Dr. Hüseyin Korkmaz
Geçen yazıda manasını yitirmiş bir hegemondan bahsetmiştik.
Bu yazıda manasını arayan ve bunu çok kutupluluk düzleminde inşa etmeye çalışan Çin ile Rusya’yı ve Pekin’deki zirveyi ele alalım.
Mao 1957'de Moskova'da "Doğu rüzgârı Batı rüzgârını alt ediyor" demişti. 1969'da ise Sovyetleri "sosyal-emperyalist" ilan etmişti.
Aradan yıllar geçti.
Trump'ı ağırlamasının üzerinden henüz bir hafta geçmemişken Çin lideri Xi Jinping, Putin'i Pekin'de "stratejik ortak" olarak karşıladı.
İki lider 2013'ten bu yana kırktan fazla kez bir araya geldi.
Sıralama bence önemli.
Şöyle izah edelim.
Önce yorgun hegemon Pekin’e geldi. Yapıcı stratejik istikrarkavramı öne çıktı.
Pekin bir anlamda ABD ile olan rekabetini “dondurmuş“ oldu.
Sonra Putin geldi ve dünyaya yeniden şunu önerdiler: Çok kutupluluk!
Görünen o ki Pekin, iki cepheli bir diplomatik performans sergiledi. Washington'la yapıcı stratejik istikrar ama Moskova'yla stratejik ortaklığın tahkim edilmesi.
Zirvede (40)’a yakın anlaşma imzalandı.
Ama asıl belge, "Çok Kutuplu Dünya ve Yeni Tür Uluslararası İlişkiler" başlıklı ortak bildiri.
Bu bildiride çok önemli bir cümle vardı: “Rusya ve Çin, Çok Kutuplu Dünya’nın ve daha adil yeni tür uluslararası ilişkilerin şekillendirilmesine yönelik ortak bir vizyon geliştirmeyi sürdürecektir.“
Şi'ye göre dünya "orman kanununa geri dönme tehlikesiyle" karşı karşıya.
Çok kutupluluk fikri Çin-Rus diplomatik dili açısından yeni değil.
1997'de Jiang Zemin ile Yeltsin ortak bildiride "tek kutuplu dünyaya itiraz" etmişti.
2022'de Pekin’de "sınırsız dostluk" ilan edildi.
Bu çerçeveden bakınca çok kutupluluk artık bir öneriden ziyade iki ülke için resmi bir doktrin olmuş durumda.
Şi ve Putin’in ortak söyleminde “çok kutuplu adil dünya düzeni“ ifadesi, özellikle 2022 ortak bildirisi ve 2023 Moskova görüşmesinde Batı-merkezli uluslararası düzene karşı alternatif bir normatif çerçeve olarak kullanıldı.
Bu zirvede ise “çok kutuplu dünya düzeni“ ve “yeni tür uluslararası ilişkiler“ şeklinde ifade edildi.
Zirveden hemen önce Putin, Rusya’nın güvenilir bir enerji tedarikçisi olduğunu belirtti.
Şi de iki ülkenin uzun vadeli stratejiye odaklanması ve “daha adil ve makul“ bir küresel yönetişim sistemini teşvik etmesi gerektiğini söyledi.
Çin ile Rusya arasındaki ticaret geçen sene 240 milyar dolar seviyesine ulaştı.
Lakin yıllardır beklenen Sibirya'nın Gücü-2 doğal gaz boru hattı anlaşması bu zirvede de imzalanmadı.
Putin’in danışmanı Uşakov "çok önemli bir şey üzerinde anlaştık"dese de imzalanan anlaşmalar arasında boru hattı yok.
Moskova için bir hayal kırıklığı.
Bu projenin yıllık kapasitesi 50 milyar metreküp. Rusya, 249 dolar/ 1000 m³’ten Çin’e satmak istiyor ama Çin 120 Dolar/1000 m³’ten almak istiyor.
Rusya, boru hattında standart %80'lik doluluk isterken Çin yüzde 50 diyor.
Çin acele etmiyor.
Öte yandan zirvenin en sert mesajı ABD’nin Golden Dome (Altın Kubbe) projesine yönelik stratejik istikrar eleştirisi oldu.
