Suriye: Bir İç Savaşın Anatomisi

Yorum

Panthéon-Sorbonne Paris 1 Üniversitesi akademisyenleri Adam Baczko, Gilles Dorronsoro ve Arthur Quesnay’in Suriye: Bir İç Savaşın Anatomisi adlı eseri, Ayşe Meral’in Fransızcadan çevirisiyle 2018 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitap, savaşı yalnızca “Esad rejimi ile muhalefet arasındaki çatışma” olarak değil; devletin çözülmesi, toplumsal yapının parçalanması, kimliklerin siyasallaşması ve uluslararası müdahalelerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir süreç olarak ele alır. ...

Suriye: Bir İç Savaşın Anatomisi


Berra ŞENSOY TUTKUN

Panthéon-Sorbonne Paris 1 Üniversitesi akademisyenleri Adam Baczko, Gilles Dorronsoro ve Arthur Quesnayin Suriye: Bir İç Savaşın Anatomisi adlı eseri, Ayşe Meralin Fransızcadan çevirisiyle 2018 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitap, savaşı yalnızca Esad rejimi ile muhalefet arasındaki çatışmaolarak değil; devletin çözülmesi, toplumsal yapının parçalanması, kimliklerin siyasallaşması ve uluslararası müdahalelerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir süreç olarak ele alır. Bu açıdan eser hem siyasal sosyoloji hem de iç savaş literatürü bakımından güçlü bir teorik çerçeve sunmaktadır.

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, mezhepçiliği doğal ya da tarihsel olarak kaçınılmaz bir olgu gibi sunmamasıdır. Yazarlar özellikle Suriye toplumundaki Alevi-Sünni, Arap-Kürt ya da Hristiyan-Müslüman ayrımlarının savaşın başından beri mutlak düşmanlıklar üretmediğini vurgular. Aksine bu ayrımların büyük ölçüde rejim stratejileri, güvenlik korkuları, savaş ekonomisi ve dış müdahaleler tarafından giderek sertleştirildiğini savunurlar. Bu nedenle kitap, kadim nefretlertezine karşı duran güçlü bir politik sosyoloji çalışmasıdır.

Eserin merkezindeki temel kavramlardan biri devlet tekelinin çözülmesidir. Yazarlara göre bir iç savaşı tanımlayan şey yalnızca silahlı çatışma değildir; devletin şiddet üzerindeki meşru tekelini kaybetmesidir. Devlet geri çekildikçe yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda hukuk, vergi, sınır kontrolü, ekonomik dolaşım ve siyasal meşruiyet de parçalanır. Suriyede tam olarak bu süreç yaşanmıştır. Devletin bazı bölgelerden çekilmesiyle birlikte yerel meclisler, silahlı gruplar, aşiret yapıları, İslamcı örgütler ve PYD gibi aktörler alternatif egemenlik alanları kurmaya başlamıştır. Böylece Suriye savaşı yalnızca bir rejim değişikliği mücadelesi olmaktan çıkıp çok merkezli bir egemenlik krizine dönüşmüştür.

Kitap ayrıca Esad rejiminin yapısına dair oldukça önemli bir analiz sunmaktadır. Özellikle Beşar Esad dönemindeki neoliberal dönüşümün savaşın toplumsal arka planını oluşturduğu vurgulanır. 2000li yıllarda uygulanan ekonomik liberalizasyon politikaları, rejime yakın sermaye çevrelerini güçlendirirken orta ve alt sınıfların giderek yoksullaşmasına neden olmuştur. Özelleştirmeler, rant ağları, kaçakçılık ekonomisi ve iktidar çevresine yakın yeni burjuvazinin yükselişi toplumdaki eşitsizlikleri derinleştirmiştir. Yazarların dikkat çektiği nokta şudur: Suriyede ekonomik liberalizasyon demokratikleşme yaratmamış, tam tersine güvenlik devleti ile iç içe geçen bir oligark sistemi üretmiştir.

