Marka Şehirler ve Medeniyet - Sivas ve Divriği 1

Makale

Öteden beri görmek isterdim, fotoğraflarından, hakkında yazılıp çizilenlerden bildiğim Divriği Ulu Camii’ni. Konakları, günlük yaşamı, insanı dünyada en tabii hali ile görebileceğimiz tek mekan olduğunu düşündüğüm arastası, sakin ve huzurlu sokakları ile Divriği’yi....

Marka Şehirler ve Medeniyet

Sivas ve Divriği 1


Mehmet Sermet MOLU

 

Öteden beri görmek isterdim, fotoğraflarından, hakkında yazılıp çizilenlerden bildiğim Divriği Ulu Camiini. Konakları, günlük yaşamı, insanı dünyada en tabii hali ile görebileceğimiz tek mekan olduğunu düşündüğüm arastası, sakin ve huzurlu sokakları ile Divriğiyi.

İnsanın kaderi -gibi- bazı şeyler zamanını bekliyor ya, nihayet İstanbuldan yola çıkıyoruz.

Artık yolculuk uzakları yakın etmek üzere her şehrimize uçan uçaklarımız ile ne kadar kolay. Neredeyse bir buçuk saat geçmeden Sivastayız.

Burası Selçuklu ve Beylikler Medeniyetinin incelikli ihtişamının şehri. Şaşırtıcı tasarımlarla adeta dantel gibi işlenmiş taşlar, siyah, firuze ve mavisi ile Selçuklu çinilerinin süslediği mimari ve medeniyet diyarı Sivas. Şehrin merkezinde nereye bakarsanız bakın sanat ve tarih göreceksiniz…

Ticaret hayatını canlandıran hanlar, güzellikleri ile hem gözlere safa hem manevi iklimi ile ruhları arındıracak camiler, bilim yuvası medreseler; hepsi ama hepsi buradan fışkıran büyük bir medeniyetin şahitleri…

Bu medreselerin birer heykel edalı taç kapıları, avluları, çinilerinin solmak bilmez renkleri ile eserlerini gördüğümüz mimarlarının sanata hâkimiyetlerine ve gustolarına imrenmemek mümkün mü?..

Yüzlerce yıl sonra inanamaz gözlerle görüp hayranlıkla incelediğimiz bu olağanüstü eserlerin mühendisleri, mimarları, hayal gücü yüksek tasarımcıları bu şehrin kendi çağının zirvesi medreselerinde yetiştiler…

Kimi yorgun yüzlü, kimi bugün bir başka maksatla kullanılıyor olsa da hâlâ ayakta olan eserlerin her birinin neredeyse 800 yaşında olduğuna inanmak öyle zor ki…

Sivas tarihin her döneminde muhteşem şehir.

Burayı o günlerdeki hayatı ile hayal etmek gerek. Şehre uzaklardan zenginlik taşıyan kervanlar, en yetkin medreselerde zamanın en yüksek bilgisi peşinde koşan öğrenciler, öğretmeye adanmış kişilikleri ile ufku geniş hocalar ve gözleri, gönülleri güzelliğe alışkın zevk sahibi şehirliler…

İşte şahane taç kapısı ile Burûciye Medresesi, Firuze ve mavi çinileri ile yine bir şaheser Gök Medrese, günümüze gelebilmiş sadece taç kapısı ile dahi, dâhi bir mimarın eseri olduğunu gururla ilan eden Çifte Minareli Medrese…

Onlar zamanın üniversiteleri olarak şehirde bilime ne kadar önem verildiğini de göstermekteler…

Matematik, geometri ve yüksek seviyeli bir tasarım eğitimi olmadan o hayret verici desenler ile bezenmiş olağanüstü mimari hayata geçirilemezdi.

Elbette insan ruhuna ve manevi âlemine doğrudan dokunan din ilimleri de var. Ama ne astronomi ihmal edilmiş ne de çağın en iyi hekimlerinin yetişeceği devrin üniversiteleri medreselerde tababet tahsili…

Şifahanemizde ciddi tıp eğitimi almış hekimler her derde şifa olmak, dertlilere deva dağıtmak üzere hazırlar. Şifahane; bu kelime ne hoş, medeniyetimizin ne güzel bir isimlendirmesi; insana ümitsizlik ve çaresizlik değil, iyileşme ümidi vermekte.

