Ortadoğu’da G + 0 Dönemi; Savaş İçinde Savaş
Prof. Dr. Sait YILMAZ
Ortadoğu’nun haşin coğrafyasından evrensel emelleri olan üç büyük din ile peygamberler ve fatihler çıktı. Yahudiler, tarihsel olarak kendilerini Sami ırkı ile ilişkilendirirler. Günümüzde dünyadaki en kalabalık Sami kavmi Araplardır. Irklar tarihine göre, bu dönemde Samilerden başka, Aryanlar (bugünkü Hindistan, İran ve Afganistan), Türkler (Orta Asya) ve Mısırlılar hâkim ırklardır. “Arap“ kelimesi, bir kültürü ve dili ifade eder; ana dil olarak Arapça konuşanları tanımlar. Araplık bir ırk değil, tarih içinde birleşen bir kültürdür. Arapların çoğu Müslüman olsa da Hristiyan veya Yahudi Araplar da vardır. Eski Ortadoğu tarihi bir uygarklıklar kuşağıdır. M.S. 6. yüzyıla gelene kadar Asur, Pers ve Roma İmparatorlukları bölgeye damgasını vurmuştu. Araplar, İslamiyet öncesi devlet olmamış kabilelerdi. Mısır uygarlığı Arap değildi, İslamiyet’le Araplaştı. Bir Orta Çağ uygarlığı olan İslam, Arap uygarlığı değildir; en belirgin ürünlerini Arabistan dışında vermiştir1.
Orta Çağ’dan 20. yüzyıla kadar Ortadoğu tarihine; İslami halifelikler, Haçlı seferleri, Türk ve Moğol akınları ile Osmanlı İmparatorluğu şekil verdi. Birinci Dünya Savaşı esnasında yapılan Sykes-Picot Anlaşması (16 Mayıs 1916), Arap Dünyasını İngilizler ve Fransızlar arasında emperyal planlara göre bölmeyi öngörüyordu. Osmanlıya döneminde huzur içinde yaşayan ama Batılıların kışkırtması ile isyan eden Araplar, İngiltere ve Fransa’nın manda ve sömürge düzeninin sona ermesi için uzun süre beklediler. Fransız sömürge düzeni 1946’da Lübnan ve Suriye’de, 1956’da Fas ve Tunus’ta, 1962’de Cezayir’de sona erdi. İngilizler ise farklı bir yol izledi; sadık Arap hükümdarlarla anlaşmalar imzalayarak eski sömürgeci etkiyi devam ettirmeye çalıştılar ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’ye devrettiler. Ortadoğu’nun Arap olmayan üç ülkesi Türkiye, İran ve İsrail’dir.
Soğuk Savaş döneminde İsrail ve Türkiye, Batının Ortadoğu’daki güvenilir iki köprübaşı idi. 1979 yılında din odaklı bir rejime geçen İran, Batı kampından ayrıldı ve 1990’lı yıllardan itibaren kurmaya başladığı Şii ekseni ile Ortadoğu’yu kendi projeksiyonuna göre değiştirmeye yöneldi. 1990 yılındaki Körfez Savaşı gibi 2003 yılında Irak’ın işgali ve 2010 yılında başlayan Arap Hareketleri, Arap Dünyası’nın problemleri ve yetersizliğinin dış güçler tarafından nasıl manipüle edildiğinin göstergesi olmaya devam etti. Arap rejimlerinin zayıflığı ve domino etkisi ile art arda devrilebileceği anlaşıldı. Batılılar, Ortadoğu’da sadık olan otoriter rejimlerle işbirliği yaparken, İsrail’in güvenliğini hep ön planda tuttu. Özellikle 7 Ekim 2023 Hamas saldırıları sonrası Gazze Savaşı ile artan gerginlik, bugün İran Savaşı ile yeni bir safhaya girdi ve Cenevre’den nasıl bir barış çıkarsa çıksın Ortadoğu şimdiden değişmeye başladı ve önemli dönüşümler yaşanacak. Bu makalede devam eden savaşın sonuçlarını ve Ortadoğu’yu bekleyen gelişmeleri inceleyeceğiz.