Bu ekonomik dönüşüm aynı zamanda toplumsal yapıyı da dönüştürmüştür. Rejim uzun yıllar boyunca kimlikleri kontrol eden ve yöneten bir cemaat siyasetiyürütmüştür. Kitapta kimlik rejimiolarak tanımlanan bu yapı, mezhepsel ve etnik gruplar arasındaki ilişkileri devlet eliyle düzenleyen bir mekanizma olarak açıklanır. Özellikle Alevilerin güvenlik kurumlarında yoğunlaştırılması, Kürtlerin uzun yıllar vatandaşlıktan mahrum bırakılması ve farklı toplulukların birbirlerine karşı denge unsuru olarak kullanılması, rejimin toplumu parçalı halde yönetme stratejisinin parçasıdır.

Yazarlar Alevi topluluğu konusunda da oldukça nüanslı bir yaklaşım sergilerler. Rejimin Alevi olduğu yönündeki basit yaklaşımı reddederler. Aslında Alevi toplumunun önemli bir bölümü ekonomik olarak yoksul kalmış ve rejimden doğrudan fayda sağlamamıştır. Ancak rejim güvenlik aygıtını büyük ölçüde Alevilere dayandırarak onları kendi kaderine bağlamıştır. Böylece savaş ilerledikçe birçok Alevi için rejimin çökmesi yalnızca siyasal bir değişim değil, aynı zamanda fiziksel bir güvenlik tehdidi anlamına gelmeye başlamıştır.Rejim, çatışmayı cemaatselleştirerek azınlıkları adeta rehinalmıştır.

Kürt meselesi kitabın en güçlü bölümlerinden birini oluşturuyor. Yazarlar Kürtlerin başlangıçta ayrılıkçı bir gündemle hareket etmediğini özellikle vurguluyorlar. 2011de birçok Kürt, Suriye yurttaşı olarak eşit haklar talep ederek protestolara katılmıştır. Ancak rejim çok hızlı biçimde stratejik bir hamle yaparak Kürt bölgelerinde PYD ile pragmatik bir ilişki geliştirmiştir. Rejim kuzeyde ikinci bir cephe açılmasını istememiş, PYD ise örgütsel alan ve fiili kontrol kazanmıştır. Böylece Afrin, Kobani ve Cezire hattında farklı bir siyasal yapı oluşmuştur. Bu süreç yalnızca askerî değil aynı zamanda ideolojik bir dönüşümdür. Çünkü PYD bölgelerinde; zorunlu askerlik, Kürtçe eğitim, kültürel mobilizasyon, şehit kültü, Öcalan merkezli siyasal semboller üzerinden yeni bir toplumsal düzen kurulmaya başlanmıştır.

Kitabın en çarpıcı analizlerinden biri de ayaklanmanın dönüşümüyle ilgilidir. 2011de başlayan protestolar başlangıçta son derece kapsayıcı ve mezhepler üstü bir karakter taşımaktadır. Öğrenciler, kentli orta sınıflar, solcular, İslamcılar, Kürtler ve farklı topluluklardan insanlar aynı protestolarda yer almıştır. Ancak rejimin uyguladığı sistematik şiddet, işkence ve kitlesel tutuklamalar hareketin giderek askerîleşmesine yol açmıştır. Özellikle rejimin ılımlı muhalifleri bastırırken radikal İslamcıları hapishanelerden serbest bırakması, savaşın ideolojik yönünü dönüştüren kritik kırılmalardan biridir. Yazarlar burada çok güçlü bir tez ortaya koyuyor: Rejim yalnızca muhalefeti bastırmamış, aynı zamanda onu radikalleştirmiştir.

