Aslında 2019’dan bu yana bölgede farklı bir denklem var. ABD'nin temel endişesi Çin’in Latin Amerika’daki kökleşmiş ve giderek derinleşen varlığı. Asıl mesele, Monroe Doktrini'nin 2.0 versiyonunu devreye sokarak, Çin ve Rusya’nın Batı Yarımküre'deki etki alanını kısıtlamak.
Trump, Mar-a-Lago konuşmasında şaka ile karışık “Don-roe Doktrini diyorlar artık" diyerek her zamanki gibi kendisini öne çıkardı. ABD bu müdahale ile ayrıca dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine yeniden yön verme şansına sahip oldu.
Pekin, Venezuela ile ilişkisini 2023 yılında "Her Koşulda Stratejik Ortaklık" seviyesine yükseltmişti. Bu yaklaşım ile Çin, ABD'nin Hint-Pasifik'teki (Tayvan, Filipinler) çevreleme stratejisine ABD'nin "arka bahçesinde" yanıt veriyordu.
Ayrıca kısa süre önce Çin, Latin Amerika ile ilgili bir beyaz kitap yayınlayarak Latin Amerika-Karayipler’i “Küresel Güney“in yükselen gücü ve çok kutupluluğun "taşıyıcısı" olarak konumlandırmıştı. Uzun süre sonra yayınlanan bu hükümet raporu Çin'in bölgeye yönelik stratejisinin somutlaşmaya başladığının işareti olarak algılanmıştı.Yine kısa bir süre önce Çin Devlet televizyonunda ortaya çıkan bir görüntüye göre, Çin ordusu Meksika ve Küba yakınlarında savaş simülasyonları gerçekleştirmişti.
ABD'nin müdahalesinden saatler önce de Çin devlet başkanı Xi Jinping'in özel elçisi Qiu Xiaoqi, Miraflores Sarayı'nda Maduro ile bir araya gelmişti. Toplantıda 600 adet ikili işbirliği anlaşması gözden geçirilmiş ve Çin devlet medyası Venezuela'yı "sarsılmaz bir stratejik ortak" olarak nitelendirmişti.