Nostalji Bir Strateji Değildir!
Dr. Hüseyin KORKMAZ Kanada Başbakanı Mark Carney’in Davos konuşması ‘liberal bir uluslararası sistem’ yanılsaması içerisinde debelenen Batı aklı için hazin dolu bir itiraf anına sahne oldu. Carney'nin diplomatik nezaketin arasına gizlenemeyecek sert sözleri ABD Başkanı Trump’ın müesses nizam içerisinde ortaya çıkardığı çatlağın derinleştiğini gösteriyor.
Tarihin sonu ile başlayan ve içine girdiği krizleri öteleyerek yoluna devam eden “kurallara dayalı küresel düzenin“ artık paydaşlarına da katkı sağlamadığı yeni bir dönem içerisindeyiz. ABD’li müttefiklerin düzenin işlemediğine dair giderek kesinleşen kanaatleri Carney’de olduğu gibi bazı hakikat anlarının yaşanmasına neden oluyor.
Konuşmasına Tukidides’in Melian diyalogu ile başlayan Carney’in nasıl bir reel-politik yüzleşme içerisinde olduğu net biçimde görülüyor:
“Görünüyor ki her gün bize büyük güç rekabeti çağında yaşadığımız, kurallara dayalı düzenin solup gittiği, güçlünün yapabildiğini yaptığı, zayıfın ise katlanmak zorunda kaldığı hatırlatılıyor.“
Carney’e göre jeopolitik başat güçler hiçbir sınır tanımıyor. Burada muhatabı Grönland sevdası ile yanıp tutuşan Trump’tan başkası değil elbette.
Manavın Tabelası
Kanada gibi orta ölçekli güçlerin çaresiz olmadığının altını çizen Carney’in konuşmasının belki de en çarpıcı bölümü kuşkusuz Václav Havel’in “Güçsüzlerin Gücü“ başlıklı denemesine yaptığı atıf.
Carney, komünist dönemdeki bir manavın vitrinine inanmadığı halde "İşçiler Birleşin" tabelası asmasını, bugünün Batı dünyasının haline benzetiyor.
Yıllardır "kurallara dayalı uluslararası düzen" dedikleri o devasa yapı, meğerse herkesin rol yaptığı, kimsenin inanmadığı ama "beladan uzak durmak için" sürdürdüğü bir tiyatro:
“Kurallara dayalı uluslararası düzen anlatısının kısmen yanlış olduğunu biliyorduk: En güçlülerin işine gelmediğinde kendilerini kuralların dışında tuttuğunu, ticaret kurallarının asimetrik şekilde uygulandığını biliyorduk. Uluslararası hukukun da failin ya da mağdurun kimliğine göre değişen bir titizlikle işletildiğini biliyorduk.“
“Ritüellere katıldık ve söylemle gerçeklik arasındaki boşlukları büyük ölçüde görmezden geldik“ diyen Carney’in bu çıkışı tam anlamı ile bir itiraf.
Carney’e göre bu bir geçişten ziyade bir kopuş.
Carney böylece Batı’nın kendi kurduğu liberal düzenin, ticaretin barış getireceği, kurumların adaleti sağlayacağı vaadinin, aslında bir "toplumsal yalan" olduğunu kabul ediyor.
Devamı için...
Tarihin sonu ile başlayan ve içine girdiği krizleri öteleyerek yoluna devam eden “kurallara dayalı küresel düzenin“ artık paydaşlarına da katkı sağlamadığı yeni bir dönem içerisindeyiz. ABD’li müttefiklerin düzenin işlemediğine dair giderek kesinleşen kanaatleri Carney’de olduğu gibi bazı hakikat anlarının yaşanmasına neden oluyor.
Konuşmasına Tukidides’in Melian diyalogu ile başlayan Carney’in nasıl bir reel-politik yüzleşme içerisinde olduğu net biçimde görülüyor:
“Görünüyor ki her gün bize büyük güç rekabeti çağında yaşadığımız, kurallara dayalı düzenin solup gittiği, güçlünün yapabildiğini yaptığı, zayıfın ise katlanmak zorunda kaldığı hatırlatılıyor.“
Carney’e göre jeopolitik başat güçler hiçbir sınır tanımıyor. Burada muhatabı Grönland sevdası ile yanıp tutuşan Trump’tan başkası değil elbette.
Manavın Tabelası
Kanada gibi orta ölçekli güçlerin çaresiz olmadığının altını çizen Carney’in konuşmasının belki de en çarpıcı bölümü kuşkusuz Václav Havel’in “Güçsüzlerin Gücü“ başlıklı denemesine yaptığı atıf.
Carney, komünist dönemdeki bir manavın vitrinine inanmadığı halde "İşçiler Birleşin" tabelası asmasını, bugünün Batı dünyasının haline benzetiyor.
Yıllardır "kurallara dayalı uluslararası düzen" dedikleri o devasa yapı, meğerse herkesin rol yaptığı, kimsenin inanmadığı ama "beladan uzak durmak için" sürdürdüğü bir tiyatro:
“Kurallara dayalı uluslararası düzen anlatısının kısmen yanlış olduğunu biliyorduk: En güçlülerin işine gelmediğinde kendilerini kuralların dışında tuttuğunu, ticaret kurallarının asimetrik şekilde uygulandığını biliyorduk. Uluslararası hukukun da failin ya da mağdurun kimliğine göre değişen bir titizlikle işletildiğini biliyorduk.“
“Ritüellere katıldık ve söylemle gerçeklik arasındaki boşlukları büyük ölçüde görmezden geldik“ diyen Carney’in bu çıkışı tam anlamı ile bir itiraf.
Carney’e göre bu bir geçişten ziyade bir kopuş.
Carney böylece Batı’nın kendi kurduğu liberal düzenin, ticaretin barış getireceği, kurumların adaleti sağlayacağı vaadinin, aslında bir "toplumsal yalan" olduğunu kabul ediyor.
Devamı için...