ÖSOnun yükselişi ve parçalanması da kitabın merkezî meselelerinden biridir. Başlangıçta ÖSO ortak bir Suriye devrimifikrini temsil etmektedir. Hatta bazı birliklerde Aleviler, Kürtler ve Hristiyanlar da yer almaktadır. Ancak zamanla; dış finansman ağları, yerel komutanlıkların özerkleşmesi, silah dağıtımındaki eşitsizlik, ideolojik farklılıklar, Körfez etkisi ÖSOyu giderek parçalamıştır. Özellikle Türkiye merkezli sürgün komutanlığı ile sahadaki savaşçılar arasında ciddi bir meşruiyet krizi doğmuştur. Yerel savaşçılar dışarıdaki elitlerin kendilerini temsil etmediğini düşünmeye başlamışlardır. Bu boşluk ise Nusra Cephesi, Ahrar el Şam ve daha sonra HTŞ gibi yapılara alan açmıştır.

Kitap
burada
çok önemli bir noktaya işaret eder: İslamcı grupların yükselişi yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda örgütsel bir başarıdır. Bu yapılar; daha düzenli finansman, disiplinli askerî yapı, alternatif sosyal hizmet ağları, güçlü dini mobilizasyon sayesinde yerel düzeyde etkili olmuşlardır. ÖSO ise merkezî bir yapı kurmakta başarısız kalmıştır.

Bununla birlikte kitap yalnızca silahlı grupları değil, sivil yönetim deneyimlerini de ayrıntılı biçimde ele alır. Ayaklanma bölgelerinde kurulan yerel meclisler, belediye yapıları ve sivil savunma ağları aslında alternatif bir devlet kurma girişimidir. Elektrik dağıtımı, çöplerin toplanması, gizli hastaneler, yeraltı okulları ve yardım ağları savaş koşullarında yeni bir toplumsal örgütlenme yaratmıştır. Özellikle Halep ve İdlib gibi bölgelerde yerel meclisler ciddi bir kurumsallaşma deneyimi geliştirmiştir. Ancak dış yardıma bağımlılık ve askerî grupların baskısı bu kurumların uzun vadeli bir yönetişim modeli oluşturmasını engellemiştir.

Kitabın uluslararasılaşma bölümü ise savaşın neden bölgesel bir krize dönüştüğünü açıklamaktadır. Yazarlara göre Suriye savaşı artık yalnızca yerel bir iç savaş değildir; İran, Hizbullah, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, ABD ve Rusyanın müdahil olduğu çok katmanlı bir vekâlet savaşına dönüşmüştür. Özellikle İran ve Hizbullah’ın rejimi desteklemesi savaşın mezhepsel boyutunu güçlendirirken; Körfez ülkelerinin Sünni muhalefeti desteklemesi çatışmayı daha da sertleştirmiştir.

Rusya bölümü de oldukça önemli. Kitap Rus müdahalesini yalnızca Tartus üssü ya da silah ticareti üzerinden açıklamıyor. Asıl meselenin uluslararası düzen anlayışı olduğunu savunuyor. Moskova için Suriye, Libya benzeri bir Batı müdahalesinin tekrarını engelleme alanıydı. Bu nedenle Rusyanın vetoları ve diplomatik pozisyonu yalnızca Esad’ı değil, aynı zamanda rejim değiştirmesiyasetini hedef alıyordu.
Son olarak kitap mülteci meselesine çok güçlü bir teorik çerçeve getiriyor. Mülteciler yalnızca savaşın mağdurları değil; aynı zamanda çatışmanın bölgesel yayılmasının taşıyıcıları olarak ele alınıyor. Türkiye ve Ürdün gibi güçlü devlet kapasitesine sahip ülkeler mülteci akınını daha kontrollü yönetebilirken, Lübnan ve Irak gibi kırılgan yapılar mezhepsel ağlar ve silahlı gruplar tarafından daha kolay etkilenmiştir. Bu nedenle yazarlar için asıl mesele mülteci sayısı değil, devlet kapasitesidir.

