Hindistan’ın İran’a Yönelik Çatışma Sonrası Yaklaşımı:
BRICS Hedefleri, Türkiye’nin Stratejik Önemi ve Kalabalık Bir Rekabet Alanı Arasında
Ali Oğuz DİRİÖZ
TSM için Stratejik Görünüm | Mayıs 2026
Hürmüz Boğazı üzerinde sessizlik çöktüğünde ve Washington ile Tahran Nisan 2026’da kırılgan bir ateşkese vardığında, Hindistan zaman kaybetmedi. Hindistan Dışişleri Bakanı, Birleşik Arap Emirlikleri ile stratejik ortaklığı gözden geçirmek üzere Abu Dabi’deydi. İran’a tıbbi yardım sevkiyatları gönderilmişti. Üst düzey Hint yetkililer, Yeni Delhi’nin yalnızca bir ticaret ortağı olarak değil; aynı zamanda potansiyel bir barış kolaylaştırıcısı, yeniden inşa sürecinde arabulucu ve bağlantısallık aktörü olarak da daha büyük bir rol oynamaya hazır olduğunu Tahran’a sessizce iletiyordu.
Hindistan’ın çatışma sonrası İran’a yönelik hedefleri çok katmanlıdır ve çelişkilerden de tamamen azade değildir. Bu tutumu daha geniş bir stratejik yaklaşım olarak okumak gerekir: enerji güvenliği, Küresel Güney diplomasisi, BRICS, Yeni Kalkınma Bankası, Körfez ortaklıkları ve — giderek artan biçimde — Türkiye gibi önemli bölgesel güçlerle yeterince değerlendirilememiş ilişkileri geliştirme ihtiyacını bir araya getiren bir yaklaşım.
Bu yaklaşımı anlamak için üç haritayı aynı anda okumak gerekir. Birincisi, Hindistan’ın Küresel Güney’in lideri olma iddiasının haritasıdır. İkincisi, Çin’in gölgesinin hâlâ uzun ve ağır biçimde hissedildiği BRICS ve Yeni Kalkınma Bankası içindeki kurumsal güç haritasıdır. Üçüncüsü ise Hint Okyanusu’ndan Körfez’e, İran’a, Türkiye’ye, Güney Kafkasya’ya, Orta Asya’ya ve Avrupa’ya uzanan bölgesel bağlantısallık haritasıdır. Türkiye’nin önemi özellikle bu üçüncü haritada belirginleşmektedir.
Hindistan’ın çatışma sonrası İran’a yönelik yaklaşımı, onun Küresel Güney liderliğinin gerçekten somut bir içerik taşıyıp taşımadığını — yoksa yalnızca diplomatik bir anlatıdan mı ibaret olduğunu — test edecektir.
Küresel Güney Kartı
Hindistan, kendisini gelişmekte olan dünyanın gerçek sesi olarak konumlandırmak için hatırı sayılır bir diplomatik sermaye harcamıştır. 2023’teki G20 dönem başkanlığı bu anlatıyı pekiştirmiştir. Hindistan-Afrika Forumu Zirvesi süreci, Afrikalı ortaklara yapılan pirinç yardımı sevkiyatları, küçük komşu ülkelere sağlanan kalkınma yardımları ve Başbakan Narendra Modi’nin Körfez’e ve daha geniş Küresel Güney’e yönelik diplomatik açılımları aynı hikâyeyi beslemektedir: Batı finansmanına atfedilen koşulluluklar ya da Çin altyapı anlaşmalarıyla sıkça ilişkilendirilen opaklık olmadan sonuç üreten, istikrar sağlayıcı ve sorumlu bir güç olarak Hindistan.
Çatışma sonrası İran, Hindistan’a bu rolünü ileri taşıyabileceği bir sahne sunmaktadır. İran’ın yeniden inşa sermayesine, ilaç tedarikine, tıbbi ekipmana, enerji sektörü yatırımlarına ve her şeyden önce enerji ihracatı, sigorta, deniz taşımacılığı ve liman operasyonlarında normale dönüş için güvenilir bir yola ihtiyacı vardır. Kriz boyunca dikkatle ayarlanmış bir diplomatik tutum sürdüren Hindistan, kendisini birden fazla tarafın güvenebileceği pragmatik bir aktör olarak sunmak açısından elverişli bir konumdadır.
