NATO ile Evliliğe Devam Mı, Tamam Mı?

Yorum

NATO ile ilişkimiz daha NATO kurulmadan başlıyor. 1952den beri de bizim ısrarımız ile saflarına kabul edildik. 54 yıldır evliyiz. Bu tarihimizdeki en uzun ittifak. Yarın (7 Haziran) Ankara’da NATO zirvesi başlamadan önce bu beraberliğin serencamını hatırlatmak istedim. ...

NATO ile Evliliğe Devam Mı, Tamam Mı?


E. Büyükelçi Halil AKINCI, Dünya Türk Forumu Akili Kişiler Kurulu Üyesi

NATO ile ilişkimiz daha NATO kurulmadan başlıyor. 1952den beri de bizim ısrarımız ile saflarına kabul edildik. 54 yıldır evliyiz. Bu tarihimizdeki en uzun ittifak. Yarın (7 Haziran) Ankara’da NATO zirvesi başlamadan önce bu beraberliğin serencamını hatırlatmak istedim.

1949’da NATO kuruluyor. Sovyet tehdidine karşı üye olmak istiyoruz. Orta Doğu’ya hâkim olan Britanya, bizi sadece orada kuracağı pakta üye yapmak istediğinden üyeliğimizi engelliyor. Kore’ye asker gönderip yeterli zayiat verince bizi NATO’ya üye yapıyorlar, biz de çok “sevindirik“ oluyoruz. Amerika bizi silaha; postal ve çamaşır makinesi dâhil her türlü malzemeye boğuyor. -1960 yılının nisan ayında, başbakanın Sovyetler Birliği’ne ziyarette bulunacağı açıklanıyor. Bu, 1930’lardaki Başbakan İnönü ziyaretinden sonra bir ilk olacaktı. Ancak 27 Mayıs -1960’ta ihtilâl yapıyoruz ve her şeyden önce “NATO’ya bağlıyız“ diyoruz.

1961’de bir generalimiz, topraklarımızdaki bir Amerikan üssünün kapısından geri çevrilince; ülkemizde, kendi kendimize bazı yerlere girmemizi yasakladığımızı anlıyoruz.

1962’de ise bizde epeydir Jüpiter füzelerinin konuşlandırılmış olduğunu öğreniyoruz, hemen ardından da kaldırılmış olduğunu duyuyoruz. Kendimizi Kıbrıs’taki Türkleri kurtarmaya mecbur hissediyoruz. Bol bol verdikleri silahların meğer kullanılmak için değil, bize emanet olduğunu ve ancak izinle kullanılabileceğini o zaman öğreniyoruz. Allah’tan çamaşır makinelerine ya da yenmeyen ekmek üreten ekmek fırınlarına bir şey demiyorlar.

1965’te Sovyetler’i şöyle bir yokluyoruz.

1967’de Batı’nın yardımcı olmayı reddettiği ağır sanayinin kurulması için onlarla anlaşıyoruz. Bu sırada bizi bir komünizm korkusu sarıyor. “Şu gün gelecek, yok gece gelecek, sabah namazından sonra mı yoksa yatsıyı mı bekleyecek?“ diye çok korkuyoruz. Biz beklerken gençlerimiz boş vakitlerinde birbirlerini dövüyorlar. Sanki Türkiye’de Rusya, Çin ve Amerika bizim gençlerimiz aracılığıyla birbirleriyle savaşıyor. Vakit geldi diye 1971’de bir “ihtilâlcik“ daha yapıyoruz.

NATO bizi çok seviyor.

Kıbrıs’taki Türklere müdahale edip onları kurtarınca, birden dünyanın merhamet ve adalet damarları kabarıyor. “Bu Türklerin görevi ezilmek, icabında ölmek iken bu ne cüret! 1774’ten beri yapmadıkları bir işi başardılar, kendi halklarına sahip çıktılar; bu affedilemez!“ diyorlar. Derhâl Türkçeye “ambargo yemek“ (yani müttefikleri tarafından hem önden hem de arkadan bıçaklanmak anlamında) diye yeni bir kavram hediye ediyorlar.

1978’de Sovyetler’le içi boş bir “siyasi belge“ imzalıyoruz. Türkiye’de hükümet krizlerini ve birbirini döven gençlerin artık birbirini öldüren gençlere dönüşmesini görüyoruz. Gene hükümet krizi, gene ihtilâl, gene yeni anayasa ve gene NATO sevgisi… İki yıl içinde ihtilâl zarureti doğuyor.

