Stratejik Feragat ve Belirsizlik Çağında Diplomasi
Dr. Hüseyin KORMAZ
Buradaki yazılarımda "küresel fetret devri" kavramını sıkça kullandım.
Eskinin öldüğü, yeninin doğamadığı bir geçiş anı.
Gramsci'nin meşhur tabiriyle: “interregnum.“ Yani yoğun bir belirsizlik çağı…
Bu devrin en somut tezahürünü Pekin zirvesinde görmüştük. Hatta bunua ‘yorgun hegemon’ demiştim.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Singapur'da IISS'teki konuşmasında ifade ettiği “stratejik feragat“ biraz da bu yorgun olma halinden kaynaklanıyor zannımca.
İki kavramın aynı çerçevede okunması gerektiğini düşünüyorum.
Stratejik Feragatin Teşhisi ve Fail Olmaktan Vazgeçmek
Fidan'ın yaptığı bu kuramsal ağırlıklı konuşma, belirsizlik çağında bir devlet aklının teorize edilmesi şeklinde okunabilir.
Temel argüman son derece sarih: "Uluslararası sistem artık sabit bir takımyıldızı değil."
Eski hiyerarşilerin çekim gücünü kaybettiği, yeni güç merkezlerinin çoğaldığı bir kozmos.
Pandemi, Avrupa'da savaş, korumacılık, enerji güvenliği, kurumsal aşınma…
Fidan’ın açıklayıcı betimlemesi ile yılların türbülansı birkaç yıla sıkışmış halde.
Mesele şu ki artık küresel yönetişim bu şokları absorbe edemiyor. Normlar aşınıyor. Kurumlar felç oluyor.
Stratejik feragat kavramı tam da burada önem kazanıyor.
Fidan'a göre küresel başat aktörler "stratejik feragate" sürüklenirken, pek çok aktör de değişen dünyaya kullanım ömrünü doldurmuş varsayımlarla yaklaşmayı sürdürüyor.
Tanıdık istikrarın geri döneceğini bekliyorlar. Bu bir ihtiyat olmaktan ziyade fail olma kapasitesinden vazgeçmek.
Stratejik feragat kavramını küresel fetret devrinin en önemli semptomlarından biri olarak okuyabiliriz.
Dolayısı ile yorgun hegemon manasını yitirirken, ikincil aktörler de eski varsayımların ataletine yaslanıyor.
Sonuç olarak ortaya bölgesel hegemonik boşluklar çıkmaya başlıyor.
Aktif Diplomasi ve Bölgesel Sahiplenme
Bu bağlamda Türkiye'nin mevcut duruma cevabı iki sütuna oturuyor: aktif diplomasi ve bölgesel sahiplenme.
Bu ikinci kavramın önemli bir yenilik olduğunu düşünüyorum.
Şöyle anlatalım…
Robert Cox hegemonyanın üç ayağından söz ederdi: maddi kapasite, kurumlar, fikirler.
Bugün küresel ölçekte bu üç ayağın hepsi sarsılıyor.
Ancak bölgesel ölçekte bu üç ayak hâlâ inşa edilebilir.
Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu, Körfez, Afrika Boynuzu…
Fidan'ın çizdiği bölgesel sahiplenme hattı tam da bu bölgelere işaret ediyor.
Konuşmanın ikinci büyük ekseni ise Asya.
Ekonomik güç, teknolojik dinamizm, deniz bağlantısallığı giderek Asya'da yoğunlaşıyor.
ASEAN; uzlaşı, diyalog ve bölgesel sahiplenmenin kurumsal örneği olarak sunuluyor.
2019'da başlatılan Yeniden Asya Girişimi bu çerçevede teorik ve pratik bir yapıya ve en önemlisi de “anlama“ kavuşuyor.
Sadece ticaret olarak düşünmemek lazım.
Siyasi diyalog, teknoloji, savunma sanayii, kültür, eğitim. Müesses ölçekte bir doğuya yönelimden bahsedebiliriz.
Konuşmanın en kritik cümlesi ise bence şu:
"Türkiye, uluslararası ilişkilerde giderek daha fazla ihtiyaç duyulan bir erdemi temsil ediyor: güvenilirlik."
Güvenilirlik, tesadüfen seçilmiş bir kavram değil.
Küresel düzen; ortak kurallar ve kurumlar kadar büyük güçlerin düzen sağlayıcı sorumluluklarına da dayanır.
Büyük güçlerin bu sorumluluğu üstlenmekte isteksiz kaldığı dönemlerde ise orta güçlerin diplomasi, çok taraflılık ve uluslararası hukuk üzerinden norm koruyucu bir işlev üstlenebileceği söylenebilir.
Bir bakıma yorgun hegemonların ya da isteksiz büyük güçlerin bıraktığı boşlukta inşa edilen bir manevra/meşruiyet alanı.
Orta güçlerin uluslararası düzenin normatif boyutunu sahiplenebilme kapasitesi, hem ortaya çıkarabileceği fırsatlar hem de karşılaşabileceği sınırlar bakımından ayrıca teorik zeminde tartışılmayı hak ediyor sanırım. Dolayısı ile bu şerhi düşmek de elzem.
Köprüden Kurucuya: Doktriner Bir Geçiş
Yıllardır Türkiye için kullanılan "köprü ülke" metaforu zihinlerde pasif bir konum çağrıştırıyordu.
Fidan'ın konuşması aslında bu metaforu zımnen reddediyor.
Türkiye artık köprü olmaktan ziyade bölgesel kurucu bir aktör. Çok kutuplu ara dönemde bölgesel düzende rol talep eden bir ‘muhatap’.
Türk dış politikasındaki bu doktriner geçişin sembolik kıymetinin büyük olduğunu düşünüyorum.
Şunu da eklemem lazım.
2019'dan beri Türkiye'nin pratiği zaten çok vektörlü, hedging (riskten kaçınma) ağırlıklı, stratejik özerklik öncelikli bir hatta seyrediyordu.
Bu konuşma bu birikimi ve pratiği bütünlüklü bir şekilde teorize ediyor.
Söylemle pratik arasındaki gerilim böylelikle bir doktriner bütünlüğe kavuşuyor.
Özerklik, riskten kaçınma ve çok vektörlü diplomasiyi bir araya getiren bir ‘dengeleme’ aklı. Stratejik özerklik ve riskten kaçınmanın aynı anda işlediği bir dengeleme strateji de denebilir.
Sonuç olarak.
Bu çok kutuplu ara dönem yani küresel fetret devrinin iki yüzü var.
Birinci yüz, yorgun hegemonun manasını yitirmesi ve stratejik feragata sürüklenmesi.
İkinci yüz, orta güçlerin bölgesel sahiplenmeye giderek normları ayakta tutmaya çabalaması.
Türkiye'nin diplomatik aklı; aktif diplomasi ve bölgesel sahiplenme ile belirsizlik çağında dış politikasını dengelemeye çalışıyor ve manevra alanını korumayı hedefliyor.
Bu bağlamda Fidan'ın Singapur konuşması Türkiye’nin dış politikası açısından teorik bir manifesto.
Çok kutuplu bu akışkan ara dönemde, bölgesel ölçekte fail olma iradesinin beyanı.
X/@drhkorkmaz