Hindistan açısından Çabahar, bu stratejinin hem sembolik hem de pratik dayanak noktası olmaya devam etmektedir. Liman yalnızca ticari bir tesis değildir. Hindistan’ı Afganistan’a, Orta Asya’ya ve potansiyel olarak daha geniş Avrasya kara kütlesine bağlayan stratejik bir koridordur. Dolayısıyla, Hindistan altyapı yatırımlarını memnuniyetle karşılayan istikrarlı bir çatışma sonrası İran, Hindistan’ın bağlantısallık hedefleri açısından dönüştürücü olabilir. Mantık ikna edicidir. Ancak uygulama çok daha zor olacaktır.
BRICS ve Yeni Kalkınma Bankası: Faydalı Araçlar, Karmaşık Bir Mimari
Hindistan, İran’ın yeniden inşasını ve uluslararası sisteme yeniden entegrasyonunu desteklemek için doğal olarak dost gördüğü çok taraflı kurumları — özellikle BRICS’i ve Yeni Kalkınma Bankası’nı — kullanmaya çalışacaktır. Merkezi Şanghay’da bulunan ve başlangıçta Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika tarafından sermayelendirilen Yeni Kalkınma Bankası, Washington Uzlaşısı’nın katı çerçevelerinin dışında kalan yükselen ekonomilerde altyapıyı finanse etmek üzere tasarlanmıştır. İran’ın 2024’te BRICS’e resmen katılması, Yeni Delhi’ye çatışma sonrası yeniden inşa finansmanını savunabileceği makul bir kurumsal çerçeve sunmaktadır.
Bu yaklaşımın cazibesi açıktır. Yeni Kalkınma Bankası, çok taraflı bir kurumun meşruiyetini taşırken, Tahran açısından Dünya Bankası veya IMF kadar siyasi olarak toksik görülmemektedir. Zira bu iki kurum, İran’ın siyasi hafızasında Batı hâkimiyetindeki ekonomik yönetişimle ilişkilendirilmeye devam etmektedir. Hindistan, BRICS’in kurucu üyelerinden ve önemli hissedarlarından biri olarak İran’daki altyapı, enerji, ulaştırma ve sağlık sektörü projeleri için inandırıcı biçimde savunuculuk yapabilir.
Fakat BRICS ve Yeni Kalkınma Bankası içindeki kurumsal aritmetik, Hindistan’ın tek baskın ekonomik güç olmadığı bir durumdadır. Farklı BRICS ekonomilerinden müteahhitler, kamu bankaları, lojistik şirketleri ve enerji firmaları, İran ve Körfez gibi yerlerdeki yeniden inşa çabaları gibi fırsat anları için pozisyon almaktadır.
BRICS ve Yeni Kalkınma Bankası, İran’ın veya diğer devletlerin yeniden inşası ve kalkınması kadar yeni lojistik hatların geliştirilmesi için de hâlâ faydalı kurumsal platformlardır. Ancak bunlar tek bir gücün hâkimiyetindeki platformlar değildir. Bu yapıların içindeki her girişim, tüm üyelerin tercihleri, çıkarları, beklentileri ve siyasi hassasiyetleriyle müzakere edilmek zorundadır.
Türkiye’nin tam BRICS üyeliği arayışının kendisi de karmaşık ve gecikmeli bir süreç olmuştur. Bu durum, grubun tarafsız bir çok taraflı alan olmaktan ziyade, çekişmeli bir diplomatik arena olduğunu göstermektedir.
BRICS ve Yeni Kalkınma Bankası gerçekten faydalı çerçevelerdir; ancak bunlar yeniden inşa ve kalkınma için otomatik olarak güçlü projeler ortaya çıkarmaz.