Ortadoğu’yu İngilizlerden devralan ABD, 1950’lerden beri bir Arap aristokrat tabakası yetiştirdi; bir şah (İran), sultanlar (Abu Dabi, Umman), emirler (Bahreyn, Kuveyt, Katar, Dubai) ve krallar (Suudi Arabistan, Ürdün, Fas). Fas’tan İran’a bu geçişli bölgede Amerikan silahlarına bağımlı askeri ittifaklarla kendine sadık rejimler oluşturdu. Kukla liderlerin yönettiği bu ülkelerde ABD’nin işaret çubuğuna uymaları karşılığında monarşilere “meşruiyet“ verilmişti. Bu ülkelerde ülke iç güvenliği, Amerikan sermayesinin gelişi, ülke elitlerinin özel beklentileri için CIA desteği sağlandı2. Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında Amerikan hükümetinde birkaç adam tarafından önerilen “sürekli savaş“ fikri ortaya çıktı ve bu kişiler modern askeri-sanayinin kurucu babaları oldular. Ortadoğu petrollerinin % 99’u yedi büyük petrol şirketinin kontrolü altına girdi. ABD stratejisinin hedefi başta öncelikle Komünizm’in yayılmasının önlenmesi sonra başta Ortadoğu olmak üzere dünya genelinde petrol ve ekonomi üzerinde denetim sağlayarak kendine bağımlı ilişkiler geliştirmekti. Stratejinin diğer unsuru ise çok taraflı ticaretin önündeki engellerin kaldırılması yani serbest Pazar kandırmacası ile ülkelere ekonomik olarak da sızılması idi3.
II. Dünya Savaşı’ndan bugüne Ortadoğu’da önemli kırılma noktaları yaşandı. Bu önemli gelişmeleri şu şekilde sıralayabiliriz:
- 1948’de İsrail kurulması ve 1948-1949, 1967 Arap-İsrail Savaşlarından sonra İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Kuşağını işgal etmesi,
- 1979’da İran’da Molla devrimi,
- Saddam’ın komşularını işgali (1980-1988; Irak-İran Savaşı ve 1990’da Körfez Savaşı),
- 2002-2020 Afganistan Savaşı,
- 2003-2011 Irak Savaşı,
- 2011 Arap Hareketleri (Libya ve Suriye’de iç savaş),
- 2026 İran Savaşı ve devam eden belirsizlik.
ABD, 1947 yılından 1970’lere kadar Ortadoğu laik rejimleri ve Arapları desteklerken, sonrasında ulusalcı laikler yerine İslamcıların daha çıkarına olduğunu düşünmeye başladı ve İsrail’in en büyük destekçisi oldu. ABD ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişki genellikle Washington’dan gelen bir telefona bağlıydı. ABD’nin Ortadoğu’da halen 40.000’den fazla askeri var. Bunlar Katar (13.000), Bahreyn (5. Deniz Filosu), Kuveyt (2.200), BAE (5.000), S.Arabistan (3.000) şeklinde.