Pkk ve terörizmin doğuşu

Türkiye, 1984’te Ankara’nın havasını temizlemeye karar veriyor. Sovyetler’den doğal gaz almayı kararlaştırıyor; bedelini de az dolar, bol mal ve hizmetle ödeyecek. İmzadan bir ay önce Eruh baskını gerçekleşiyor. Bu olay; Türkiye’nin gerektiğinden fazla büyük görüldüğünün ve millî bir devlet olarak kalmasının uygun bulunmadığının bir göstergesi. Silahı Suriye’den, dürbünü Almanya’dan, lastik ayakkabısı İran’dan gelen ve üstüne üstlük bir de mazlum muamelesi gören, nur topu gibi bir PKK ortaya çıkıyor.

Bu arada Sovyetler Birliği; önce Berlin Duvarı’nın yıkılmasına izin vererek, daha sonra da tamamen dağılarak NATO’yu işsiz bırakmaz mı! NATO, “Barış İçin Ortaklık“ gibi projelerle işsizlikten kurtulmaya çalışırken bunalıyor. Sonunda “yok tehdit, yap tehdit“ ilkesine uyarak şanına yakışır bir tehdit keşfediyor: Terörizm. Biz terörizm diye bir tek ASALA’yı ve PKK’yı bilirken, getirip önümüze “İslami terörizm“ kavramını koyuyorlar. Bunun yolu Afganistan’dan geçiyor deyip hepimiz oraya savlet ediyoruz. Bu arada Ruslar; yeni üye alınmayacak sandıkları NATO’nun üye sayısının 16’dan 32’ye çıktığını görmesinler mi? Bir de eski Sovyet cumhuriyetleri olan Ukrayna ile Gürcistan’ın da pek yakında üye yapılacağını duyunca çıldırmasınlar mı? Kızınca önce Gürcistan’dan parça koparıp, sonra da Ukrayna’dan “İhtiyacım var“ diyerek Kırım’a el koymazlar mı?

NATO da “Eh, madem öyle alsınlar ama çok kızdım“ diyor. Ukrayna’ya ise “Sen aslansın, bu Rusya da kim oluyormuş? Senin ayılarla ne işin var, kucağımız sana hazır“ demez mi? Rusya da “Şurayı bir çırpıda alıvereyim“ deyip Ukrayna’ya saldırıyor ve 4 yıldır uğraşıyor. Ağamız ABD de “Bir Ukrayna’yı severim, bir sevmem“ diyerek papatya falına bakmaz mı? Bu arada biz İsrail dâhil bütün komşularımızla selamlaşıp alışveriş yaparken; kankamız olan, Bodrum’da “double date“ yaptığımız Esad’a ve hükümetine “Müslüman Kardeşler’i almazsan seninle bozuşuruz“ diye parmağımızı uzatmaz mıyız? Esad’ın görevi, “Ağa“nın ihtiyacı hâlinde ortaya çıkmak olan DEAŞ (İŞİD) diye bir varlık yuvasından başını uzatmaz mı? Mücadele için “Bu işi ancak PKK hâlleder“ diye düşünmez miyiz? Suriye’ye nizam verelim diye müdahale edip Kobani’de bölünmüş yol hâlini alan bir güvenlik kuşağı oluşturuyoruz. Karşılığında ise 5 milyon Suriyeli sığınmacıyı göğsümüze basmaz mıyız?

“NATO’ya yoldaşlık bugün içindir; savaş hâlindeyiz, bize bir iki Patriotçuk veriverin“ dediğimizde; “Veririz de onlar Kürecik’i korur, siz delikanlısınız, kendinizi kendi tüfeğinizle korursunuz“ cevabını almaz mıyız? Biz de terbiyesizlik edip Rusya’dan S-400 alınca, parasını ödediğimiz uçaklara el konuluyor ve “Sana uçak ne gerek?“ diye azar işitmez miyiz?

Boşanalım mı evliliğe devam mı?

Devletler güvenliklerini güçlendirmek, çıkarlarını korumak gibi sebeplerle birbirleri ile ittifak ilişkilerine girerler. Bunlar ebedi değildir. Algıya ve ortama göre değişir. Örnek Millî Mücadeledeki ittifak sayılabilecek Türkiye-Rusya ilişkileridir. Ancak her ittifak millî egemenliğin bir bölümünün paylaşılmasını gerektirir.

Amacımız, Türkiye’nin egemenliğini tek başına kimse ile paylaşmadan çıkarlarını koruyabilmesi, güvenliğini kendi gücü ile sağlayabilmesidir. Türkiye bu güce erişinceye kadar ortak çıkar gördüğü diğer devletlerle işbirliği yapmak durumundadır.

