Litani Nehrinin Etrafında İsrail’in Yarattığı Oldu-Bitti
Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu
İsrail, Hizbullah bahanesiyle bir kez daha Güney Lübnan’da, Bekaa Vadisinde ve Litani nehrinin kuzeyinde. Bu defa tek fark Cebel Lübnan’a girmemiş olması. Ama mutlaka yüksek yerlerde de eli kolu, gözü ve kulağı vardır. Halen İsrail ordusu, Lübnan’ın güney sınır boyunca yaklaşık 10 kilometrelik derinlikte bir tampon güvenlik bölgesinde Bint Jbeil, Khiam, Beaufort Kalesi gibi bazı stratejik yerleşim yerlerini elinde tutuyor. Nebatiye ve Sur Vadisi yakınlarındaysa Litani nehrini "güvenlik bölgesi" sınırı olarak kabul edip, nehrin güney ve kuzeyini denetliyor. 1970 li ve 80 li yıllarda bahane kuzeyden gelen Filistin saldırılarıydı. Şimdi artık İran yanlısı Hizbullah. Tarih İsrail’in 1948 den beri Lübnan’ı 7 kez işgaline tanık olmuş durumda. Kısa dönemli askeri müdahaleler dışında Lübnan topraklarındaki İsrail işgallerinden en uzun süreli olan ve en geniş alana yayılanı 1982 ve 2000 yılları arasında devam eden ve sadece Güney Lübnan’ı değil, zaman zaman Beyrut’un kuzeyine kadar uzanan ve İsrail ordusunun Cebel Lübnan’da da uzun süreli karargâh kurduğu işgaldir. Yıllar önce bir konferansta Cebel’de yazlık evi olan bir profesör meslektaşla, 1990’lı yıllarda Cebel Lübnan’da konuşlandırılmış olan İsrail ordusunun (IDF), Kuzey Komutanlığı'nda görev yapan ve İsrail- Lübnan ile olan sınırlarını denetleyen bir generalin ilginç sohbetlerine kulak misafiri olmuştum. Yaklaşık 20 yıl aradan sonra geçici bir barış zamanında, biri emekli öğretim üyesi, diğeri emekli bir komutan, sanki hiçbir şey olmamışçasına geçmişi benim hayret dolu bakışlarım arasında değerlendirmişti. Onlar barışın değerini sonradan takdir eden iki insandı. Tavizsiz, özürsüz ve pişmanlıklar olmadan birlikte barışı kutsamışlardı. Ama şimdi İsrail ve Lübnan bir kez daha fiilen savaşta.
Lübnan’a İsrail Müdahalesi Yeni Değil
En uzun işgalin 2000’de sona ermesini takiben İsrail'in çekilmesi, Hizbullah’ın manevra alanını genişletince, Lübnan iç savaşı yeniden başlamış, Lübnan halkı, kendi kanında yeniden boğulurken İsrail bir süre gelişmeleri dışarıdan izlemiştir. Ancak 2006’da Hizbullah'ın İsrail’e karşı yeniden başlattığı vur-kaça karşı, İsrail yeniden Güney Lübnan’a karşı bir kara harekâtı başlatmış ve işe Birleşmiş Milletler 1701 sayılı kararla müdahale edene kadar, Güney Lübnan’daki birçok yerleşim yerini denetimi altına almıştır. IDF 2023 de Gazze savaşının başlamasından sonra kuzeyde yeniden teyakkuza geçmesi ve bunun 2024’de Lübnan’ın yeniden işgaliyle sonuçlanması beklenmedik bir gelişme değildi. Bir yıl boyunca İsrail yeniden güney Lübnan’ı ateş çemberi içine almakla kalmadı, sınırdaki stratejik noktaları imzalanan ateşkese rağmen elinde tutmaya devam etti. ABD- İran- İsrail savaşı başladığında nasılsa Yemen’den fazla bir ses çıkmadı. Ama harekete geçen Hizbullah, 2026 başından beri Lübnan’ın güneyini yeniden işgal etmesi için İsrail’e adeta yeni bir fırsat daha verdi. Şimdi IDF ülkenin güneyi, Beyrut’un kuzeyi, özetle Lübnan’ın her yerini hallaç pamuğu gibi atıyor. Yeni kara saldırılar düzenleyerek, Lübnan’daki operasyonların durdurulmasını nihai barış için şart koşan İran ile anlaşma imzalanmasının önüne engel çıkarıyor. Tabii engeli tam olarak kimin çıkardığı her zaman belli değil. Ama Levant’ta galiba barış ve istikrarı kimse istemiyor. Bazen arabulucu olarak araya ABD veya BM girse bile bunların zaten tarafsız birer arabulucu olduğunu söylemek zor. Barışın tarafında bile olduklarını söylemek mümkün değil.
