Çin Devlet Konseyi Enformasyon Ofisi yeni bir beyaz kitap yayımladı. "Daha Adil ve Hakkaniyetli Küresel Yönetişim: Çin'in İlkeleri, Önerileri ve Eylemleri" başlıklı belge, Şi Cinping'in 2025'te ortaya attığı Küresel Yönetişim Girişimi'ni (GGI) ayrıntılı biçimde detaylandırıyor.
Girişim, Pekin'in son yıllarda öne sürdüğü dört büyük girişimin sonuncusu. Diğerleri Küresel Kalkınma, Küresel Güvenlik ve Küresel Medeniyet girişimleriydi. Bu yazıda bahse konu yeni beyaz kitabın ne söylediğine ve ne anlama geldiğine bakalım. Beyaz kitap Çin menşeli bürokratik metinlerde sıklıkla gördüğümüz karamsar bir teşhisle açılıyor. Pekin'e göre dünya, "yüzyılda görülmemiş ölçekte derin değişimlerin" yaşandığı bir dönemde.
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistem çoklu krizlerle sarsılmış durumda. Kitap bunu "siyah kuğu" ve "gri gergedan" olaylarının sürekli ortaya çıkışıyla tarif ediyor. Tablo rakamlarla da destekleniyor: 830 milyondan fazla insan aşırı yoksullukta, 2,3 milyar insan gıda güvensizliği içinde, Kuzey-Güney uçurumu giderek açılıyor.
Metnin en dikkat çeken uyarısı ise şu: "Ne pahasına olursa olsun orman kanununa dönüşü engellemeliyiz." İnsanlığın önündeki seçim de bu çerçeveye oturtuluyor. Hakkaniyet ve adalet mi, orman kanunu mu? Hukukun üstünlüğü mü, güç siyaseti mi? Girişim beş temel kavram üzerine kurulu. Egemen eşitlik, uluslararası hukukun üstünlüğü, çok taraflılık, insan merkezli yaklaşım ve somut eylem. Bu beş ilke metnin omurgasını oluşturuyor. Çin'in mesajı aslında son derece açık: "Küresel yönetişim, seçilmiş birkaç gelişmiş ülke tarafından domine edilemez."
Beyaz kitabın en dikkat çekici yönü ise çözümün nasıl olacağı yönündeki yaklaşımı. Pekin, mevcut düzene bir alternatif getirmekten ziyade korunması ya da daha doğru bir tabir ile restore edilmesi gerektiğini savunuyor. Belgedeki kilit cümle şu olabilir: "Bugünün dünyasındaki çatışma ve adaletsizlikler, BM Şartı'nın eskimiş olmasından değil, etkin biçimde uygulanmamasından kaynaklanmaktadır." Yani sorun sistemin kendisinden ziyade doğru bir şekilde işletilmemesi. Bu yüzden Çin, BM'nin merkezi rolünün korunmasında ısrar ediyor ve kendisini düzenin savunucusu olarak konumlandırıyor. Belge, ABD'yi adıyla anmadan eleştiriyor. Daha da ilgi çekici olan, doğrudan teorik yaklaşımları hedef alması. Pekin; "hegemonik istikrar teorisi", "Batı-merkezcilik", "neoliberalizm" ve "demokratik barış teorisi" gibi yaklaşımları açıkça eleştiriyor ve bunları kargaşa üreten çerçeveler olarak imliyor. Eski düzenin "merkez-çevre" mantığından kurtulması gerektiğini savunuyor.
"Eski uluslararası düzenin modası geçmiş 'merkez-çevre' çerçevesinden kurtulmak gerekir. Yalnızca birkaç ülkenin hâkim olduğu, çoğunluğun tabi konumda kaldığı ve zenginlerin daha zengin, yoksulların daha yoksul olduğu bir dünya iyi bir dünya değildir." Sonuç olarak şu iddiayı net bir şekilde savunduğunu söylemek mümkün: Çin’in çabalar sayesinde uluslararası toplum artık "hegemonya değil hakkaniyet talep eden bir mutabakat" oluşturmuştur.
Metnin önemli bir kısmı ise Çin'in somut katkılarına ayrılmış. BM olağan bütçesine katkı payı 2000'de yüzde 1'in altındayken 2025'te yüzde 20'yi aşmış. Çin ikinci en büyük katkı sağlayıcı olmuş. 29 barışı koruma operasyonuna 50 binden fazla personel gönderilmiş. Kuşak-Yol kapsamında Çin-Avrupa
Demiryolu Ekspresi 130 binden fazla sefer yapmış. ŞİÖ, 27 ülkeye ve 30 trilyon dolara yaklaşan bir ekonomik büyüklüğe ulaşmış. Yapay zekâ, sağlık ve iklim gibi başlıklardaki girişimler tek tek sıralanıyor. Bütün bunların arkasında belirgin bir Küresel Güney vurgusu var. Satın alma gücü paritesine göre Küresel Güney bugün dünya ekonomisinin yüzde 60'ından fazlasını oluşturuyor. Belge, yukarıda bahsi geçen bu vizyonu Çin uygarlığının mirasına dayandırıyor. 5.000 yılı aşan tarihe, "gök kubbe altında büyük uyum" (tianxia/datong) idealine ve "halk devletin temelidir" anlayışına atıf yapılıyor. Yani evrensel bir öneri, büyük ölçüde medeniyet anlatısı üzerinden temellendirilmiş gibi. Bir anlamda Çin’in dünya düzeni tahayyülünde Batı hegemonyasına karşı, egemenlikçi, kalkınmacı, çok kutuplu ama uyum arayışındaki bir küresel düzen ideali diyebiliriz. Peki bütün bunlar ne anlama geliyor? Birincisi, zamanlama. Beyaz kitap, Şi-Trump zirvesi ve Putin'in Pekin ziyaretinin hemen ardından geldi. Pekin önce ABD ile rekabeti yapıcı stratejik istikrar diyerek yönetilebilir bir çerçeveye oturttu, sonra Rusya'yla ortaklığı çok kutuplu adil düzen söylemi üzerinden pekiştirdi, şimdi de kendi yönetişim vizyonunu masaya koyuyor. İkincisi, roller tersine dönmüş durumda.
Devamı için...