İstanbul Kuzey Demiryolu Geçişi Projesi: Türkiye'nin bağlantısallığı için ne ifade ediyor?
INRAIL, Orta Koridor'un en kritik darboğazlarından biri olan İstanbul Boğazı geçişini hızlandırarak Türkiye’yi yalnızca transit bir aktör olmaktan çıkarıp işlevsel bir lojistik ve jeostratejik merkeze dönüştürebilecek süreci tetikleyebilir.
Dünya, Rusya-Ukrayna Savaşı’yla başlayan, Gazze’deki soykırımla derinleşen ve ABD/İsrail-İran Savaşı’yla kronikleşen çok katmanlı bir krizler döneminden geçiyor. 2023'ten bu yana Kızıldeniz’de Husiler’in tetiklediği kriz, günümüzde Hürmüz Boğazı'nda cereyan eden çatışmalar, “koridor savaşlarının“ somutlaşmış örnekleri olarak öne çıkıyor. Hürmüz krizi ile beraber özellikle küresel enerji ticaretinin sekteye uğraması, alternatif hatları yeniden ve daha acil bir şekilde gündeme getirmiş vaziyette.
14 Nisan 2026'da Türkiye ve Dünya Bankası arasında Washington'da imzalanan 1,67 milyar avroluk finansman anlaşması, alternatif hatlardan birisi olan Orta Koridor’un önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Dünya Bankası tarihinde onaylanan en büyük üçüncü proje olarak kayıtlara geçen İstanbul Kuzey Demir Yolu Geçişi Projesi (İstanbul North Rail Crossing Project-INRAIL) toplamda 8,1 milyar dolarlık uluslararası bir finansmanla destekleniyor.
Bahse konu proje, Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçecek 127 kilometrelik elektrikli ve yüksek kapasiteli demir yolu hattının inşasını kapsıyor. Hizmete girdiğinde boğaz boyunca yıllık demir yolu yük taşıma kapasitesinin 3 milyon tondan 50 milyon tona çıkması bekleniyor.
Koridor savaşları ve bağlantısallık
Burada akıllara Parag Khanna’nın 2016'da yaptığı "Bağlantısal Coğrafya: Küresel Uygarlığın Geleceğini Haritalamak" adlı çalışması geliyor. Bu çalışmada yazar küresel düzenin, akışların ve bağlantıların mantığıyla şekillendiğini ileri sürüyordu. 21. yüzyılda dünya siyasetini sadece sınırlar ve askeri güç üzerinden anlayamayız. Altyapı, tedarik zincirleri, enerji hatları, veri iletimleri, ulaşım ağları ve coğrafyalar arası bağlantısallık üzerinden şekillenen yeni bir dünyayla karşı karşıyayız.
Bu çerçevede devletlerin gücü aslında sahip oldukları hatların sayısı, kapasitesi ve güvenilirliğiyle ölçülür noktaya gelmiş durumda. Bunu bir egemenlik pratiği olarak okumak da mümkün. Ama burada kritik nokta, sadece "akışların" üzerinden geçtiği bir koridor ülkesi olmaktansa kuralları ve kapasiteyi belirleyen bir aktör olmak.