 

Divriği : Sivas’ın Benzersiz Mücevheri

Bugün önceliğimiz Divriği. İki saatlik bir otobüs yolculuğu bizi masallardan çıkmış bu güzel eski zaman şehrine ulaştırıyor. Orada bulunmanın sevinci gözlerinden okunan Divriğili dostlarımızın tanıttığı çarşısı, dükkanları, neredeyse her tarafa serpiştirilmiş ölümün hem sadelik hem sanatla kabul edildiğini gösteren kümbetleri ve yüzyıllara meydan okuyan camileri karşılıyor. Ben Beylikler Devrinin mescit ölçeğindeki tüm camilerinin hayranıyım. Özellikle girişteki tek parça masif ağaç sütunlar ile karşılayan etkileyici geniş -methal- mekan, içerideki adeta yüzlerce yılda olgunlaşmış manevi iklime hazırlamakta ziyaretçilerini. Kimi duaya, kimi huzur ile belki de tüm hayatını gözden geçireceği derin bir tefekküre dalmak üzere…

Her inanç mensubunun kendi dinginliğini ve daralmış ruhların aradığı sağaltıcı ortamı bulmak üzere sığınabileceği kutlu mekanlar buralar.

Sırada mesleklerine ve kişiliklerine saygının eseri olarak -Orhan Beyin sevgili eşine rahmet olsun- her sabah ettikleri yeminleri ile Divriğili arasta esnafı hanımlar ve büyük şehirlerde varlığını unuttuğumuz sıcacık iş yerleri var.

Şehir sunduğu özgün ortamı ile bizleri, sabırsızlıkla beklediğimiz âna hazırlıyor. İşte karşımızda her ayrıntısı ile tüm zamanların en güzel mimari eserlerinden biri olmayı hak etmiş Ulu Cami ve Şifahanesi…

Mengücükoğlu (veya Mengücek) Beyimiz Ahmet Şah ve eşi Turan Melek Hatun, hakimi oldukları -çinili lahitlerinin altında son uykularını uyudukları- topraklarında emsalsiz, yüzyıllarca güzelliği konuşulacak bir yapı murad etmiş olmalılar.

Ve Ahlatlı Mimar Hürremşah; en başta o güzel, o büyük insan ve hayalleri aşan ufkunun sekiz yüz yıl önce ortaya koyduğu -hâlâ- sıra dışı güzelliğinin göreni âdetâ büyülemekte olduğu eseri bugün bile tüm dünyanın hayranlığını kazanmış; sadece bizim değil tüm dünyanın mirası sayılmakta.

İlginç taş işçiliği, rölyef kabarıklığını da aşan unsurları ile beklenmedik tasarımı, yıldızlarla bezeli tonozlu örtüsü ile dünyadaki en aykırı yapılardan olduğuna şüphe yok. Her noktası hesaplı, bugün dahi tümünün farkına varamadığımız her ayrıntı düşünülmüş.

Simetrik gibi görünen asimetrik ve milyonlarca insanın her birinin farklı olduğunu anlatmak ister gibi hiç tekrarlanmayan, her biri farklı, her birinin bir anlamı olan on binlerce desen…

Şaşkınlık üzerine şaşkınlık…

O sadece karmaşık desenlerden ibaret değil. Matematiğin ve akustik biliminin yüzyıllar önce keşfettiği karmaşık çözümlerin nasıl hayata geçirilebildiğinin canlı şahidi. Okunan Kuran ya da bir ilâhi, muhteşem akustik ile seslerin en güzeli olarak kulaklara ulaşmakta… İnsanın, dünyanın sırrını henüz keşfedemediği -en gelişmiş mikrofonlardan, hoparlörlerden oluşan- görünmez bir ses sistemi mi var diyesi geliyor.

Büyük mimarımız günün belli zamanlardaki güneş ışıklarının sunduğu espri ile de şaşırtmak istiyor görenleri. Doğru zamanda geldi iseniz namaz kılmakta ve Kuran okumakta olan iki ayrı figürü hayretle izleyeceksiniz. Bu sadece gölgelerindeğil insan akıl ve hayalinin de gücü olsa gerek.