ABD’nin Ortadoğu’ya müdahaleleri hep istenmeyen sonuçlar doğurdu. Afganistan’da 18 yıl süren savaş El Kaide ile mücadele için başlatıldı ama bataklığa saplandı. Irak’ta Saddam Hüseyin devrildi ama ülkeye İran destekli Şiiler hâkim oldu. Libya’da ülke bölündü ve istikrarsızlık komşuları Mali ve Çad’a yayıldı. Suriye’de tezgâhlanan iç savaş ve mezhep çatışması, ılımlı İslam yerine radikal terör örgütleri doğurdu ve Afganistan’da olduğu gibi iktidarı teslim etti. Üstelik yaşanan sığınmacı trafiği Türkiye başta olmak üzere komşu ülkeleri ve Avrupa’yı felç etti. İran’da molla rejimini değiştirmek için başlatılan savaş ise gelinen aşamada daha da güçlenmelerini sağladı. ABD, konvansiyonel alandaki asimetrik üstünlüğünü stratejik kazanca dönüştüremiyor. Bu yüzden, özellikle Amerikalı stratejistler; yumuşak güç, kamu diplomasisi, kalpleri ve fikirleri kazanmak, akıllı güç gibi sürekli yeni konseptler aradılar ancak görüldü ki kalplar ve fikirler satın alınamıyor ancak, kiralanabiliyor. 7 Ekim 2023’de Hamas’ın Gazze’de başlattığı saldırı ise bir yandan İran’ı sallamaya ve Ortadoğu’da büyük dönüşümü başlatırken, askeri alanda yapay zekâ ile soykırıma yol açtı ve “taktik öldürme zinciri“ uygulaması İran Savaşı’nda da devam ediyor.
İran Savaşı’nda Neler Oldu?
28 Şubat’ta başlayan savaşın aktif dönemi 08 Nisan’da ilan edilen ateşkes ile sözde barışın arandığı yeni bir safhaya girdi. İki tarafından savaştaki ağırlık merkezi karşı tarafa baskı yapmaktı:
- ABD için İran’ın komuta-kontrol sistemi, Körfez ulaştırması, füze ve drone stokları.
- İran; ABD-İsrail ve Arap ülkelerinin uyumu, silah stokları, petrol ve doğal gaz fiyatlarının artması.
ABD ve İsrail ilk 12 günde; İran liderlerini, nükleer ve füze programlarını hedef aldılar. 8 Nisan’daki ateşkes öncesinde ABD, 10.000’den fazla hava sortisinde 130.000’den fazla hedefi vurdu, 1.700 İran füzesi ve drone’unu önledi. Tahran’daki askeri üretim tesislerinin %85’i, deniz vasıtalarının çoğu ve füze atma kapasitesinin %70’i imha edildi.
İran ise ilk 12 günde sonra oyun planını değiştirdi; merkezi olmayan bir komuta sistemine ve mozaik savunmaya geçti. Yani bölgeler kendi savunmalarında inisiyatif aldılar.
- İran saldırılarının önceliği İsrail’e yönelik füze saldırıları ile ABD üslerinin olduğu Körfez Ülkeleri oldu. Katar’daki ABD El-Übeyd ise ana hedeflerden biriydi.
- Drone saldırıları ile Körfez ülkelerinde sivil hedefler, enerji alt yapısı ve petrol-doğal gaz üretim tesisleri hedef alındı. İsrail’e füze saldırılarında isabetlilik için füze son aşamaya geldiğinde yönlendirecek yerel militan ağı kullanıldı. İran, Körfez ülkelerine saldırı için Irak içinde gizli hücreler kurdu. Her biri 10 Iraklı Şii savaşçıdan oluşan üç ya da dört hücre ABD üslerinin bulunduğu Körfez ülkelerine saldırıları koordine ettiler. İlgili Körfez ülkesindeki yerel militan ağlar ile ilişkileri tespit edilmesin diye özel bir iletişim ağı kurdular. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları ile Iraklı iki subay aracılığıyla temasta oldular. Irak içindeki bu hücreler Basra’dan Kuveyt, S.Arabistan ve BAE’ye en az 7 drone saldırısı düzenledi.
- Denizde ise küçük botlar, drone’lar, mayınlar ve kıyı topçusu ile Hürmüz Boğazı’ndan geçişler kontrol altına alındı. Hürmüz kıyıları ve boğazı kontrol eden küçük adalara yerleştirilen savunma unsurları ABD izlemesine yakalanmayacak şekilde yeraltına gömüldü.