Çok Taraflı Hatların Ötesine Bakmak
Hindistan diplomasisinin çatışma sonrası dönemde çeşitlendirilmiş olması tam da bu BRICS kısıtından kaynaklanmaktadır. Yeni Delhi, yeniden inşa bahislerinin tamamını tek bir çok taraflı masaya koymamaktadır.
Avrupa Birliği, ilk bakışta göründüğünden daha fazla önem taşımaktadır. AB-Hindistan stratejik ortaklığı; ticaret, dijital altyapı, temiz enerji, teknoloji ve tedarik zinciri dayanıklılığı gibi alanlarda istikrarlı biçimde genişlemiştir. Çatışma sonrası temkinli biçimde uluslararası pazarlara yeniden entegre olmaya çalışan bir İran, Hindistan ve AB’ye ortak bir çıkar sunmaktadır: İran’ın yeniden inşasının tamamen Çin-Rusya eksenli bir projeye dönüşmesini engellemek.
Hindistan, Tahran ile arayüz görevi görmek açısından birçok Batılı aktörden daha elverişli bir konumdadır. İran ile diplomatik kanallarını korumuş, Rusya karşısında stratejik özerkliğini sürdürmüş, Körfez monarşileriyle ilişkilerini geliştirmiş ve tamamen Batı hizasında bir aktör olarak algılanmaktan kaçınmıştır. Bu da Hindistan’a Avrupa’nın tek başına çoğu zaman sahip olamadığı bir diplomatik esneklik kazandırmaktadır.
Yine de bu AB-Hindistan boyutu bile, ilgili coğrafyaları fiziksel, ticari ve siyasi olarak birbirine bağlayabilecek bölgesel ortaklar olmadan yetersiz kalır. İşte Türkiye bu noktada analizin merkezine çok daha yakın bir yerde durmaktadır.
Türkiye: Yeterince Değerlendirilememiş Ortaklık
Hindistan’ın çatışma sonrası İran yaklaşımına ilişkin ciddi herhangi bir değerlendirmede Türkiye’nin konumu özel bir dikkat gerektirmektedir. Ankara ve Yeni Delhi, tarihsel olarak gerçek tamamlayıcılık potansiyellerini yeterince ticarete ve iş birliğine dönüştürememiştir. İlişki çoğu zaman siyasi anlaşmazlıklar tarafından sınırlandırılmış, daha derin yapısal iş birliği mantığı ise yeterince geliştirilememiştir.
Bu kaçırılmış bir fırsattır; çünkü Türkiye ve Hindistan birbirlerinin stratejik gelecekleri açısından çevresel aktörler değildir. Her ikisi de önemli imalat kapasitesine sahip büyük ve çeşitlenmiş ekonomilerdir. Her ikisi de dış politikada daha fazla özerklik arayışındadır. Her ikisi de Körfez ile güçlü ilişkilere sahiptir ve Orta Asya’da aktiftir. Her ikisi de bağlantısallık, lojistik, savunma sanayi kapasitesi, enerji güvenliği ve dayanıklı tedarik zincirleriyle ilgilenmektedir. Her ikisinin de küresel diplomatik hedefleri ve Batı ile karmaşık ilişkileri vardır — Türkiye, kendine özgü bölgesel duruşa sahip bir NATO üyesi olarak; Hindistan ise Küresel Güney’in önde gelen sesi olarak.
Son dönemdeki işaretler, iki ülkenin zor bir diplomatik gerilim döneminin ötesine geçerek daha yapıcı bir zemine doğru ilerlemeye başladığını göstermektedir. Bu önemli bir gelişmedir. Ankara ve Yeni Delhi’nin, ikili ilişkilerin tam potansiyelini tanımlaması gerekmeyen unsurlar tarafından sınırlandırılmaya devam etmesinin fırsat maliyetini fark etmeye başladıklarına işaret etmektedir.
