideki evinde geçirmiş gençlik günlerini. Değirmen ismini taşıyan bir sokakta imiş evleri… Hocam her zamanki merakı ile sokağın geçmişini bilmek için arşivde. Bulduğu Bizans döneminden kalma bir haritada sokaklarının olduğu mevkide bir değirmen çizimi var. Ne hoş bir an olduğunu düşünün. Sokağınız adı ile en az 500 küsür yıldır yaşıyor. Mutlu olmaz mısınız?.. Hem tarihe olan güveninizin boş çıkmamış olması az şey mi?..

Yazık ki - her gün bir sokağının isminin değiştirilebildiği şehirlerde- bu anlayıştan uzağız.

Şimdi yolumuzun üzerinde Eğin var. O da nasibini almış, artık ismi Kemaliye…

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen...;

NATO ile ilişkimiz daha NATO kurulmadan başlıyor. 1952den beri de bizim ısrarımız ile saflarına kabul edildik. 54 yıldır evliyiz. Bu tarihimizdeki en uzun ittifak. Yarın (7 Haziran) Ankara’da NATO zirvesi başlamadan önce bu beraberliğin serencamını hatırlatmak istedim. ;

İktisat tarihi ve jeopolitik literatür, coğrafi kaderin ve doğal kaynak kısıtlarının toplumlar üzerindeki belirleyici etkisini sıklıkla vurgular. Bu bağlamda Malta, ekonomi-politik bir paradoksun en somut ve uç örneklerinden birini teşkil eder. ;

Öteden beri görmek isterdim, fotoğraflarından, hakkında yazılıp çizilenlerden bildiğim Divriği Ulu Camii’ni. Konakları, günlük yaşamı, insanı dünyada en tabii hali ile görebileceğimiz tek mekan olduğunu düşündüğüm arastası, sakin ve huzurlu sokakları ile Divriği’yi.;

Modern iktisat teorisi, uzun bir süredir firmayı yalnızca girdi ve çıktı hatları arasında mekanik bir optimizasyon yapan, üretim faktörlerini dar finansal verimlilik parametreleriyle yöneten ve yegâne varlık amacını hissedar değeri (shareholder value) maksimizasyonu olarak gören sığ bir soyutlamaya ...;

Buradaki yazılarımda "küresel fetret devri" kavramını sıkça kullandım. Eskinin öldüğü, yeninin doğamadığı bir geçiş anı. Gramsci'nin meşhur tabiriyle: “interregnum.” Yani yoğun bir belirsizlik çağı… Bu devrin en somut tezahürünü Pekin zirvesinde görmüştük. Hatta bunua ‘yorgun hegemon’ demiştim. Dı...;

Geçenlerde okuduğum ilk baskısı 2017 yılında yapılan Amerikalı antropolog James C. Scott’un ‘’Tahıla Karşı (Against the Grain: A Deep History of the Earliest States’’, Koç Üniversitesi Yayınları) adlı kitap insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan tarım devrimi ve ilk yerleşik devl...;

2007 yılının Ocak ayında Eurasia Foundation’ın AIRG(Armenian International Policy Research Group)ile Erivan’da yapmayı planladığı üç günlük bir konferansa davet edilmiştim. O tarihte bazı ekonomik göstergelere dayanarak, coğrafi yakınlığı olan ülkeler arasında ekonomik işbirliği olasılıklarının “üre...;

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

1 - İKT Üyesi Ülkeler Düşünce Kuruluşları Forumu 28 - 30 Ocak 2010 tarihleri arasında İstanbul’da yapıcı ve samimi bir ortam içinde cereyan etmiştir.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) bünyesinde yaptığımız bilimsel çalışmalar ile Dünya ve Türkiye’deki gelişmeleri kavrama ve analiz etmeye yönelik çabalarımızın ortaya koyduğu açık bir gerçek var: Aktörleri, kuralları, vizyonu eskisinden çok farklı olan yeni bir uluslararası sistem il...

Başta ülkemizde bulunan on Afrika büyükelçiliğinin değerli temsilcileri, yine Başbakanlığımız başta olmak üzere, Dışişleri Bakanlığımızın ve periyodik olarak bu toplantılara katılan bütün kamu kurumları ve diğer kurumların kıymetli temsilcileri teşrifinizden ötürü hepinize teşekkür ediyor ve hoş gel...

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.