Elbette mimarlar ve sanat tarihçileri daha doğru değerlendirecek, ama ben bu caminin kutlu atmosferi içinde -mânen ve maddeten- kaybolurken özellikle eşi benzeri görülmemiş mihrabında -taşkın kabartılar arasındaki düz ve bombeli sadelikler sebebiyle olsa gerek- bir art-deco tadı aldığımı da söylemeliyim. Belki onun için çağlar aşan bir zevk eseri gibi görünmüştür gözüme. Modern anlayışların da seveceği gibi…

Her yapıda güzel sütunlar görebilirsiniz. Ama Ulu Camimiz -ve şifahane- bir başka; her sütun ve her sütun başlığı değişik bir desenle bezeli, her biri ayrı bir heykel gibi işlenmiş şaheser tasarımları ile hayranlıkla izlenecek. Adeta -tüm yapı gibi- bir güzellikler koleksiyonu…

Osmanlı döneminde belki bir depremden sonra güçlendirilmek üzere etrafı yeni bir taş örgü ile kuşatılmış fil payelerindeki motifleri de merak ederim. Keşke onları da görebilmek imkanımız olsaydı. Bu sütunlar bana bugün mimarlar arasında tartışılan bir konuyu da hatırlattı. Bir mimari esere sonradan yapılan ilaveler uyum sağlamak adına eskinin devamı olmalı diyenler ile -yine eskiye saygı gereği- yeniliği hemen fark edilecek bambaşka bir tarzda olmalı fikrini savunanlar var bilirsiniz. Her ikisinin de gerekçeleri haklı… Ama Osmanlı mimarları ikinci görüşü tercih etmişler gibi geliyor bana.

Onun için şık elbiseleri üzerine bir kat elbise daha giyinmiş alımlı bir dilber gibi görünen bu sütunlar mimarımız Hürremşah’ın sütunlarından çok farklılar. Yine de tepeden bir parça açıklık bırakıldığı için görünen kısımları ile ne yapıldığı anlaşılsın istemiş olmalılar. Ama dedim ya, mimar arkadaşlarımız elbette daha iyi değerlendirecekler…

 

Bir Sessiz Güzellik; Divriği Konakları

Çok kıymetli bir eser yine çok kıymetli bir mevkie inşa edilir. Ve o mevki sahip olduğu kıymetli eserleri ile önemini, değerini ve varlığını devam ettirir. Divriği ne kıymetli ve önemli bir yer imiş ki, böyle bir dünya şaheserinden nasibi var. O şüphesiz hem camii ve şifahanesi ve hem şehri ile eşsiz bir mücevher.

Heykel alışkanlığının olmadığı medeniyetimizde küçüğü ve büyüğü ile camiler, kümbetler, çeşmeler, köprüler, mütevazı ama vakur mahalle mescitleri birer sanat eseri, bulundukları yerin birer heykelidirler… Onun için şehirlerimizde çok yakın aralıklar ile birkaç caminin aynı veya yakın sokaklarda olduğunu gördüğümüzde şaşırmamalı. İnsanımızın ibadete olduğu gibi gözlere sunulacak güzelliğe de ihtiyacı var…

Elbette şehir yaşantısının en net görülebileceği zevkle inşaa edilmiş konaklar da konut oldukları kadar şehrin süsü sayılmalı.

Yazık ki büyük aileler için düşünülmüş, bakımı zahmetli ve bugünün çekirdek aile yaşantısı için uygun olmamakla önemli bir kısmı harap ve metruk. Ve şüphesiz büyük şehirlere doğru çılgınca diyebileceğimiz kadar vahim ve hâlâ sürmekte olan göç sebebi ile hem boşalmakta hem değersizleşmekte…

Yine de -hiç değilse- bazı özellikli konakların müze, restoran ya da butik otel olarak da olsa yaşıyor olmaları güzel.

Divriğinin meşhur ve lezzetli, yapımı günler alan pilavının (Divriğili arkadaşlarımıza bin teşekkürle) tadına bakabildiğimiz bir akşam yemeğindeyiz.

