Görünmez Kolun İktisadı: Ev İçi Emek ve Önden Dağıtım (II)
Rakamların Arkasındaki Devasa Gölge
Modern iktisat, dünyayı piyasa fiyatları üzerinden okumaya alışmıştır. Ancak bu okuma, buzdağının suyun üzerinde kalan kısmına odaklanan eksik bir teşhistir. Küresel ölçekte yapılan hesaplamalar, milli gelir istatistiklerine (GSYH) dahil edilmeyen "ücretsiz ev içi emeğin" yıllık değerinin yaklaşık 11 trilyon dolar olduğunu gösteriyor. Bu rakam, sadece büyük bir rakam değil; küresel ekonominin yarısını ayakta tutan ama bilançolarda "sıfır" maliyetli bir girdi olarak görünen devasa bir gölgedir.
Peki, neden bu devasa değer ulusal hesaplarda görünmez? Çünkü geleneksel rasyonalite, piyasa dışında kalan her şeyi "iktisadi olmayan" veya "doğal" bir alan olarak kodlamıştır. Oysa Klinik İktisat penceresinden baktığımızda durum farklıdır: Piyasanın o meşhur "Görünmez Eli", aslında hane içindeki o sessiz ve karşılıksız "Görünmez Kol"un üzerinde yükselir. Fabrikadaki işçinin karnının doyması, kıyafetinin temizlenmesi ve zihinsel olarak ertesi güne hazırlanması piyasa tarafından değil, evdeki o bedava mesai tarafından sübvanse edilir.
Buradaki en büyük yanılsama ise zamanın niteliği üzerindedir. Son 60 yıldaki teknolojik devrim (çamaşır makinesinden bulaşık makinesine kadar), evin operasyonel yükünü azalttığı iddiasıyla sahneye çıkmıştır. Evet, fiziksel güç gerektiren "nesne odaklı" işler kısalmış olabilir; ancak bu durum kadının "boş zamanını" artırmamış, aksine bu zamanı daha karmaşık bir "zihinsel lojistik" ve "yönetim mesaisi" ile doldurmuştur. 60 yıl önce su taşıyan kolun yerini, bugün evin stok yönetimini yapan, zaman akışını planlayan ve standartları sürekli yükselen bir temizlik/düzen anlayışını yöneten "bilişsel emek" almıştır.
Sonuç olarak; teknoloji "donanımı" (makineleri) eve sokmuş olsa da o makineleri çalıştırma sorumluluğunu tek bir tarafa yükleyen kültürel "yazılım" (memler) değişmemiştir. Bu durum, evin bir "üretim birimi" olmaktan çıkıp sadece bir "tüketim merkezi" gibi görünmesine rağmen, hane içindeki görünmez emeğin iktisadi bir pranga olarak kalmasına neden olmaktadır.
Peki, neden bu devasa değer ulusal hesaplarda görünmez? Çünkü geleneksel rasyonalite, piyasa dışında kalan her şeyi "iktisadi olmayan" veya "doğal" bir alan olarak kodlamıştır. Oysa Klinik İktisat penceresinden baktığımızda durum farklıdır: Piyasanın o meşhur "Görünmez Eli", aslında hane içindeki o sessiz ve karşılıksız "Görünmez Kol"un üzerinde yükselir. Fabrikadaki işçinin karnının doyması, kıyafetinin temizlenmesi ve zihinsel olarak ertesi güne hazırlanması piyasa tarafından değil, evdeki o bedava mesai tarafından sübvanse edilir.
Buradaki en büyük yanılsama ise zamanın niteliği üzerindedir. Son 60 yıldaki teknolojik devrim (çamaşır makinesinden bulaşık makinesine kadar), evin operasyonel yükünü azalttığı iddiasıyla sahneye çıkmıştır. Evet, fiziksel güç gerektiren "nesne odaklı" işler kısalmış olabilir; ancak bu durum kadının "boş zamanını" artırmamış, aksine bu zamanı daha karmaşık bir "zihinsel lojistik" ve "yönetim mesaisi" ile doldurmuştur. 60 yıl önce su taşıyan kolun yerini, bugün evin stok yönetimini yapan, zaman akışını planlayan ve standartları sürekli yükselen bir temizlik/düzen anlayışını yöneten "bilişsel emek" almıştır.
Sonuç olarak; teknoloji "donanımı" (makineleri) eve sokmuş olsa da o makineleri çalıştırma sorumluluğunu tek bir tarafa yükleyen kültürel "yazılım" (memler) değişmemiştir. Bu durum, evin bir "üretim birimi" olmaktan çıkıp sadece bir "tüketim merkezi" gibi görünmesine rağmen, hane içindeki görünmez emeğin iktisadi bir pranga olarak kalmasına neden olmaktadır.
"Doğallık" Maskesi ve Memetik Miras
Ev içi emeğin bedava ve görünmez kalmasının ardındaki en güçlü mekanizma, onun bir "iktisadi tercih" değil, bir "biyolojik kader" olarak sunulmasıdır. 19. yüzyılın Darwinci ve Spencer’ci yaklaşımları, cinsiyete dayalı iş bölümünü evrimsel bir adaptasyon olarak tanımlayarak, hane içindeki sömürüyü "doğal bir kanun" gibi meşrulaştırmıştır. Spencer’a göre kadının enerjisi üreme ve bakım için saklanmalıydı; bu bakış açısı, kadının evdeki mesaisini bir "emek" kategorisinden çıkarıp "hormonal bir refleks" seviyesine indirgemiştir.
Ancak Klinik İktisat penceresinden bakıldığında, bu "doğallık" iddiası aslında devasa bir memetik (kültürel gen) yazılımdır. Richard Dawkins’in "mem" kavramıyla açıklarsak; "kadın ev işinden anlar/sorumludur" fikri, biyolojik bir zorunluluk değil, kuşaktan kuşağa kopyalanan,
Ancak Klinik İktisat penceresinden bakıldığında, bu "doğallık" iddiası aslında devasa bir memetik (kültürel gen) yazılımdır. Richard Dawkins’in "mem" kavramıyla açıklarsak; "kadın ev işinden anlar/sorumludur" fikri, biyolojik bir zorunluluk değil, kuşaktan kuşağa kopyalanan,
taklit edilen ve toplumsal hayatta kalma stratejisi olarak benimsenen bir kültürel kodlamadır. Bu mem, kendini "kutsal" veya "doğal" olarak tanıtarak iktisadi eleştirilere karşı bir bağışıklık sistemi geliştirir. Eğer bir işi "sevdiğiniz için" veya "doğanız gereği" yapıyorsanız, o iş için ücret talep etmek veya yükü paylaşmak "fıtrata aykırı" bir sapma olarak kodlanır.