Türkiye’nin coğrafi konumu belirleyicidir. Türkiye; Avrupa, Orta Doğu, Karadeniz, Güney Kafkasya ve Orta Asya’nın kavşağında yer almaktadır. Çatışma sonrası İran, Çabahar, Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru, Körfez, Türk Devletleri Teşkilatı veya alternatif Avrasya bağlantısallık güzergâhları hakkında yapılacak ciddi herhangi bir tartışma eninde sonunda Türkiye’yi içermek zorundadır. Ankara bir koridor devleti, NATO üyesi, Karadeniz gücü, Orta Doğu aktörü ve giderek daha etkili hâle gelen bölgesel bir diplomatik güçtür.
Türkiye açısından İran’ın yeniden inşası bağlamında Hindistan ile iş birliği aynı anda birkaç çıkarı destekleyebilir. Ankara’nın Asya ortaklıklarını Çin ve Rusya’nın ötesine çeşitlendirebilir. Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasında pratik bir bağlantısallık merkezi olma iddiasını güçlendirebilir. Türk inşaat, lojistik, sağlık, savunma ve enerji firmalarını çatışma sonrası yeniden inşa pazarlarında destekleyebilir. Ayrıca Türkiye’ye, Güney Asya ile ilişkilerini dar ikili anlaşmazlıkların ötesine geçen koşullarda derinleştirmek için yapıcı bir kanal sunabilir.
Hindistan açısından da Türkiye aynı ölçüde önemli avantajlar sunmaktadır: Avrupa pazarlarına erişim, NATO bağlantılı siyasi ağlar, Orta Doğu ve Avrasya’da derin deneyime sahip Türk müteahhitleri ve İran, Körfez, Rusya, Ukrayna, Avrupa ve Orta Asya aktörleriyle iletişim kurabilen bir devlet. Türkiye ayrıca, Hindistan’ın Orta Asya’daki uzun vadeli hedefleri bakımından önem taşıyan Türk Devletleri Teşkilatı’na açılan bir köprü niteliğindedir.
Bu, Türkiye ve Hindistan’ın aniden stratejik müttefiklere dönüşeceği anlamına gelmez. İki ülke arasındaki anlaşmazlıklar gerçektir ve göz ardı edilemez. Ancak ilişki yapısal olarak imkânsız değil; yeterince değerlendirilmemiştir. Pragmatik bir gündem; ticaretin kolaylaştırılması, liman lojistiği, ilaç sektörü, inşaat, dijital altyapı, yenilenebilir enerji, yükseköğretim, turizm ve Körfez ortaklarının da dâhil olacağı üçlü iş forumlarıyla başlayabilir. İran’ın yeniden inşası, böyle bir iş birliğinin test edilip geliştirileceği temel pratik sahalardan biri hâline gelebilir.
Türkiye ve Hindistan’ın iş birliği yapabilmesi için tam bir stratejik uyuma ihtiyaçları yoktur. Pragmatik bir gündeme, siyasi olgunluğa ve üçüncü taraf anlaşmazlıklarının ilişkiyi tekeline almasını engelleme iradesine ihtiyaçları vardır.
İran Çatışması Sonrası Türkiye: Bölgesel Bir Güç Aracısı Olma Yolunda
İran çatışması, Türkiye’nin Orta Doğu diplomasisindeki öneminin azalmadığını, aksine arttığını bir kez daha göstermiştir. Ankara’nın çatışma sonrası ortamda yapacağı tercihler, bölgenin istikrara mı yoksa yeniden parçalanmaya mı yöneleceğini etkileyebilir. Bu durum Hindistan için doğrudan önem taşımaktadır.
Hindistan açısından bu, Türkiye’nin yalnızca herhangi bir tekil ikili mercekten görülmemesi gerektiği anlamına gelir. Daha olgun bir Hint yaklaşımı, Türkiye’yi Hindistan’ın kendi bağlantısallık, enerji ve Avrasya stratejilerini ilerletmeye yardımcı olabilecek çok bölgeli bir aktör olarak tanımalıdır.
Aynı şekilde Türkiye de Hindistan’ı yalnızca dar bölgesel merceklerden görmemelidir. Hindistan dünyanın en büyük ekonomilerinden biri, önemli bir teknoloji ve ilaç gücü, kilit bir enerji tüketicisi, merkezi bir Hint-Pasifik aktörü ve Küresel Güney’de giderek daha etkili bir sestir. Asya genelinde çeşitlendirilmiş ortaklıklar arayan bir Türkiye, Hindistan’ı mesafeli tutma lüksüne sahip değildir.
