Clausewitz’in Gölgesinde: Stratejik Körlük ve Savaşın Sisi
Dr. Hüseyin Korkmaz
ABD, Trump ile beraber 'stratejisi olmayan güç kullanımı' aşamasına girmiş durumda. Savruk ve bir o kadar kontrolden çıkmış bir yaklaşım izleniyor.
Kısa süre önce yayınladıkları ulusal güvenlik stratejisinde altını iftiharla çizdikleri "esnek realizm" ve "güç yoluyla caydırıcılık" gibi kavramların bugün esamesi bile okunmuyor. Ya da bu kavramların yanlış yorumlandığına şahit oluyoruz.
Esneklik, pratikte tutarsızlık ve fevrilik olarak sahaya yansıyor. Uzun vadeli bir "Büyük Strateji" (Grand Strategy) olmadığı için ABD'nin hamleleri müttefiklerinde güvensizlik yaratmaktan başka bir işe yaramıyor.
"Güç yoluyla caydırıcılık" ancak karşı taraf "rasyonel" bir geri çekilme hesabı yaparsa işler.
Fakat işin içine rejimin bekası ve ideolojik tutkular girdiğinde, İran örneğinde olduğu gibi doğrudan konvansiyonel bir savaşa girmek yerine yıpratma stratejileri ve zaman kazanma taktikleriyle İran, ABD'nin "kaba gücünü" boşa çıkarmış oluyor.
Teknoloji ve gücün kusursuzluğuna yaslanan ancak buna karşın tarih, toplum ve insanı hesaba katmayan bir stratejik körlük, ABD devlet ricalinin yekûnuna egemen olmuş durumda.
Clausewitz savaşın doğasını bu minvalde sanırım en iyi tespit eden isimlerden birisi.
Savaş mekanik bir şey değil.
İçinde bolca tutku, belirsizlik ve politikleşmiş unsurlar söz konusu.
Napolyon Moskova'ya girdiğinde bir milletin şehrini teslim etmektense yakmayı tercih edebileceğini gördüğünde ne düşündü acaba?
Aslında Napolyon burda taktiksel bir hata yapmadı ama sonuçta beklediği siyasi sonucu elde edemedi. Ordusu Moskova’da kaldıkça iaşe, barınma ve lojistik sorunları büyüdü.
Geri çekilme başladığında kış, açlık, hastalık, yıpranma ve Rus saldırıları orduyu mahvetti.
ABD'nin İran savaşı ile birlikte karşı karşıya olduğu durum da farklı değil. Biraz analojik bir benzetme olduğunun farkındayım tam bir özdeşlik yok ama İran denkleminde de ABD açısından şu net olarak görüldü:
İran'ı vurmak başka şey, Tahran’ı ABD’nin istediği siyasi sonuca zorlamak başka bir şey.
Askeri üstünlük, otomatik olarak siyasi teslimiyet üretmiyor.
Karşı tarafın sosyo-ekonomik durumu, rejim yapısı, milliyetçiliği ve savaşın ekonomik etkileri devreye girince savaşın doğası tamamen farklı bir görünüme bürünüyor.
Ezcümle gerçek savaş, teorideki kadar temiz ve düzenli işlemez ve yine Clausewitz'e başvuracak olursak her yerde 'sis' (fog of war) ve 'sürtünme' (friction) vardır.
Savaşta çoğu şey planlar çerçevesinde kolay görünür ama pratikte zorlaşır.
Karşı tarafın iradesi kırılmadan hiçbir savaş da kazanılmaz.
X / drhkorkmaz