İran uzun yıllardır bu savaşa hazırlanıyordu ama konvansiyonel zayıflığı nedeni ile savunmasını aslında dışarıda, direniş ekseninde kurmuştu. Bu savaşta ise savunmanın kalesi Hürmüz Boğazı idi ve burayı elden bırakmayarak, savaşı pahalıya getireme caydırıcılığı sağladı.
Bu savaşta ABD ordusunun önemli eksikleri ortaya çıktı;
- Kitlesel hava ve deniz gücünü yeterince İran’a yanaştıramadı; Bahreyn Üssü ve diğer üslerin yakın hedef olması nedeni ile tutunacak üs bulmakta zorlandı ve Garcia Üssü’nün kullanılması gibi bazı konularda İngilizler ile anlaşmazlığa düştü.
- NATO müttefikleri ile koalisyon kurmaması neticesinde asimetrik tehditlere çözüm getirmekte yalnız kaldı, kendi stoklarını tüketti, bu yalnızlık devam eden barış masasında da siyasi zayıflığa neden oluyor.
- Yılda ancak 90-100 Tomahawk füzesi üretebilen ABD, İran karşısında birkaç haftada 1.000’den fazlasını kullandı. 28 Şubat ile 08 Nisan arasında 190 THAAD (Hava Savunma) ve 1.060 Patriot önleyicisi kullandı. 5.000 dolarlık İran Şahit drone’una karşılık 4.5 milyon dolarlık önleyici füze kullanımı ile savaş çok pahalıya gelmeye başladı.
Savaşın şu ana kadar ki erken sonuçlarına bakacak olursak öncelikle ABD’ye en az 35 milyar dolara, küresel ekonomiye ise en az 22 trilyon dolara mal olduğu hesaplanıyor. İran’ın bölge ülkelerine verdiği hasar ise 300 milyar dolardan daha fazla. Bu savaşta Körfez ülkelerinin ne kadar zayıf oldukları orta çıktı. Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülkede İran’ın füze ve drone saldırısına uğradı. Hepsi de ABD ve diğer müttefiklerinin desteği ile kendi hava savunma sistemlerini çalıştırdılar. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), diğer Körfez ülkelerinin toplamından daha fazla vuruldu (3.000 füze ve drone).
Grafik: ABD Savaş KayıplarI
Ukrayna ve İran Savaşı’ndan neler öğrendiğimizi özetleyelim;
- Savaşlarda yeni durumlara adapte olamazsan, karşılaşılan sorunlara çözüm, teknolojide yenilik getiremezsen, yok olursun.
- Savaşlar artık “aşındırma“ stratejisi ile yapılıyor, taraflar kolay hedef olacağından karada kuvvet kullanmak istemiyor. (Ancak, Kara Kuvvetleri olmadan da savaşlarda kesin sonuç alınamaz. 2003 yılındaki Irak Savaşı’nda Irak için 50 adet ABD ve İngiliz Taburu vardı.)
- Asimetrik güçler (Ukrayna ve İran) kaybetmeyerek, kazanıyorlar.
- Bir ülkede rejim çökse bile halk harekete geçmezse rejim değişikliği olmaz.
- Başarısızlığı örtmek için ateşkes maskesine başvuruluyor.
- Asimetrik savaş, ucuz silah sistemleri ve pratik taktiklerden ziyade ideoloji ile beslenir.
- Hala çatışmalara hidrokarbonlar (enerji kaynakları) yön veriyor.
- Savaşlar, gerçekçi siyasi amaçlar için yapılmalıdır.
- Savaşın başında “kafa koparma“ (düşman siyasi ve askeri liderlerini yok etme) stratejisi bundan sonra da kullanılacaktır.
- Artık savaşların ana omurgası “platform (atıcı)-ateş“ ilişkisini en hızlı ve en isabetli şekilde kuran, yapay zeka ile çalışan taktik hedefleme ve coğrafi bilgi sistemlerine dayalı dijital haritacılık ve öldürme zinciri teknolojisidir.