Levant Nehirlerinin İncisi Litani ve Litani Harekâtının Şifreleri
Levant nehirleri, Avrupa, Amerika ve Afrika’nın Nil ve Zambezi havzalarındaki, hatta Anadolu’daki nehirlere benzemiyor. Başta Litani olmak üzere Hasbani, Dan ve Şeria (Ürdün) nehirlerinin yatağında akan su miktarı az, debileri düşük, etraflarındaki yerleşim yerlerinin artması ve iklim değişikliği etkisiyle bunları besleyen yer altı suları ve kar yağışları yetersiz. Ama kutsal topraklarda, her birinin başka menkıbesi olan bu nehirlerden en önemlisi olan Litani güney Lübnan'ın en değerli su kaynağı. Bekaa Vadisi'nden doğup, Tire'nin kuzeyinde Akdeniz'e dökülen 140 km' uzunluğundaki Litani’nin bütünüyle Lübnan topraklarında akması ve ülkeye içme, sulama ve hidroelektrik enerji temin etmesi nedeniyle hayati öneme sahiptir. Nitekim Lübnan 1950’ li yıllardan itibaren Litani Nehri İdaresi eliyle nehir üzerindeki egemenlik haklarını kullanmaya başlamış, 1960’ lı yıllarda nehir üzerine Dünya Bankası destekli bir proje olarak kurulan Albert Naccache Barajı ve Karaun Baraj Gölü sayesinde, nehir sularının yıl içindeki değişimi ayarlanmaya başlandı. Siyasi istikrardan yoksun tarihinde nice iç savaş ve işgal gören Lübnan, bu önemli su havzası sayesinde tarımsal üretiminde çeşitlenme olanağına kavuşmakla kalmadı, havzada bulunan bataklıklar, irili ufaklı dereler, sedir çamı ormanları ve cins kuş türleri sayesinde, nadir bir doğa rezervi kazanmış oldu. İlginç olan şu ki İsrail sadece 1978 de Lübnan’a karşı başlattığı askeri harekâta Litani adı vermiştir (Operation Litani). Ama kuraklığın kapıyı yeniden çalmaya başladığı 2020 den itibaren, hangi bahaneyle olursa olsun, her operasyon adeta yeni bir “Operasyon Litani“. Litani nehrinin İsrail'e yakınlığı ve su politikasındaki stratejik önemi jeopolitik yeni tasarruflar gündeme getirdiğinde Hizbullah saldırıları adeta İsrail’e yeni bir işgal daveti çıkarmakta ve onu emellerine hızla yaklaştırmakta.
Kutsal Topraklardaki Gizli Su Savaşları
Levant bölgesinde her karış toprak kutsal. Ama paylaşılamayan kaynaklar ve özellikle su yüzünden oralarda yaşayanlar adeta ilahi bir güç tarafından lanetlenmiş gibi. Litani nehrinin Kasımiye bölgesi sulama kanallarından istifadeyle geniş bir alanda, Lübnanlı çiftçiler narenciye ve muz gibi katma değeri yüksek meyveler yetiştirmekte ve bu bölgede Litani Nehri, İsrail-Lübnan sınırına neredeyse paralel olarak akmakta. Akarken de sınırın öte yanında bulunanların ağzını sulandırmakta. Su yönetimi ve sulama teknolojileri alanında dünya şampiyonu olan İsrail’in kıyıdaş ülkelerle akarsu su paylaşımı açısından sicilinin iyi olduğunu söylemek yanlış olur. Tabii kabahati tamamıyla İsrail’e yüklemek hatasına düşmek te doğru olmaz. Ama Lübnan’dan doğan ve İsrail’e akan Hasbani nehrinin, iki ülke arasında yıllardan beri sorun olduğu da bilinen bir gerçek. İki ülke arasında su paylaşımı anlaşması olmadığından, su kullanımı jeopolitik sürtüşmelere yol açmakta. Özellikle, güney Lübnan için hayati önem taşıyan Wazzani pınarı, Hasbani Nehri'nin ana kollarından biri olarak yine İsrail’in kendi su güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle Lübnan’ın sulama kanalları inşasını engellediği sürtüşmelerden biri. Wazzani su pompalama tesislerinin, sınır ötesi bombardımanlar sırasında hasar görmesi ve sınırdaki çatışmalar nedeniyle çekilen su sıkıntıları, İsrail’in özellikle Litani nehri ve Wazzani pınarının içinden geçtiği toprakları işgal etme hevesini giderek daha fazla arttırmakta. Endişeyi tekrarlamakta fayda var: Hizbullah İsrail’in bu hevesine taşımamalı. Kutsal toprakların hepsini arz-ı mevut yani vaat edilmiş topraklar kabul eden İsrail’in, bundan sonra Lübnan’daki işgali bir kez daha sona erdirerek nehir havzalarından çıkması kolay değil. Bir arada barış içinde yaşamak yerine “su kaynağı için savaşmak“ tarihteki referanslarıyla belki anlaşılabilir. Ama asıl amacı gizlemek, herkesi bön, âlemi sersem saymaktan başka bir şey değil.