Bu şehrin yetiştirdiği ülkemizin önemli bir değeri Nuri Demirağ’ın çocukluk ve gençlik yıllarının hatıraları ile dolu Mühürdarzadeler Konağı’nda…

Sivas’ın kıymetli sanatçısı Esat Yazıcının seslendirdiği en güzel Sivas türküleri eşliğinde… Eski türkülerimizin sözlerinde ne güzellikler ve incelikler saklı. Sonra akşamın bize bir sürprizi daha var; kaşık oyununun iki ustası başka yerde kolay göremeyeceğimiz harika bir gösteri yapıyorlar.

Kültürümüzde evlerin içi ve avluları tüm mahremiyeti ile elbette sahibinin. Ama dış görünüşünde komşunun da -muhitin değerine sahip çıkmak ve güzeli görmek- hakkı olduğu unutulmamış. Bakımsız da olsa hâlâ korunan eski sokakların düzeni, bahçe duvarlarından mevsiminde mor salkımların, mis kokulu hanımellerinin taştığı huzurlu ve komşuya saygılı evleri medeniyetimizin bu güzel yanının kanıtı. Bugünün bencilliklerle örülü anlayışından ne kadar uzak.

İstanbulda uzun zamandır göremediğim -çocukken neredeyse her nisan yağmurundan sonra çıkan, o zaman alaimisema dediğimiz- gökkuşağını burada olanca güzelliği ile bahar yağmurlarının arkasından gördük. Adeta eski bir dosta kavuşur gibi… Gökdelenlerin istila ettiği İstanbulda pek çok güzel şey gibi gökkuşağını da mı küstürdük bilmiyorum.

Medeniyetimizde evlerimiz tevazu gereği dışarıdan güzel ama sade, içeride -özellikle de tavanları, dolapları ve ocakları- olabildiğince zevkli ve süslüdür. Bugünün kişiliksiz, ruhsuz, abartılı eşyalarla döşenmiş evlerinin aksine…

Divriğinin dinginliğin hüküm sürdüğü ruhu ve kişiliği olan evlerini mutlaka içlerinden görmeli. Keşke -mümkün olsa idi de yüz yıl önce döşenmiş ve öylece korunmuş-günlük hayat izleri taşıyan hali ile görebilseydik. Ev sahibinin her şeyi ile yaşamakta olan huzur dolu evine bir komşusu gibi kabul ettiği, bir kahve ikramı ile karşıladığı hatırlı misafirleri olarak…

Şimdi -daha önce varlığından haberdar olmadığım- TUĞUT köyüne gidiyoruz. İstanbulda ekseriyetle sarayda çalışıp zengin olmuş Tuğutlular köylerine dönüp nefis konaklar yaptırmışlar. Kasaba büyüklüğünde bile olsa, bir köyde dahi, taşın ve ağacın insan emrine girdiğinde ne güzellikler meydana getirdiğini göreceksiniz. Burası nerdeyse tamamı konaklar ile dolu adeta bir ritüele riayet eder gibi yaşanmış ama bugünkü harap ve metruk halini hak etmeyen sıra dışı bir köy. Mamur ve tamamı meskun, içinde değer bilir halkının yaşadığı hâli ile görmek isterdim.

Keşke -Batı tarzı modern hayatlar yaşanmak ve sanayileşmek üzere- büyük şehirlere göçler teşvik edilirken geride kalan yerleşim yerlerimize bu kadar insafsızca davranılmasa idi.

Büyük şehirlerimizin özellikle de İstanbulun aldığı akıl almaz göç söz konusu olduğunda bu talan derecesine varmış hareketliliğin -sadece İstanbula değil- tüm ülkenin geride kalan köy, kasaba ve şehirlerine -gelişmelerinin ve zenginleşmelerinin önünde engel olarak- büyük zarar verdiğini düşünürüm. Gelişmişlik sağlayacağını zannettiğimiz ve zenginleşmeye sebep olacağını düşündüğümüz şey -bana göre-şehirlerimizin büyük köylere dönüşmesine ülkemizin yeterince zenginleşememesine sebep oldu. Birkaç yüz bin nüfusu ile 20 milyonluk İstanbuldan daha zengin -Cenevre gibi- Avrupa şehirleri bizleri düşündürmeli