Ayrıca ABD ve Rusya’nın nükleer cephaneliklerinin büyüklüğünü sınırlayan anlaşmanın sona ermesi nedeniyle ABD eleştirildi.
Gelelim biraz da işin teorik ve kavramsal boyutuna.
Çin-Rusya ilişkileri yıllardır çeşitli şekillerde anlamlandırıldı. Axis of Convenience: Moscow, Beijing, and the New Geopolitics başlıklı
çalışmasında Bobo Lo bu ilişkiyi “çıkar ekseni“ şeklinde tanımlamıştı.
Gabuev ise “The Axis of Necessity“ isimli analizinde “zaruret ekseni“ kavramını ortaya atmıştı.
Avrasya’da Yeni Eksen: Çin-Rusya Ortaklığı başlıklı yazımda ise ben Çin ve Rusya’nın iki büyük kara gücü olarak Avrasya’daki nüfuz alanlarını birleştirmesinin denizaşırı güçler için ciddi bir jeopolitik meydan okuma olduğunun altını çizmiştim.
Jeopolitik zorunlulukların Çin ve Rusya’yı biraraya getirdiğini iddia etmiştim. ABD tarafından çevrelenen Çin ve Ukrayna savaşında Batı’yı karşısına alan Rusya mecburen yanaştılar ama jeopolitik ve stratejik gereklilikler temel motivasyon oldu.
Takipçilerimden hatırlayanlar olacaktır Çin-Rusya ilişkilerine dair daha önce 2019 yılında yazdığım ilk yazıda bu yakınlaşmayı “tedirgin bir ittifak“ inşası olarak tanımlamıştım.
2024 yılında ise Çin-Rusya ilişkilerinin “ilan edilmemiş bir stratejik ittifaka“ sürüklendiğini söylemiştim.
Bu ilişkiyi asimetik bir ilişki biçimi olarak tanımlayan akademisyenler de var.
Örneğin Marcin Kaczmarski The asymmetric partnership? Russia’s turn to China adlı makalesinde Rusya ile Çin’in yakınlaşmasına rağmen güç dengesinin giderek Çin lehine bozulduğunu iddia etmişti.
Devam edelim.
Bu saydığım argümanlar Moskova ve Pekin’in masaya eşit ağırlıkla oturmadığını gösteriyor.
Yine de iki gücün özellikle 2019 yılından bu yana son derece yoğun bir stratejik ortaklığa giriştikleri kesin.
Hatta “çok kutuplı bir küresel düzen“ inşasına yöneldiklerini söylemek de artık mümkün.
Ancak burada bazı nüanslar da var.
Pekin, ortaklığını "ittifak" olarak adlandırmaktan kaçınıyor.
Bu çerçevede daha çok stratejik koordinasyon kelimesini kullanıyor.
İttifakın faydalarını üreten ama maliyetlerinden kaçınan bir saf tutma hali.
Aynı zamanda ABD’ye karşı güvenilir bir hizalanma.
Biraz geriye sarıp 70’lere gidelim.
Dönemin ABD dışişleri bakanı Kissinger’a göre üçgen diplomasinin altın kuralı, ABD’nin Moskova ve Pekin’le ilişkilerinin, Moskova-Pekin ilişkisinden daha yakın olmasıydı.
ABD ve Çin arasındaki yumuşama yani Detente böyle başlamıştı.
Böylece ABD, Çi ve SSCB’nin olası bir saf tutma halini engelleyerek diplomatik anlamda iki gücün arasına bir “kama“ sokmuştu.
Yarım asır sonra bu düstur tersine döndü.
Bugün üçgenin diğer iki köşesi, Washington'a olan mesafelerinden çok daha yakın birbirlerine.
Ve bu iki güç bu hizalanmayı ve batı karşıtı hegemonyayı anlamlı kılacak bir mana aramaya başladı.
Bu mana: çok kutuplu küresel düzen inşası.
BRICS, ŞİÖ ve Kuşak-Yol bu arzu ve iştahın en somut örnekleri.
İnşa tamamlandı mı hayır ama temel atılmış durumda.
Sonuç olarak Pekin Zirvesi, Çin-Rusya ilişkilerinde çok kutupluluğun artık ortak bir söylem olmaktan çıkarak müşterek bir doktrine dönüştüğünü gösteriyor.
X / @drhkorkmaz