Körfez, İran ve Bağlantısallık Üçgeni
BAE ve daha geniş Körfez bölgesi bu ortaya çıkan tablonun merkezindedir. Hindistan’ın BAE ile stratejik ortaklığı; ticaret, enerji, lojistik, yatırım, dijital ödemeler, gıda güvenliği ve diaspora bağlarını kapsayacak şekilde hızla derinleşmiştir. Türkiye de bir türbülans döneminin ardından BAE, Suudi Arabistan ve diğer Körfez aktörleriyle ilişkilerini benzer şekilde onarmış ve güçlendirmiştir.
Bu durum, üçlü veya minilateral iş birliği için anlamlı bir alan yaratmaktadır. Hindistan, Türkiye ve Körfez sermayesi; hastaneler, ilaç, liman lojistiği, yenilenebilir enerji, gıda tedarik zincirleri, su altyapısı ve ulaştırma koridorları gibi siyasi hassasiyetlerin yönetilebilir olduğu sektörlerde çatışma sonrası İran’ın yeniden inşasına birlikte katkı sunabilir. Böyle bir iş birliği BRICS’in veya Yeni Kalkınma Bankası’nın yerini almaz; ancak daha esnek, proje bazlı koalisyonlarla onları tamamlar.
Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru (IMEC) büyük ilgi çekmiştir. Ancak Türkiye, kendisini baypas eden mimarilere şüpheyle yaklaşmıştır. Ankara; Irak üzerinden Kalkınma Yolu Projesi, tarihî demiryolu hatlarının canlandırılması ve Orta Koridor gibi alternatifleri desteklemiştir. Hindistan ve Türkiye, bu vizyonları birbirini dışlayan projeler olarak görmek yerine farklı koridorların nasıl tamamlayıcı hâle gelebileceğini araştırabilir. Çatışma sonrası İran bu tabloya daha fazla karmaşıklık katmaktadır; fakat aynı zamanda daha fazla fırsat da sunmaktadır. Çabahar, Körfez, Irak, Türkiye, Güney Kafkasya ve Orta Asya; tek ve dışlayıcı bir mega koridor yerine, birbiriyle örtüşen çok sayıda güzergâh üzerinden birbirine bağlanabilir. Bunun için stratejik tahayyül — ve bu tahayyülü hayata geçirecek diplomatik irade — gereklidir.
Hürmüz Dersi
Hürmüz Boğazı etrafındaki çatışma, Hindistan’ın zaten bildiği bir dersi pekiştirmiştir: enerji güvenliği başkalarına devredilemez. Hindistan’ın Körfez enerji akışlarına derin bağımlılığı, Hürmüz’ün istikrarını doğrudan bir ulusal çıkar hâline getirmektedir. Herhangi bir kesinti Hindistan’da enflasyonu, cari denge istikrarını, deniz taşımacılığı sigortasını, sanayi üretimini ve hane halkı refahını etkiler.
Hindistan yıllardır enerji kaynaklarını çeşitlendirmekte, stratejik rezervlerini genişletmekte, Körfez üreticileriyle ilişkilerini geliştirmekte, Rus tedariklerini sürdürmekte ve döviz rezervlerini güçlendirmektedir. Bu hazırlıklar, kriz sırasında Hindistan’ın baskıyı absorbe etmesine yardımcı olmuştur. Ancak deneyim aynı zamanda ekonomik dayanıklılığın diplomatik derinliğe bağlı olduğunu da göstermiştir. Enerji güvenliği yalnızca variller ve tankerlerle ilgili değildir; aynı zamanda ilişkiler, limanlar, koridorlar, para birimleri, sigorta, deniz gücü duruşu ve siyasi güvenle ilgilidir.