Genel olarak kitap, Suriye savaşını tek bir nedene indirgemeyi reddediyor. Ne yalnızca diktatörlük ne yalnızca mezhepçilik ne yalnızca dış müdahale tek başına açıklayıcıdır. Savaş; devlet çözülmesi, toplumsal eşitsizlik, kimlik siyaseti, dış müdahale, savaş ekonomisi ve ulusötesi silahlı ağların kesişiminde ortaya çıkan hibrit bir çatışmadır. Bu nedenle eser, Suriye iç savaşını anlamak isteyen herkes için yalnızca tarihsel değil aynı zamanda teorik olarak da son derece güçlü bir başvuru kaynağıdır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Nasyonal sosyalizm, yirminci yüzyılın ilk yarısında insanlık tarihinin en yıkıcı siyasi, askeri ve ideolojik felaketlerinden birine imza atarken, geride bıraktığı kurumsal ve maddi enkaz kadar, doğası hala tartışılan fiktif bir iktisadi model de bırakmıştır.;

Londra’da 6-7 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen C4ISR Global Konferansına katılan ilk Türk olarak, özellikle ülkemizle ilgili önemli olabilecek bakış açılarını, bilgileri not aldım, diğer yandan hazırlamakta olduğum yeni kitabım (Akıllı Savaş) için farklı öngörüler sağlamaya çalıştım. Konfe...;

Askeri tarih, stratejik düşünce ve ekonomi-politik arasındaki bağ, insanlık tarihi kadar eskidir. Sahadaki mücadele yöntemleri çağlar içinde teknolojik ve kurumsal kabuk değiştirse de insan felsefesinin ve karar alma mekanizmalarının temel mantığı değişmeden kalır. ;

Panthéon-Sorbonne Paris 1 Üniversitesi akademisyenleri Adam Baczko, Gilles Dorronsoro ve Arthur Quesnay’in Suriye: Bir İç Savaşın Anatomisi adlı eseri, Ayşe Meral’in Fransızcadan çevirisiyle 2018 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitap, savaşı yalnızca “Esad rejimi ile muhalefet ...;

İktisat bilimi, geleneksel anlatıda piyasaların işleyişini, kaynakların dağılımını ve refahın artırılmasını inceleyen "masum" bir akademik disiplin olarak tasvir edilir. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı varoluşsal krizle birlikte iktisat; matemati...;

Graham Allison'ın (1940-) Savaşa Mahkûm: Amerika ve Çin, Tukidides’in Tuzağından Kurtulabilir mi? (Destined for War: Can America and China Escape Thucydides's Trap? 2017) kitabından özetlenmiştir. Kitap dört bölümden oluşmaktadır.;

Sıklıkla Napolyon'a atfedilen ve bir vecize haline gelen “düşmanın hata yaparken onu asla rahatsız etme” şeklindeki sözler Çin’in Ortadoğu konusundaki sessizliğini anlamak açısından bize anlamlı bir başlangıç noktası sunabilir. İran savaşının giderek derinleştiği ve kaotik bir hal aldığı şu günlerde...;

Önde gelen Çinli-Amerikan ilişkileri uzmanı Diao Daming, savaşın bir güçlendirici değil, birleştirici unsur olduğunu ve her iki taraf için ne anlama geldiğini açıklıyor. Bugünkü yazımda, Profesör Diao Daming'in devam eden İran savaşının 2026 ara seçimlerini nasıl yeniden şekillendirdiğine dair ...;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

3. Türkiye - Pakistan Yuvarlak Masa Toplantısı

  • 06 Şub 2020 - 06 Şub 2020
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye - Pakistan Yuvarlak Masa Toplantısı - 2

  • 10 Eki 2019 - 10 Eki 2019
  • TASAM Merkez Ofisi -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Güvenlik Konferansı 2018 Danışma Kurulu Toplantısı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM), Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) ve Nişantaşı Üniversitesi tarafından

  • 24 Nis 2018 - 24 Nis 2018
  • TASAM -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Uzun yıllar boyunca Liberya meselesi, dünya gündemini meşgul eden bir konu olmuştur. Yaşanan İç Savaş boyunca sıklıkla çatışmalar ve ölümlerle anılan ülkenin günümüzde yeniden dirilme mücadelesi vermesi, diğer aktörler tarafından dikkatle izlenmektedir.

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...