NATO ile izdivacımızı, kolay okunsun diye kara mizahı kullanarak anlattım. Bizim milletçe tartışmaktan bıkmadığımız konulardan birisi NATO’dur. Rusya’dan 1946’daki korkumuz haklıydı. Yunan İç Savaşı bittikten sonra bu korkumuz azalabilirdi; hele ki 1954’te Sovyetler, Türkiye’den toprak talepleri olmadığını resmen açıkladıktan sonra… Ancak 1956 Macaristan olayları ve 1968’de Çekoslovakya’nın işgali, 1946’daki o eski korkumuzu geri getirdi. Peki, bu korku devam etmeli mi?

NATO, SSCB’ye karşı kuruldu. Rusya bugün bizim için hâlâ bir tehlike midir? Askerî güçlerimiz karşılaştırıldığında tehlike olabileceğini görürüz. Ama bugün yakın değil, uzak bir tehlikedir. Bizim önde gelen kaygılarımız güney ve doğu komşularımız ile Doğu Akdeniz’le ilgilidir. Bu konuda NATO bize yardımcı olamadığı gibi, üyelerin neredeyse tamamı karşımızdadır. Üç ülkeyi kapsayan bir Kürt devleti kurulması taraftarıdırlar; Ege ve Akdeniz’deki haklarımızı yok saymakta, bizi enerji projelerinden dışlamakta tereddüt etmemektedirler. NATO üyeliğimiz onları engellememektedir. Peki, bu davranışlarına karşı tepki olarak NATO’dan ayrılırsak, onlar bu tutumlarından vaz mı geçeceklerdir?


Özellikle ABD, NATO’nun görev bölgesini neredeyse tüm dünyayı kapsayacak bir hâle getirmek istemektedir. Kimseye danışmadan verdiği kararlara fiîlî destek talebinde bulunmaktan çekinmemektedir. Hâlbuki Kuzey Atlantik Antlaşması’nın kapsadığı coğrafi alan sabittir. Bugünlerde Mısır, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın bölgesel güvenlik ve refah için bir düzen içinde beraber davranmalarından bahsedilmektedir. Bu yönde temaslar da başlamıştır. Bu, bölgesel sahiplenme yolunda doğru bir adımdır. Ancak Amerika’nın en yakın müttefikinin İsrail olduğunu; Almanya’nın nedamet (pişmanlık) duygusuyla, Fransa’nın ise cehaleti nedeniyle en yakın dostlarının İsrail olduğunu daima akılda tutmak gerekir.

NATO, Batı devletleri ile egemen eşitlik temelinde yer aldığımız tek örgüttür. Ne Şangay İşbirliği Örgütü ne de Türk Devletleri Teşkilatı, NATO’nun alternatifi olacak askerî ve hukukî güce sahip değillerdir. Üstelik Türkiye’nin NATO üyeliği ve Batı ile olan iyi ilişkileri; kendileri de hem ABD’ye hem de AB’ye yakınlaşmaya çalışan diğer Türk devletleri ile olan ilişkilerimizde Türkiye’ye diplomatik bir ağırlık sağlamaktadır.

Türkiye, mevcut ekonomik iflas durumunda tek başına bu krizden çıkabilecek midir? Bu zirvenin ana konularından birisi de savunma sanayisi alanında işbirliğidir. Basında çıkan haberlere bakılırsa bu konuda önde gelen devletlerden biriyiz. Gerçekten de bu alanda çok yol aldığımız belli. Ancak hâlâ bize basit bir kamera merceğini satmayı bile uygun görmeyen Kanada’nın ve hâlâ Senato’nun arkasına saklanarak bize ambargo uygulayan ABD’nin bu âni ilgisi; geçmişte “yardım“ çerçevesinde Kayseri Uçak Fabrikası’nın kapatılmasına benzemesin. Söylenecek çok söz var; ama karşılaştığımız birçok sorunun kaynağının NATO’nun kendisi olmayıp, ya kendimiz (açılım süreci) ya da ulusal çıkarlarını koruyan devletler (Rumlar ile güvenlik antlaşması imzalayan Fransa gibi) olduğunun bilincinde isek, sorulacak tek soru şudur: NATO’dan çıkarsak ne kazanırız?

Bunun cevabını vermek kolay değildir. NATO’nun bazen elimizi kolumuzu bağladığı, hareket serbestimizi sınırladığı doğrudur. Ancak kırılgan ekonomimiz, bölgesel dengeler aynı zamanda NATO üyesi olan Yunanistan, Fransa gibi ülkelerle olan çıkar ayrılıklarımız, onlar NATO üyesi olmasalar da sürecektir. Özellikle AB üyesi olamayışımızdan dolayı Avrupa ile ilintili konularda tek eşit söz sahibi olduğumuz forum Atlantik Konseyidir.