Bu nedenle çatışma sonrası İran, aynı hikâyenin bir sonraki bölümüdür. Hindistan; Çabahar’ı genişletmeye, İran’ın iyi niyetini korumaya, yeniden inşa finansmanını savunmaya, ilaç ve teknik uzmanlık sağlamaya ve kendisini Küresel Güney’in dürüst arabulucusu olarak konumlandırmaya çalışacaktır. Ancak bunu yaparken BRICS içinde Çin’le sessizce rekabet etmek, Rus çıkarlarını yönetmek, Körfez ile yapıcı şekilde çalışmak, Batı kanallarını açık tutmak ve Türkiye-Hindistan ilişkisinin hâlâ yeterince değerlendirilememiş potansiyelini geliştirmek zorunda kalacaktır.
Sonuç
Hindistan’ın çatışma sonrası İran’a yönelik yaklaşımı, onun Küresel Güney liderliğinin gerçekten somut bir içerik taşıyıp taşımadığını test edecektir.
Daha akıllıca yol çok yönlüdür. Hindistan, BRICS’i ve Yeni Kalkınma Bankası’nı faydalı oldukları yerlerde kullanmalı; ancak onlara bağımlı hâle gelmemelidir. AB ile iş birliğini derinleştirmeli; fakat bir Batı vekili gibi görünmemelidir. İran’ın güvenini korumalı; ancak Körfez kaygılarını da göz ardı etmemelidir. Her şeyden önemlisi, Türkiye gibi coğrafyası, diplomatik erişimi, sanayi tabanı ve Avrasya ağlarıyla ciddi herhangi bir çatışma sonrası bölgesel strateji açısından vazgeçilmez olan devletlerle yeterince değerlendirilememiş ortaklıklara yatırım yapmalıdır.
Türkiye açısından da fırsat aynı ölçüde önemlidir. Hindistan ile daha yapıcı bir ilişki, Ankara’nın Yeniden Asya Girişimi kapsamındaki Asya açılımını güçlendirecek, ortaklıklarını çeşitlendirecek, koridor diplomasisini destekleyecek ve yeniden inşa, lojistik, teknoloji ve enerji alanlarında yeni ekonomik fırsatlar yaratacaktır. Türkiye ve Hindistan’ın iş birliği yapabilmesi için tam stratejik uyuma ihtiyaçları yoktur; pragmatik bir gündeme, siyasi olgunluğa ve üçüncü taraf anlaşmazlıklarının ilişkiyi tekeline almasını engelleyecek disipline ihtiyaçları vardır.
Hürmüz Boğazı yeniden açık. Ancak çatışma sonrası Orta Doğu’da nüfuz mücadelesi daha yeni başlamıştır. Bu mücadelede Hindistan’ın başarısı yalnızca Çabahar’a, BRICS’e veya Yeni Kalkınma Bankası’na bağlı olmayacaktır. Bu süreçte Yeni Delhi, Türkiye ile yükselen Avrasya ve Orta Doğu düzeninde bir ortak olarak ilişki kurabilir.
Kaynaklar ve İleri Okuma
1. Iran looks to India for bigger role as peace negotiator — Times of Oman / News18, Nisan 2026
2. Exclusive: Chabahar project on track despite sanctions, Iran reassures India — CNBC TV18, Nisan 2026
3. The Stabiliser of South Asia: The Iran War Has Enhanced India’s Political Influence — Open The Magazine, Nisan 2026
4. RBI’s Digital Currency Proposal for the BRICS 2026 Agenda — Modern Diplomacy, Nisan 2026
5. South Korea’s Renewed Strategic Pivot to India — The Diplomat, Nisan 2026
6. EU-India Renewed Strategic Partnership and Its Significance in the Shifting Global Landscape — Robert Schuman Foundation
7. India-UAE Ties Deepen Amidst Middle East Turmoil — Middle East Forum, Nisan 2026
8. India’s Forex Reserves Near $700 Billion Amid US-Iran Tensions — Indian News Network, Nisan 2026
9. India-Africa Ties Signal Stability in a Turbulent World — The Hindu, Nisan 2026
10. Diplomacy in Motion: India’s Gulf Calculus Amid Regional Crisis — Modern Diplomacy, Nisan 2026