Büyük şairimiz sevgili Yahya Kemal daha 1930lu yıllarda ileriyi görüp feverân eder gibi ikaz ederken ne kadar haklıymış. “İstanbulun imarına Anadoludan önce başlamak affedilmez bir hata olur.“

Ve öyle de oldu… İstanbul -son derece kötü bir şekilde- imar, Anadolu ihmal edildi. Sonuç acı verici…

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen...;

NATO ile ilişkimiz daha NATO kurulmadan başlıyor. 1952den beri de bizim ısrarımız ile saflarına kabul edildik. 54 yıldır evliyiz. Bu tarihimizdeki en uzun ittifak. Yarın (7 Haziran) Ankara’da NATO zirvesi başlamadan önce bu beraberliğin serencamını hatırlatmak istedim. ;

İktisat tarihi ve jeopolitik literatür, coğrafi kaderin ve doğal kaynak kısıtlarının toplumlar üzerindeki belirleyici etkisini sıklıkla vurgular. Bu bağlamda Malta, ekonomi-politik bir paradoksun en somut ve uç örneklerinden birini teşkil eder. ;

Öteden beri görmek isterdim, fotoğraflarından, hakkında yazılıp çizilenlerden bildiğim Divriği Ulu Camii’ni. Konakları, günlük yaşamı, insanı dünyada en tabii hali ile görebileceğimiz tek mekan olduğunu düşündüğüm arastası, sakin ve huzurlu sokakları ile Divriği’yi.;

Modern iktisat teorisi, uzun bir süredir firmayı yalnızca girdi ve çıktı hatları arasında mekanik bir optimizasyon yapan, üretim faktörlerini dar finansal verimlilik parametreleriyle yöneten ve yegâne varlık amacını hissedar değeri (shareholder value) maksimizasyonu olarak gören sığ bir soyutlamaya ...;

Buradaki yazılarımda "küresel fetret devri" kavramını sıkça kullandım. Eskinin öldüğü, yeninin doğamadığı bir geçiş anı. Gramsci'nin meşhur tabiriyle: “interregnum.” Yani yoğun bir belirsizlik çağı… Bu devrin en somut tezahürünü Pekin zirvesinde görmüştük. Hatta bunua ‘yorgun hegemon’ demiştim. Dı...;

2007 yılının Ocak ayında Eurasia Foundation’ın AIRG(Armenian International Policy Research Group)ile Erivan’da yapmayı planladığı üç günlük bir konferansa davet edilmiştim. O tarihte bazı ekonomik göstergelere dayanarak, coğrafi yakınlığı olan ülkeler arasında ekonomik işbirliği olasılıklarının “üre...;

Hürmüz Boğazı üzerinde sessizlik çöktüğünde ve Washington ile Tahran Nisan 2026’da kırılgan bir ateşkese vardığında, Hindistan zaman kaybetmedi. Hindistan Dışişleri Bakanı, Birleşik Arap Emirlikleri ile stratejik ortaklığı gözden geçirmek üzere Abu Dabi’deydi. İran’a tıbbi yardım sevkiyatları gönder...;

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

1 - İKT Üyesi Ülkeler Düşünce Kuruluşları Forumu 28 - 30 Ocak 2010 tarihleri arasında İstanbul’da yapıcı ve samimi bir ortam içinde cereyan etmiştir.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) bünyesinde yaptığımız bilimsel çalışmalar ile Dünya ve Türkiye’deki gelişmeleri kavrama ve analiz etmeye yönelik çabalarımızın ortaya koyduğu açık bir gerçek var: Aktörleri, kuralları, vizyonu eskisinden çok farklı olan yeni bir uluslararası sistem il...

Başta ülkemizde bulunan on Afrika büyükelçiliğinin değerli temsilcileri, yine Başbakanlığımız başta olmak üzere, Dışişleri Bakanlığımızın ve periyodik olarak bu toplantılara katılan bütün kamu kurumları ve diğer kurumların kıymetli temsilcileri teşrifinizden ötürü hepinize teşekkür ediyor ve hoş gel...

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.

Teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ilgilendiği tüm alanlarda büyük değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, güvenlik, sosyoloji ve kültür alanlarındaki değişim ve dönüşümler, olayların ve sonuçların algılanmasını güçleştirmektedir.