Atlantik Antlaşmasının beşinci maddesi bir müttefike Avrupa veya Kuzey Amerika’da saldırıya uğrayan bi ülkeye askerî güç kullanımı da dâhil olmak üzere, gerekli görülen eylemlerle yardım edilir demektedir. Türkiye Cumhuriyeti bu antlaşma çerçevesinde yerinden kıpırdayamaz, her şey için izin alması gerekir diye bir madde yoktur. Hareket serbestimizi kısıtlayan kendi siyasetimiz ve imkânlarımızın yeterli olmayışıdır.

Türkiye millî amaçlarını kendi imkânları ile ile yerine getirebilme gücüne kavuşuncaya kadar üyesi olduğu topluluklardan ayrılmamalı, onları kendi çıkarları için kullanabilmenin yolunu bulmalıdır. Türkiye NATO için 1980’de olduğu kadar vazgeçilmez mi sorusunu da kendisine sorabilmelidir.

X/@halilakinci1919
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

NATO zirveleri genellikle savunma harcamaları, askeri yetenekler ve Rusya'ya karşı caydırıcılık üzerine yapılan tartışmalarla domine edilir. Ancak İttifak'ın resmi belgelerinde daha sessiz bir dönüşüm yaşanıyor. ;

NATO ile ilişkimiz daha NATO kurulmadan başlıyor. 1952den beri de bizim ısrarımız ile saflarına kabul edildik. 54 yıldır evliyiz. Bu tarihimizdeki en uzun ittifak. Yarın (7 Haziran) Ankara’da NATO zirvesi başlamadan önce bu beraberliğin serencamını hatırlatmak istedim. ;

NATO liderleri 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanıyor. 2004 İstanbul Zirvesi'nden yirmi iki yıl sonra Türkiye'de ve ilk kez başkentte. Bu zirvenin kavramsal karşılığı ise net: NATO 3.0. Şöyle özetleyelim.;

Öteden beri görmek isterdim, fotoğraflarından, hakkında yazılıp çizilenlerden bildiğim Divriği Ulu Camii’ni. Konakları, günlük yaşamı, insanı dünyada en tabii hali ile görebileceğimiz tek mekan olduğunu düşündüğüm arastası, sakin ve huzurlu sokakları ile Divriği’yi.;

15-17 haziran 2026 tarihlerinde Fransa'nın Évian-les-Bains kasabasında düzenlenen G7 zirvesi, yapay zekânın küresel diplomasinin merkezine geçtiği ilk büyük zirve olarak tarihe geçti. Zirvenin AI gündemini şekillendiren tetikleyici olay, Washington'un 12 haziran tarihli Ticaret Bakanlığı kararıyla A...;

Buradaki yazılarımda "küresel fetret devri" kavramını sıkça kullandım. Eskinin öldüğü, yeninin doğamadığı bir geçiş anı. Gramsci'nin meşhur tabiriyle: “interregnum.” Yani yoğun bir belirsizlik çağı… Bu devrin en somut tezahürünü Pekin zirvesinde görmüştük. Hatta bunua ‘yorgun hegemon’ demiştim. Dı...;

Tchiani'nin Ankara ziyaretini sıradan bir diplomatik temas olarak değil, darbe sonrasında Türkiye'nin Nijer ile kurduğu pragmatik ilişkilerin kurumsallaşmasının bir göstergesi olarak yorumlamak mümkündür. Nijer Cumhurbaşkanı Abdurrahman Tchiani'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetiyle Tü...;

Geçtiğimiz günlerde Pekin’de cereyan eden iki zirve, müesses küresel düzenin tökezleyişinin ve içine girdiğimiz fetret devrinin derinleştiğini gösteren diplomatik fotoğrafları olarak geçti hafızalara.;

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) bünyesinde yaptığımız bilimsel çalışmalar ile Dünya ve Türkiye’deki gelişmeleri kavrama ve analiz etmeye yönelik çabalarımızın ortaya koyduğu açık bir gerçek var: Aktörleri, kuralları, vizyonu eskisinden çok farklı olan yeni bir uluslararası sistem il...

Başta ülkemizde bulunan on Afrika büyükelçiliğinin değerli temsilcileri, yine Başbakanlığımız başta olmak üzere, Dışişleri Bakanlığımızın ve periyodik olarak bu toplantılara katılan bütün kamu kurumları ve diğer kurumların kıymetli temsilcileri teşrifinizden ötürü hepinize teşekkür ediyor ve hoş gel...

Türk insanının, Osmanlı zamanında olsun, Cumhuriyet döneminde olsun, stratejik düşünceler üretebildiği ve bunları karar organları üzerinden uygulamaya geçirebildiği tarihi bir gerçektir.Bu özellik tarihte her ülke ve her toplum için geçerli olmamıştır.