Batı’nın “Rüya Sarayı“ Çöküyor mu?
Batı'nın "rüya sarayı" çöküyor mu? "Batı, Küresel Güney'e had bildirirken aslında kendi jeopolitik sonunu mu hazırlıyor?" Mahbubani'nin Foreign Affairs'te yayımlanan "The Dream Palace of the West" makalesi, sistem krizini ve Batı'nın körlüğünü irdeliyor.
Makale, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb'ın "yeni dünya düzenini Küresel Güney'in belirleyeceği" tezine* bir yanıt niteliğinde. Mahbubani, Stubb'ın haklı olduğunu söylüyor ancak kritik bir gerçeğin altını çiziyor: "Acı gerçek şu ki Batı, Küresel Güney’i dinlemeye pek istekli görünmüyor. Küresel Güney ülkelerinin tamamı, dünya düzenine ilişkin baskın Batılı perspektifleri paylaşmıyor." *bkz. Alexander Stubb, The West’s Last Chance, Foreign Affairs
Mahbubani'ye göre Batılı politika yapıcılar dünyayı kendi pencerelerinden okumakta ısrarcı. Ancak Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki milyarlarca insan, Çin ve Rusya'yı Batı'nın gördüğü gibi birer "varoluşsal tehdit" olarak algılamıyor. "Çinli olmayan 3,3 milyar Asyalının çoğu, Afrika’da yaşayan yaklaşık 1,5 milyar insanın büyük kısmı ve Latin Amerika’da yaşayan 660 milyondan fazla kişi, Çin ve Rusya’yı farklı görüyor." Mahbubani'ye göre yakın tarih göz önüne alındığında, dünyanın geri kalanının Batı'dan korkmak için çok daha rasyonel sebepleri var.
Ukrayna Savaşı bu stratejik kopuşun en somut örneği. Küresel Güney, Rus işgalini kınasa da Batı'nın yaptırım rejimine katılmadı. Aksine, krizin temelinde Batı'nın -ve NATO'nun doğuya genişleme politikasının- kışkırtıcı adımlarının yattığı görüşü (George Kennan'dan John Mearsheimer'a kadar uzanan bir perspektifle) Küresel Güney'de geniş yankı buluyor.
Batı'nın ahlaki üstünlük iddiası ise ikiyüzlülük duvarına çarpıyor. Avrupa'nın Ukrayna'daki sivil kayıplara gösterdiği haklı tepki, Gazze'deki yıkım karşısındaki sessizliğiyle sıfırlandı. Mahbubani makalede bu minvalde son derece sert ve çarpıcı ifadeler kullanıyor. Çin ile ilişkilerde de benzer bir miyopluk devrede. 2000 yılında AB'nin ekonomisi Çin'in yedi katıyken bugün eşitlendi. Buna rağmen AB, dünyanın üretim gücünün yüzde 30'unu elinde tutan ve halkına tarihindeki en büyük sosyoekonomik kalkınmayı yaşatan Çin yönetimine karşı hala üstenci bir dil kullanmaya çalışıyor.
Yine Mahbubani'nin Çin ile ilgili şu tespitleri dikkate değer: "Çin Komünist Partisi yönetimi altında Çin halkı, Çin’in 4.000 yıllık tarihinde insani ve toplumsal gelişimin en iyi 40 yılını yaşadı. Sonuç olarak ÇKP, Çin halkının gözünde—ve pek çok Küresel Güney ülkesinde de—büyük saygı, destek ve meşruiyete sahip." "ÇKP’yi şeytanlaştıran ve Pekin’de rejim değişikliğine denk düşecek çağrılar yapan Batılı liderler ve yorumcular, Batı dışında yaşayan dünya nüfusunun yüzde 88’inin gözünde ne kadar gülünç göründüklerinin farkında değil."
Mahbubani, BM Güvenlik Konseyi için yeni bir formül önerirken radikal bir adım atılması gerektiğini vurguluyor: "İngiltere, sömürge geçmişiyle yüzleşmeli ve değişen güç dengesini kabul ederek veto hakkına sahip daimi üyeliğini Hindistan'a devretmeli."