Savaş, ABD’de gittikçe gereksiz ve masraflı bulunmaya başlandı. Trump’ın popülaritesi İran Savaşı’nın başından beri oldukça azalırken, İsrail’e destek de MAGA yanlıları arasında bile düştü. Son anketler ABD halkının %60’ının İsrail’e olumsuz baktığını gösterdi.
Savaş bir kere başladıktan sonra Körfez Ülkeleri ABD’den rejim değişikliği bekliyorlardı ama Trump, işi yarım bırakıp, kaçma derdinde.
İran Savaşı Sonrası Ortadoğu’da Yaşanan Değişim
İran’a karşı ortak savunma ihtiyacından Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) doğmuştu. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar Arap ülkeleri, İran’da rejim değişikliği öngören bir savaş isterken son birkaç yılda bu anlayışı değiştiren bazı gelişmeler oldu. Bu yumuşama süreci nedeni ile Arap ülkeleri aslında savaşı istemediler. Örneğin;
- BAE, 2022 yılında İran ile diplomatik bağlarını normale dönüştürmüştü.
- S.Arabistan, 2023 yılında Çin’in aracılığıyla İran ile bir normalleşme anlaşması imzalamış; İran ise Yemen’de Hutilere silah göndermeyeceğini teorik olarak kabul etmişti.
- İran; BAE, S.Arabistan, Bahreyn, Kuveyt ve Katar vatandaşlarına vizesiz seyahat imkânı tanımıştı.
Savaş öncesinde ABD, İsrail’i normalleşme ile bölgeye daha çok entegre etmeye çalışırken, İran’ın dayanması bu ülkeleri İsrail’e mesafe koymaya başladılar.
ABD, 2025 yılında Katar’a “ana NATO üyesi olmayan müttefik“ statüsü verirken; Katar, Kuveyt ve Bahreyn’e güvenlik garantileri verildi. Bu güvenlik garantilerinin temelinde Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelere verilen koruma garantisi vardı. Ama İran saldırılarına karşı, Amerikan hava savunma sistemi bir yere kadar korudu.
Halen Cenevre’de devam eden barış görüşmelerinin sonucu ne olursa olsun gerçek manada çözülen bir şey olmadığı gibi artık Ortadoğu’nun savaş öncesi haline gelmesi de mümkün değil çünkü değişim zaten başladı. Ateşkes konusunda kimse kimseye güvenmiyor ve savaşın parçası olduğu halde barış masasında olmayan ve istemeyen İsrail, Lübnan’ı işgale devam etmek istiyor. Hâlbuki anlaşmanın İran için ön şartı bütün cephelerde savaşın hemen durmasıydı. Kısaca, İsrail’in operasyonları yeni bir tırmanma dönemi başlatabilir ve İran, istediği zaman tekrar Hürmüz Boğazı’nın kapatabilir. Diğer yandan, bu barış ihtiyacı sahada askeri bir sonuca ulaşmadan yarım kalmış bir sürecin devamı olduğundan yeni bir savaşa hazır olana kadar “ara dönem“ anlaşması olabilir. Gelinen aşamada;
- İran çok zarar görse de hala aynı rejim yaşıyor, nükleer malzemeyi elinde tutuyor, Hürmüz’e dayalı pazarlık gücünü koruyor.
- Ortadoğu şimdiden dönüştü çünkü II. Dünya Savaşı’ndan beri var olduğu sanılan ABD güvenlik garantisi değersiz hale geldi,
- Amerikan imajı büyük darbe aldı, bölgedeki ABD askeri varlığı bundan sonra sorgulanacak, Araplar artık ABD’nin maceralarının bedelini ödemek istemiyorlar.
- Rusya ve Çin, ABD operasyonlarını durdurmak için hiçbir şey yapmadılar.
- Ortadoğu, tırmanmanın sınırlarının kaybolduğu, sonu gelmez bir çatışma potansiyeline ulaştı, silahlanma hızla artmaya devam edecek.
Devamı için...