Küresel Güvensizliğin Olağanüstü Bütçesi
Dr. Hüseyin KORKMAZ
SIPRI yeni rakamları açıkladı.
İlan edilmemiş savaşlar çağındayız ve SIPRI'nin 2025 verisi tam da bu halin bilançosu gibi.
Küresel askeri harcama 2 trilyon 887 milyar dolar. Üst üste on birinci yıllık artış.
Dünya hasılasının yüzde 2,5'i artık silahlanmaya gidiyor.
Son on yılda, yani 2016–2025 döneminde, dünya askeri harcamaları %41 arttı.
Herkes aynı soruyu soruyor: "Dünya neden bu kadar silahlanıyor?"
Cevap aslında basit. Dünya silahlanmaktan ziyade olağanüstü hali yani küresel fetret devrini normalleştiriyor.
Şöyle anlatalım.
Önce bir zaman çerçevesi lazım. 2014. Yani on bir yıl önce.
O tarihten bu yana ne yaşandı? Kırım'ın ilhakı. Suriye. Pandemi. Ukrayna işgali. Gazze. On iki günlük
İran-İsrail savaşı. Şu anda devam eden ABD/İsrail-İran savaşı.
Her biri başka bir başlık, başka bir cephe, başka bir aktör.
Burada teorik bir mercek lazım. Ole Wæver ve Barry Buzan diye iki akademisyen var.
Kopenhag Okulu'nun mimarları.
Geliştirdikleri kavram güvenlikleştirme.
Tezleri şu: Bir mesele "olağan siyasetin" alanından çıkarılıp varoluşsal tehdit diliyle yeniden çerçevelendiğinde olağanüstü tedbir meşrulaşır.
Teorinin az konuşulan kısmı ise daha kritik.
Bir kez varoluşsal olarak ilan edilen tehdit, koşullar değişse de öyle kalmaya devam eder.
Olağanüstü tedbir, olağan bir bütçe satırına dönüşür.
SIPRI rakamları tam olarak bu mekanizmanın ampirik karşılığı adeta.
Burada üç husus aynı anda işliyor.
Birinci husus: Yapısal durum.
Robert Jervis'in klasik güvenlik ikilemi.
Anarşik düzende savunma için yapılan her hamle, komşu için saldırı potansiyeli.
Almanya silahlanır, Polonya tedirgin olur. Polonya silahlanır, Belarus tedirgin olur. Belarus silahlanır,
Litvanya tedirgin olur.
Tırmanma kötü niyetin değil, yapısal durumun ürünü.
Güvenlikleştirme düşüncesinde olduğu gibi artık her şey olağanüstü durumların konusu. Olağan siyasetten çok olağanüstü tedbirler öne çıkıyor artık.
Sayılar konuşuyor.
En çok harcama yapan ülkeler:
ABD: 954 milyar dolar
Çin: 336 milyar dolar
Rusya: 190 milyar dolar
Almanya: 114 milyar dolar
Hindistan: 92,1 milyar dolar
Avrupa on yılda harcamasını ikiye katladı. Yüzde 102 artış. Almanya 1990'dan bu yana ilk kez yüzde 2 eşiğini aştı. Üstelik anayasasındaki borç freninden askeri harcamayı muaf tuttu.
İspanya tek yılda yüzde 50. Polonya GSYH'sinin yüzde 4,5'i.
Çin'de otuz yıllık üst üste artış. SIPRI'nin altmış yıllık veri tabanındaki en uzun seri.
Asya'da askeri harcamalar %8,1 artarak 681 milyar dolara çıktı.
Japonya’nın harcamaları 62,2 milyar dolara, Tayvan’ın harcamaları ise 18,2 milyar dolara yükseldi.
ABD'nin yüzde 7,5'lik düşüşü istisna gibi görünüyor ama değil. Düşüş Ukrayna'ya verilen ek yardımın kesilmesinden.
Çekirdek Pentagon bütçesi büyümeye devam ediyor. Daha çarpıcı bir veri var. ABD hariç tutulduğunda küresel harcama yüzde 9,2 büyümüş.
İkinci husus: Retorik inşa.
NATO Haziran 2025'te Lahey'deki zirvede yeni hedef belirledi.
2035'e kadar GSYH'nin yüzde 5'i.
Bunun 1,5 puanı "savunma ve güvenlikle ilgili harcama" kategorisinde.
Kategori muğlak. İçine sivil altyapı, kritik kaynak güvenliği, hatta toplumsal dirençlilik giriyor.
İtalya Sicilya köprüsünün maliyetini askeri-ilişkili harcamaya dahil etmeye çalıştı mesela.
Sivil-asker ayrımı silikleşiyor. Daha doğrusu sivil olan askeri mantığa mecburen maruz kalıyor
Köprüler, limanlar, yarı iletkenler, enerji şebekeleri.
Hepsi güvenlikleştirilebilir alanlar.
Olağanüstü tedbirler artık birer bütçe satırı haline geldi.
Üçüncü husus: Kimlik.
Mitzen ve Steele'in ontolojik güvenlik kavramı tam burada işlemeye başlıyor. Devletler yalnızca toprak güvenliği aramaz.
Kimliksel-biyografik süreklilik de arar. Kim olduklarına dair anlatıyı korumak ister.
Almanya'nın Zeitenwende söylemi yalnızca daha fazla tank meselesi değil sadece.
İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen "sivil güç Almanya" anlatısının tasfiyesi.
Japonya'nın askeri yükünün 1958'den bu yana zirveye çıkması salt Çin tehdidine yapısal bir yanıt değil.
"Normal devlet" projesinin somutlaşması. Yani Japonya aslında silahlanarak normalleştiğini düşünüyor.
İşin garibi bundan kaçınamıyor.
Fransa'nın "savaşa hazır ekonomi" doktrini Gaullecu özerklik geleneğinin 21. yüzyıla uyarlanması.
Üç husus birleşince ortaya çıkan tablo şu.
Yapısal durum devleti silahlanmaya iter. Söylem onu varoluşsal aciliyet diliyle çerçeveler. Kimliksel anlatı da bu harcamaları devletin büyük anlatısının içine işler.
Buradan geri adım atmak çok zor.
Dolayısı ile bir dönemlerin caydırısı dengesi yavaş yavaş tarih oluyor.
Bir kuşak önce Soğuk Savaş'ın bittiği ilan edilmişti.
Hatta "tarihin sonu" bile tartışıldı.
Bir kuşak sonra küresel askeri yükün o günkü seviyelerin üzerinde olduğu bir dünyada uyanmış durumdayız.
O zaman iki kutup silahlanıyordu.
Bugün herkes silahlanıyor.
Herkes kendi rasyonalitesine göre haklı.
Toplam ise kimsenin tek başına istemediği bir manzara üretiyor.
SIPRI rakamları herkesin kendi hakikati üzerinden kendi pratiklerini meşru kıldığı bir geleceğe doğru ilerlediğimizi gösteriyor.
Güvenliği bu kadar çok konuştuğumuz bir çağ, muhtemelen güvenliğin en az olduğu çağ olacak.
Not: Şi-Trump zirvesinde öne çıkan hususlar ve görüşmenin çıktıları da bu çerçevede önemli ancak bir başka yazının konusu.
X / drhkorkmaz