Körfez İçin Yeni Bir Düzen
Bölge Güvenliğini Satın Almamalı, Kendi İnşa Etmeli
Bölge Güvenliğini Satın Almamalı, Kendi İnşa Etmeli
ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Körfez devletlerini imkânsız bir konuma sürükledi. Ev sahipliği yaptıkları Amerikan güçleri, otelleri ve enerji altyapılarının İran saldırılarının başlıca hedefi hâline gelmesinin temel nedeni oldu. İran’ın askerî kapasitesi ciddi şekilde zayıflatılmış olsa da, Tahran hâlâ Körfez’i vurma kapasitesine sahip ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisi azalmış değil. ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisine zafer olarak sunabileceği herhangi bir anlaşmayı kabul etmesi de, gerilimi tırmandırması da eşit derecede olası; her iki durumda da kaybeden Körfez devletleri oluyor. Körfez liderleri, Washington’dan kendi çıkarlarına hizmet edecek bir sonuç beklemeyi bırakmalı ve bu sonucu kendileri şekillendirmeye başlamalıdır.
Çıkış yolu, bir yüzyıldır Körfez güvenliğini yöneten varsayımın terk edilmesini gerektiriyor: güvenliğin inşa edilmesi gereken bir yetenek değil, satın alınabilecek bir meta olduğu düşüncesi. Bu da Körfez devletlerinin İran’la meselelerini Washington’un çözmesini beklemek yerine doğrudan kendilerinin çözmesini gerektiriyor. Körfez monarşileri ile İran arasında yapılacak bir anlaşma, ABD’nin Körfez’deki askerî üslerinden aşamalı çekilmesini kapsamlı bir bölgesel uzlaşının temel taşı hâline getiren bir antlaşma biçimini almalıdır. ABD’nin çekilmesi, İran saldırganlığının zorladığı bir geri adım değil, hesaplanmış bir hamle olacaktır. İran onlarca yıldır ABD’nin Körfez’den ayrılmasını istiyor. Bunu sağlamak ve uluslararası yaptırımların aşamalı kaldırılmasını elde etmek karşılığında Tahran; nükleer ve füze programlarında kısıtlamalar, saldırgan politikalarına son verilmesi ve komşularıyla diplomatik normalleşme yönünde kapsamlı tavizler verebilir. Körfez içi ilişkilerde böyle köklü bir yeniden yapılanma, yeni bir bölgesel düzenin başlangıcı — Körfez’in “Westphalia anı“ — olacaktır.
Ancak yalnızca bir uzlaşma yeterli değildir. Körfez ordularının gerçek savaş kabiliyetleri doğrultusunda yeniden yapılandırılması gerekir. On yıllardır monarşiler güvenliklerini dış ortaklara devretti ve orduları da bu düzene göre şekillendi: çoğu zaman bölgesel savunmanın sert gerekliliklerinden ziyade diplomatik gösterişe ve ortaklık ilişkilerini sürdürmeye odaklandılar. Bunun sona ermesi gerekiyor.
KORUMA YANILSAMASI
Dış güçler çoğu zaman Körfez çıkarlarına ihanet etti. Birleşik Krallık 1922’de Kuveyt topraklarının üçte ikisini devretti, 1960’larda Yemen’deki müttefiklerini terk etti ve 1971’de Körfez’den çekilirken İran’ın üç Emirlik adasını ele geçirmesine göz yumdu. Washington’un sicili de çok daha iyi değil. 1979’da ABD, o dönemdeki en önemli bölgesel ortağı olan İran’da devrimin gerçekleşmesini engellemedi. Arap Baharı sırasında Bahreyn ve Mısır’daki ortaklarına destek vermedi. 2019’da İran destekli güçlerin Suudi Arabistan’ın en büyük petrol rafinerisi Abkayk’a saldırısına anlamlı bir karşılık vermedi. 2025’te ise önemli bir ABD müttefiki olan Katar hem İran hem de İsrail tarafından bombalandı. Tek büyük istisna, 1991’de Irak güçlerinden Kuveyt’in kurtarılmasıydı; ancak Körfez liderleri bu olaya gereğinden fazla anlam yüklüyor. ABD müdahale etti çünkü bu, tek kutuplu dünya düzeninde Amerikan çıkarlarına hizmet ediyordu. Bu olay, Washington’un Körfez ve Amerikan çıkarları bir sonraki kez çatıştığında ne yapacağı hakkında pek az şey söylüyor.
Dış korumanın başarısızlığı daha derin bir sorunun yalnızca bir parçasıdır. Körfez devletleri de Avrupa gibi askerî konularda ciddi olmama sorunu yaşıyor; ABD’nin onları sonsuza kadar koruyacağı yanılsaması içinde rahat yaşıyorlar. Deniz ihracatına bu kadar bağımlı olan ve Hürmüz Boğazı’nda İran mayın tehdidine uzun süredir maruz kalan Körfez devletlerinin neden dünya çapında mayın avlama kapasitesi geliştirmediğini açıklayan stratejik bir neden yoktur. Bu denizcilik uzmanlığı neredeyse tamamen Birleşik Krallık ve ABD’ye bırakıldı — üstelik İngiltere savaş öncesi mayın avlama gemilerini emekliye ayırmış, ABD ise İran’a karşı operasyonlara kendi mayın avlama gemileri binlerce kilometre uzaktayken başlamıştı. Her zamanki gibi Londra ve Washington kararlarını Körfez’in değil, kendi çıkarları doğrultusunda aldı.